1 Kasım 2026 Pazar

TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR - 40

Ali Nejat Ölçen, 1980 darbesi ardından aktif siyasetin dışında yazar/araştırmacı kimliğinin ön plana çıktığı yıllar olarak kitaplarıyla bütünleşirken; 1994 sonrasını “Türkiye Sorunları”na ayırarak,  ileri yaş olarak nitelendirilebilecek çeyrek asırlık bir dönemde Türkiye’nin sorunlarına geniş bir yelpazede eğilir. Karşı olduğu milletvekillerine kıyak emeklilik maaşını halkın aydınlatılması için harcayacak, Türkiye Sorunları dergisini karşılıksız dağıtacaktır.

“Bilgi nedir? Bize öğretilenler mi yoksa gözlemlerimizden bizim öğrendiklerimiz mi?” (Ali Nejat Ölçen)

ALİ NEJAT ÖLÇEN ve TÜRKİYE SORUNLARI [*]

-Bürokrasiden Akademisyenliğe/Siyasetten Yazarlığa Cumhuriyete Adanmış Bir Ömür-

Ali Nejat Ölçen, 12 Mart 1971 askeri muhtırası ardından ortaya çıkan baskı rejimine karşı bir muhalif ses olarak, yanlış bulduğu hükümet kararlarını eleştiren yazıları, 1971 sonunda DPT’den ve kamu bürokrasisinden ayrılış tercihini oluşturacaktır. 1972 başlarında kendisine akademi dünyasında yer bulurken, Hacettepe üniversitesinde hem doktora öğrencisi hemde öğretim görevlisi olacaktı.

Bürokrat/teknokrat ve akademisyenlik görev süreçlerindeki (inceleme/makale/ders kitabı/tez gibi) çalışmalarına ek olarak “Ortam/Toplum/Özgür İnsan” gibi aktüel dergilerde yazmayı da sürdürür. 1972’de dahil olduğu akademi dünyasından 1973’de, CHP/ Bülent Ecevit yönetimince siyasete davet edilip “Köykent ve Halk Sektörü" konusundaki çalışma grubuna katılır. 1973 seçimlerinde CHP kontenjanından İstanbul milletvekili olup, TBMM’de 2 dönem (1973-1980) aktif siyasetin içerisinde yer alırken, grup başkanvekili olarak genel başkanına bile mikrofonu kapatacaktır. Kamu bürokrasisinde olduğu gibi siyasette de dik/doğru bir tavır sergileyecektir.

1980 darbesi ardından aktif siyasetin dışında yazar/araştırmacı kimliğinin ön plana çıktığı yıllar olarak -okumaya/yazmaya/üretmeye yönelik- kitaplarıyla bütünleşir. Öncesinde 8 kitabı olan Ölçen, 80 sonrası ise 8 kitaba daha imza atacaktı.

Türkiye Sorunları

1994 yılında başlayıp ileri yaş olarak nitelendirilebilecek 25 yıllık çeyrek asırlık bir dönemde (1994-2018 yılları) Türkiye’nin sorunlarına (ekonomi/siyaset/tarih/felsefe/kültür/edebiyat/hukuk/çevre/ eğitim/sağlık gibi) geniş bir yelpazede eğilir. Türkiye Sorunları kitap dizisi, küçük boy 55-64 sayfa, 2 aylık aralıklı, toplamda 122 sayıya ulaşır. [*] Bkz. Türkiye Sorunları, Haz. Ali Nejat Ölçen, Güldikeni Yay., Ank. 1994-2018.

Türkiye Sorunları dizisi; -okumaya/yazmaya/üretmeye yönelik- tek başına bitmez tükenmez enerjisiyle (salgın döneminde 2020 Kasım’ında 98 yaşında aramızdan ayrılışının 2 yıl öncesine kadar) toplumu bilgilendirme/aydınlatma/farkındalık yaratma bağlamında, başlıbaşına yazın dünyasında örneği görülmeyen bir üretkenlik, takdire şayan bir çaba.

Türkiye Sorunları’nın her sayısının başlangıcında, ilk sayfasında Sokrates’le yapılan güncel konuları içeren bir hayali söyleşi yer alır.

Dostlarının yazı katkılarını alarak, kendi değerlendirmelerine ve tarihi belgelere yer vererek hazırlayıp, kendisine ulaşanları bedelsiz abone yaparak adresine gönderir.

(Bende 2000’li yılların başında abone olarak, söz konusu derginin/yazılarının müdavimi olmuş, bilinçlenme yanında yazılarımda/çalışmalarımda kaynak olarak kullanmış, mail yoluyla kendilerine beğeni/öneri/değerlendirmelerimi paylaşmıştım.)

Ölçen, “Türkiye Sorunları” kitap dizisinin ilk sayısında da belirttiği gibi “yenidünya düzeninin küreselleşme, serbest piyasa ekonomisi, özelleştirme türündeki araçlarına karşıt ‘ulus devlet ve tam bağımsızlık’ ekseninde çoğulcu, katılımcı ve eşitlikçi demokrasiyi özümseyerek ulusal çıkarları, uluslararası ilişkiler içinde korumanın ve geliştirmenin araçlarını ve seçeneklerini  yaratabilen toplumsal/kamusal alan[lara]” odaklanır. 

1990’lı yıllardaki özelleştirme furyasında, devletin özelleşirken özel sektörün devletleştiğini gözlemler. Ölçen’e göre devlet-özel sektör çatışmasının çözümü karma ekonomi,  kamusal girişimcilik ise ulus devletinin alt yapısıdır.  

”Bilgi toplumu olmadıkça ve teknoloji üretme sürecine girilmedikçe, kasırgaya döneceği anlaşılan küreselleşme fırtınasının karşısında nasıl ayakta kalınacağı bilinemez. Siyaset ve devlet adamlarımız, AB üyesi olarak bu fırtınaya dayanabileceğimizi sanıyorlarsa yanılıyorlar. Ulusal stratejiler devlet politikasına dönüşmedikçe, bu yaşamsal sorunun yanıtı kolay kolay bulunamaz.” 

“Zihinlerinde oluşan düşüncelere güvenleri olmadığı için kararsız kalıp olumsuzluğu, olumlaştırmaları bir yana, tersine olumluluğu olumsuzlaştırmaktadırlar. Sabır aslında amacın yol haritasıdır. Eski deyimle güzergahıdır.”

Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine ilişkin yazıları ağır/eleştirel nitelikte olacaktı:

Ölçen’e göre, AB’ye girmeden Gümrük Birliğine/GB’ye girilmesi ulusal çıkarlara aykırı idi.

“Herhalde hiçbir ülke, AB üyeliğine kabul edildiği zaman böylesi bir sonucu Türkiye gibi sevinç çığlıklarıyla karşılamamıştır. Medyası ile görsel ve yazılı basını, siyaset adamları ve hatta kimi öğretim üyeleriyle birlikte AB üyeliğine aday olmak bu denli övgüye değer görülmemiş ve başarı olarak yorumlanmamıştır. Öyle sanıyoruz ki henüz düşün ve duyu organlarımıza yerleşmiş aşağılık duygusundan arınabilmiş değiliz. Kendi ulusal değerlerimize ve kimliğimize, düşün biçimimize, hatta ahlakımıza sızan yabancılaşma olgusundan bu gidişle, yıllarca arınamayacağımız anlaşılıyor. Avrupalı olmak koşul mu ya da bir üstünlük mü? Olaya neden böyle bakmıyor ve neden AB’ne aday kabul edilmemizden utanç verici övünç duyuyoruz?

Utkuya dönüşen Avrupalı olmak tutkusu anlaşılır gibi değil. Avrupalı olmak ne demek. Nasıl Avrupalı olunulur? Daha doğrusu gerekli midir Avrupalı olmak? Başkalarının verdiği kararlarla Avrupalı olunulur mu? Biz Avrupalı değiliz. Doğulu da değiliz. Anadoluluyuz. Biz biziz.”

Kemalizm’in Ekonomisi

Ölçen’e göre, kamusal girişimcilik ulus devletinin alt yapısıdır. Kemalist ekonomiyi geleceğin demokrat ve aydın kuşaklarına tanıtma çabasıyla ekonomide üçüncü yolu yani karma ekonomiyi savunuyordu. Gelecek kuşaklara; “laik ve cumhuriyetçi Türkiye’nin çağdaş koşullarına ulaşmasının tek yolu, Kemalizm’in ekonomi politiğinin ilke ve yöntemlerine sıkı sıkıya bağlı olmalarını” öğütlüyordu.

İslam’ın Sorunu İslamcılar

Ölçen’e göre yalnız İslam Dünyası değil, “Cumhuriyetimiz de em­peryalizmin kucağındadır. İslamcılar yüzünden. İslam’ı İslamcıların elinden kurtarmak, dinin siyasallaşmasına engel olmak, Ortadoğu Coğrafyasına aydınlığı getirmek demektir.”

Çevre Duyarlılığı

Tokat/Erbaa/Kelkit ve Boğalı yaylalarındaki altın madeni projesine tepkiler: “Bu bölgenin tam kalbinde, ladin/gürgen/çam ormanları ile yemyeşil bir vaha olan ve çeşitli yaban hayatının muhafaza edildiği, F köyü ile Tanoba Beldesi arasında açılacak siyanürlü bir altın/bakır madeninin yaratacağı zararların neler olacağını anlamak için Ordu-Fatsa ormanlarında 5 yıl önce açılan siyanürlü altın madenine bakmak yeterlidir. Olası bir madenin Erbaa’mızda doğaya ve insana, derelerimizden, pınarlarımızdan akan yer üstü ve yer altı sularımıza vereceği zararı her aklıselim ve vicdan sahibi görebilir. Tokat ve Amasya illerimize bağlı bütün ilçe/belde/köylerimizin bu büyük felakete dur demesi hepimizin görevidir.”

Dr. Ali Nejat Ölçen, yaşamını ülkesine adayan gerçek bir yurtseverdi. Atatürk/Cumhuriyet devrimleri savunucusu bir aydınlanmacı olarak, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği vatanımızı ve bağımsızlığımızı korumak adına Sevr’i güncelleştiren BOP’u tarihin çöplüğüne atma sorumluğumuzu hatırlatırken; “Bu görevi üstlenecek siyasal partiyi yaratamaz ya da varolanları bu görevi üstlenecek bilince ulaştıramazsak, tarihten silinme sorunlarıyla başbaşa kalacağımız” uyarısı günümüzde daha da önem arzetmektedir.

Ali Nejat Ölçen Kitapları:

-Yapı Acısı - Bir Mühendisin Romanı (1958)

-Türkiye’de Plan Sonrası İktisadi Durgunluk ve Sebepleri (1964)

-Türkiye’nin Endüstrileşme Sorunu (1969)

-Ekonometriye Giriş (1970)

-Halk Sektörü (1974)

-Demokratik Sosyalizme Giriş (1976)

-Faşizm Millet Meclisi’nde Yargılanıyor (1977)

-Nüfus Sorunu ve Toplum Sağlığının Ekonomik Analizi (1979)

-Osmanlı Meclisi Mebusanında Kuvvetler Ayrımı ve Siyasal İşkenceler (1982)

-İslam’da Karanlığın Başlangıcı ve Türk İslam Sentezi (1991)

-Karl Marx ve İngiliz Emperyalizmi (1992)

-Ecevit Çemberinde Politika-Politika Çemberinde Ecevit (1995)

-Devlet Yokuşu (1996)

-Kemalizm’in Ekonomisi (1997)

-Kendini Yok Eden Osmanlı 1535-1914 (2008)

-Köklerinden Koparılan CHP/Belgeler-Kanıtlar-Kanılar(2016)

-Türkiye Sorunları (1994-2018)

(1 Kasım 2026)

Remzi Koçöz







29 Ekim 2026 Perşembe

ÜNAL ERKAN ANISINA

ÜNAL ERKAN ANISINA

2019 yılı Aralık ayı içerisinde TEMÜDDER’in “İnsanlar yaşarken de anılmalıdır” etkinliği çerçevesinde Sayın Ünal Erkan’ı TEMÜDDER Genel Başkanımız İsmail Çalışkan ve Bşk. Yrd. Ahmet Sarıca ile birlikte ikametinde ziyarette bulunup, -albümler/sertifikalar/şiltler/anılar arasında söyleşip- yakın tarihe kısa bir yolculuk yaptık. Sonrasında O’nun yaşamına ilişkin hazırladığım (4.43 dk’lık) video/sunuyu 10 Aralık 2019 günü Ankara Polisevi toplantı salonunda yapılan anma etkinliğinde katılımcılarla paylaştık.

O’nun yaşam öyküsünü ise “Emniyet Teşkilatının/Kolejlilerin İlkler Gururu: Ünal Erkan” başlıklı kaleme aldığım (aşağıda O’nun anısına paylaştığım 3 sayfalık) yazıyı kendisine takdim etmiş ardından web/blog sayfamda (remzikocoz.com) paylaşmıştım. 

Sonrasında 1 yıl öncesine kadar Ankara’da Temüdder’in aylık toplantılarında mesleki/yaşam sohbetleri çerçevesinde bir araya gelmiştik.

29 Ekim 2026 günü aramızdan ayrılan meslek büyüğümüz/müdürümüz/kolejli ağabeyimiz Ünal Erkan’ı rahmet/minnet/saygıyla anarken, başta ailesi/sevenleri olmak üzere kolej camiası özelinde emniyet teşkilatının vede Türk ulusunun başı sağolsun. 

(Karaağaç / 29 Ekim 2026)

Remzi Koçöz (www.remzikocoz.com)

…

“Polis koleji/akademisi mezunu olarak; Polislik çatısı altında geçen 30 yılın içine Ankara ve İstanbul gibi iki büyük ilin emniyet müdürlüğü görevlerini sığdırır. Sonra Edirne valiliğine atanır. Ardından Emniyet Genel Müdürü olarak, polislik çatısının en üst yöneticiliğine getirilir. Ülkenin zor günlerinde olağanüstü hal bölge valiliği görevinde bulunur. Son olarak da TBMM’de milletvekili olarak görev alıp, Devlet Bakanı olur.”

(Erol Özdemir, “Ünal Erkan ile Söyleşi”, Çağın Polisi Dergisi, S:34, Ekim 2004.)

EMNİYET TEŞKİLATININ/KOLEJLİLERİN İLKLER GURURU: ÜNAL ERKAN

Milli Mücadelenin 100.Yılı etkinlikleri kapsamında Kolej Platformu tarafından düzenlenen ve TEMÜDDER üyeleri ile kendini Cumhuriyet sevdalısı olarak addeden Emniyet Teşkilatının yetiştirdiği değerlerinin 29 Ekim ve 10 Kasım 2019 günleri Anıtkabir ziyaretleri ve akşamında birliktelikleri anlamlıdır. Bu değerler arasında Emniyet Teşkilatının farklı birimlerinde/farklı rütbelerde görev yapmış şahsiyetlerden tutun da İl Müdürlüğü, Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Genel Müdürlük, Valilik hatta Bakanlık yapmış vede Emniyet Teşkilatının tarihine imzalarını atmış şahsiyetler vardır. Ve bu şahsiyetler arasında da en çok ilgi odağı olan biri vardır. Emniyet Teşkilatında çoğu insana nasip olmayan/olmayacak bir yükseliş kateden ve yükseldikçe de özünü, mütevaziliğini kaybetmeyen bir değer, bir başarı öyküsü, Kolejlilerin ilkler gururu: Ünal Erkan…

            Müdürlükten Valiliğe, Vekillikten Bakanlığa birden çok unvanı bir arada bulunduran Ünal Erkan, Emniyet Teşkilatı günlerinin özelini ve özlemlerini, çocukluğundan/bakanlığa uzanan süreci, kısacası yaşam serüvenini (2019 yılında aramızdan ayrılan sevgili ağabey Erol Özdemir’e vermiş olduğu 17 sayfalık bir röportajla) Çağın Polisi Dergisi aracılığıyla Emniyet Teşkilatı ve kamuoyu ile paylaşır.

Ünal Erkan, Mustafa ve Maide Erkan çiftinin 6 çocuğunun ortancası olarak 16.10.1942 tarihinde Erzurum’da dünyaya gelir. Polis Memuru olan babasının görevi nedeniyle Ankara/Altındağ/Atıfbey mahallesinde kiralık bir gecekonduda büyür. İlk ve ortaokulu Ankara’da okur. Hava Askeri Lisesinin sınavlarına hazırlanırken Polis Kolejinin yeniden öğrenime açılması ile Baba mesleğini kendine ideal edinerek 1958 yılında polis kolejine adımını atar. (Polis Koleji; 1941-1950 arası 10 dönem mezun vermesinin ardından kapatılmış, 1958’de yeniden açılınca, O yeni dönemin ilk, kolejin ise üst sınıfı olmayan 11. Dönemin 475 nolu öğrencisi olur. Daha Kolejde başlayan abilik, meslekte ve sonraki süreçte Kolejliler kadar teşkilatın abisi olarak da devam edecektir.)

Dersler dışında, mütalaalarda, teneffüslerde, özellikle futbol sahasında güzel arkadaşlıklar paylaşılır. O bir futbol tutkunudur, adeta futbol onun için ikinci bir sevdadır. Daha Kolej günlerinde Enstitü futbol takımına seçilir. (Kadroda Emniyetgücü forması ile ter dökecek, sonrasında ilerleyen yaşına rağmen halısaha müdavimi olacaktır.)

Kolej öğrencisi iken bu kez 1960 yılında polis enstitüsünde öğretime ara verilir. Enstitünün yeniden açılması için tüm kolejliler diken üstündedir. Ulaşabildikleri ilgililere seslerini duyurmaya çalışırlar. Nihayet 1 yıl aradan sonra Enstitüde eğitim/öğretime 1961 yılından itibaren tekrar başlanılmıştır.

1961’de kolejden mezun olur. Aynı yıl 15961 sicil sayılı öğrenci polis memuru olarak başladığı Polis Enstitüsünden/Akademisinden 1964 yılında Komiser Yardımcısı olarak mezun olduktan sonra Bursa/İnegöl ilçesinde Emniyet Amir Vekili olarak göreve başlar. Ardından vatani görevini yedek subay olarak Polatlı’da başlayıp Erzurum’da tamamlar. Askerlik dönüşü, Emniyet Genel Müdürünün talimatıyla EGM/İstihbarat-Önemli İşler Dairesinde görevlendirilir.

Başkomiser rütbesinde “önemli işler” biriminde görevli iken, birlikte görev yaptıkları amir/müdürlerinin karşı durmalarına ve o dönemde emniyet teşkilatında çok da tasvip edilmeyen dernek faaliyetleri içerisinde kendini bulur. Polis Enstitüsü Yükseköğrenim Mezunları Derneği başkanı olarak, Polis Enstitüsü öğrencilerinin 1969 yılı boykot eylemlerinde arabulucu olarak görev alır. Öğrencilerin isteklerinde haklı olduğunu ve isteklerinin yerine getirilmesi gerektiği çerçevesinde İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü ile görüşürler: Boykot yanlış, ama istekler haklıydı. Ancak boykotun devamından yana olanların boykotu sürdürmeleri üzerine okulun kapatılıp Enstitü öğrencilerinin kadroya gönderilme sürecinde kendisi de bedel öder, alelacele Konya iline sürgün/tayin edilir. (Konya/Seydişehir’de, -Hizmet otosu verilmeyip Seydişehir’e otobüsle 4 saatte yalnız başına ulaşarak- kimsenin yapamadığını başarıp, kamyon eylemcilerini ikna ederek yolun trafiğe açılmasını sağlar.)

4 aylık Konya macerasının ardından yeniden Ankara’ya eski birimine döner. İstihbaratta şube müdür yardımcılığına terfi etmesinin ardından 3’lü kararname ile Ankara Emniyet Müdürlüğü kadrosuna atanmasının ardından 1974-1975 yıllarında Ankara narkotik şube müdürü, ardından asayiş şube müdürlüğü yapar. (Asayiş ekipleri için gönderilen minibüslerde birlikteliği sağlamak için siyah-beyaz renklerle boyamayı uygun bulur, ancak Beşiktaş kulübünün üyesi/taraftarı olması nedeniyle farklı algılanır. Zaten O, farklı platformlarda Beşiktaşlılığını öne çıkaracak, Onlarında Ünal abisi olacaktır.)

1977 yılında Ankara’da merkez görevine, 1979’da emniyet müdür yardımcılığı rütbesine terfi etmesinin ardından İstanbul emniyet müdür yardımcılığına atanır. Siyasi ve asayiş hizmetleri ekiplerle birlikte kendisine bağlıdır.

1980 Eylülünde (12 Eylül harekatından bir hafta önce), İstanbul emniyet müdür yardımcılığından 38 yaşında terfian Ankara il emniyet müdürlüğüne atanır. 4 yıllık Ankara Emniyet Müdürlüğünün ardından 1984 yılında müdür yardımcısı olarak görev yaptığı İstanbul iline emniyet müdürü olarak atanır. İstanbul Emniyet Müdürü olarak da 4 yıllık bir görev sürecinin ardından 1988 yılında Edirne Valisi olarak atanır. O’nun için artık yeni bir süreç başlar, Emniyet Teşkilatı geride kalmış mülki amir olarak görevlendirilir.  1991 yılında 3 yıllık Edirne Valiliğinin ardından 30 yıllık üniformasını taşıdığı/kendi yetişmiş olduğu kuruma Emniyete, Genel Müdür olur. Emniyet Genel Müdürü olarak (9.7.1991-18.2.1992)  görev yaptığı kısa süreçte kurumsallaşma çerçevesinde birçok şey sığdırmağa çalışır.  Polis kolejlerinin -sayısının artırılması hatasını giderme açısından- sonradan açılanların kapatılmasını sağlar. 1980 sonrası tehlike görülmeyip yol verilen FETÖ yapılanmasına ta 1991 yılında darbe vurur. Akademi kuralarındaki usulsüzlüğe/kayırmacılığa gece saat 24’de bizzat el koyarak engel olur. Soruşturma başlatıp ceza almalarını sağlar. (Sonraki süreci hepimiz biliyoruz, bırakın Emniyet Teşkilatını Ülke olarak uçurumun kıyısından döndük!)

Sonrasında rütbe terfilerinde -benimde içerisinde bulunduğum birçok rütbelinin mağduriyetini önlemek adına sınav silsilesinde kayırmacılığın alenen yapıldığı- mülakatların kaldırılması ile İKK (İstihbarata karşı koyma) adı verilen ve teşkilatın üvey evladı konumuna getirilen (sakıncalı olarak addedilen) personeli üzerinde demoklesin kılıcı gibi kullanılan bir fişlemenin sonlandırılması süreci yaşanır.

Emniyet Genel Müdürü görevi uzun sürmez. 1992 yılında Ülkenin zor günlerinde OHAL bölge valisi olur. 1992-1995 yılları terörün pik yaptığı yıllardır. 3 yıllık sıkıntılı bir süreç ve görevin ardından memuriyet ve bürokrasi görevine noktayı koyar. Artık Emniyet ve Mülki hizmetler sona ermiş yeni bir kulvara geçmiştir. Yıllarca yaşadığı mesleki ve bürokratik deneyimlerini siyaset arenasına taşıyacak, 20. Dönem Ankara milletvekili olarak TBMM çatısı altında parlamenter olacaktır (24.12.1995-18.4.1999). Parlamentoda grup adına 7-8 konuşma, birkaç da gündem dışı konuşma yapar. 1996 yılında 53. Hükümet kabinesine girerek Devlet Bakanı olur (6.3-28.6.1996). (Filiz Hanım ile evliliğinden 3 çocuk babası olurken, sonrasında torun sahibi dede olacaktır.)

İl emniyet müdürü olduğu zaman büroda oturmaz, görev mahallinde arkadaşlarıyla birlikte olur. Hatta bir gün önceden olay yerinde egzersiz yapar, sonrasında da değerlendirme ve özeleştirisinde bulunur. Karakolları gezer, hem o semtin özellikleri hakkında bilgi edinir, hem de personelin durumunu yerinde görür, dinler, sorunlarına yardımcı olmaya çalışır.  

Memuriyet hayatı boyunca, cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, genel müdür ve valilerden çok sayıda takdirname alır. Aynı şekilde birçok maaş taltifi ile ödüllendirilir. Diyarbakır’da adının verildiği ilköğretim okulu var. Bölge valisiyken yaptırdığı polis helikopter alanına adı verilir.

Ayrıca “Hizmette Başarı”, Terörle Mücadelede Üstün Başarı”, “Türk Kültürüne Hizmet”, “Türk Sporuna Hizmet”, “Yılın Bürokratı”, “Halkla İlişkilerde Başarı” vb. nedenlerle tarafına verilen belgeli ödüller/plaketler bulunur.  

O’nun en önemli şiarı: “Halka gideceksiniz, halkın gelmesine imkan vereceksiniz, halkı anlayacaksınız, halkı duyacaksınız.”

Aslolan insanları yaşarken değer kılmaktır!

Emniyet Teşkilatının yetiştirdiği seçkin insanlar ve değerler arasında yer alan Ünal Erkan; bir Polis Koleji mezunu olarak meslek kariyerini İl Emniyet Müdürlüğünden Valiliğe ve Emniyet Genel Müdürlüğüne, Milletvekilliğinden Bakanlığa taşıyıp taçlandırır. Emniyet Teşkilatının/Kolejlilerin ilkler gururu olarak başarı öyküsü ile tarihe geçerken, sadece Kolejlilerin değil Türk ulusunun bağrında kendine yer bulacaktır.

Saygılarımla…

(Ankara/10.12.2019)

Remzi KOÇÖZ


BAYRAMİÇ ve GÜVEN AİLESİ

BAYRAMİÇ ve GÜVEN AİLESİ ANISINA...


1982 yılında (44 yıl önce)
Mezuniyet sonrası Çanakkale/Gökçeada ilk görev yerimdi.
Ardından Bayramiç ilçesinde (1982-83 yılları) görev yapmıştım.
Kısa süreli görev yapsam da
Bayramiç'in bende ayrı bir yeri vardı.
Bu süreçte tanıdığım,
sonrasında dostluğumuzun kesintisiz devam ettiği, karşılıklı ziyaretlerde bulunup/görüştüğümüz değerli dostlar,
Güven ailesinin bireylerinden
-Bayramiçspor'un emektarı/
futbolcu arkadaşımız-
Kolega / Sadi Güven'in kardeşi Selim'in
7 Ağustosta yaşamını yitirmesi erken/genç bir kayıp olarak sevenlerini de üzmüştü.
Babaları esnaf/camcı Suat amca her görüşmemizde Nadire teyze ile birlikte Bayramiç'e davetini yinelerdi.
Oğlu Selim'in başsağlığı için aradığımda ise Ailece Bayramiç'e yılsonuna doğru Ankara’ya dönmeden uğrayacağımızın sözünü vermiştik.
İşler güçler tadilat/tamirat derken Gömeç'ten Ankara’ya dönüşümüz Aralık ayına sarkmıştı.
Selim'in kaybının 2.5 ay sonrasında
28 Ekim çarşamba sabahı
Sadi ve oğlu Serdar'ın face sayfasında
Suat amcamızın kaybını öğrenince
O'na verdiğimiz sözü tutamamanın burukluğu ile son yolculuğuna uğurlamak için yağış/yağmurda olsa
Bayramiç'e yola koyulacaktım.
Benim açımdan,
Güven ailesi özelinde Bayramiç'e ilişkin
Gönülbağı ve vefa duygusu farklı bir şeydi.
2 saatlik direksiyonda film şeridi gibi

(Bayramiçsporun antremanlarina katılıyorum, gençlerle top oynuyorum diye ilçede amirlik yapamaz gerekçesiyle tayinim çıkarılmıştı)

Birnevi 44 yıl öncesine yolculuk yapacaktım.
Camcı Suat amcamızı sonsuzluğa uğurlarken,
Güven Ailesinin bireyleri yanında

(Av.İbrahim Sözen, Maliyede şef Halil Özer vd)  
eski dostlarla da görüşecektim.
Suat amca yanında
Selim kardeşe de Allah'tan rahmet,
Güven ailesine/sevenlerine başsağlığı
ve sabırlar dileğiyle,
Toprakları bol ışıklar içinde olsunlar...
(Bayramiç / 28 Ekim 2026)
😔🌷🙏
Remzi Koçöz



25 Ekim 2026 Pazar

TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR - 39

Ali Nejat Ölçen, Kuvayı Milliyeci subay bir ailenin çocuğu olarak 1922’de dünyaya gelirken Cumhuriyet ve devrimlerle birlikte büyüyecekti. İlkokul son sınıf öğrencisi iken 1933 yılında Atatürk'ü üstü açık bir araçta gören, Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençlerdendi. Kabataş Lisesi ardından İTÜ’yü bitirecekti. DSİ’de su mühendisi olarak 1940’lı yılların sonlarından 1960’lara kadar sahada baraj inşalarında görev sonrası, mühendislikten planlamacılığa geçiş yapacaktı. Türkiye’nin yönetim kadrosuyla bir şekilde yakinen çalışırken, 2. Adam İnönü’yle yolları önce cumhurbakanı iken Porsuk barajında, sonrasında başbakanken Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) sunumlarında kesişmişti. Kenan Evren yedeksubaylığında komutanı, Süleyman Demirel ve Turgut Özal DPT’de mesai arkadaşı idi! “Devlet Yokuşu” Türkiye’nin bu sarsıntılı yıllarının anılar dağarcığında tarihe not düşülmesidir.

        “Gerçeğin, doğrunun yanında, içinde, arkasında; yanlışın, art niyetin ise karşısında olacağız.”             (Ali Nejat Ölçen)

            ALİ NEJAT ÖLÇEN ve DEVLET YOKUŞU [*]

            -Mühendislikten Planlamacılığa Bir Dönemin Yansımaları-

1960 ihtilali ardından henüz yasası çıkmamış (1961 anayasasında yer alacak) olan DPT’ye atanınca; “1952’de enerji kongresine sunmuş olduğum tebliğde DPT kurulmalı, devlet plansızlıktan kurtulmalı diye yazdığım için başıma gelmedik kalmamıştı. Kara listeye alınmış, görevden ayrılmak zorunda kalmıştım. 8 yıl sonra öyle bir teşkilata uzman olarak atanacağımı nereden bilebilirdim ki” derken, “Ulusal planlama düşüncesi” önerisi gerçekleşip matematiğe/analitik düşünceye yatkın bir mühendis olarak, DPT’de ilk ulusal plancılar çekirdeğine katılımı ilginç bir tesadüf olacaktır. 

DPT Danışmanı Prof. Tinbergen’i dinlerken; “Yeni bir dünyanın ışıklarının aydınlığını yaşıyor gibiydik. Önümüzde daha mutlu bir Türkiye uzanıyordu ve salonda biz 20 kişi, o mutluluğu avuçlarımızın içine almıştık.” (Süleyman Demirel, Turgut Özal, Atilla Karaosmanoğlu, Ayhan Çilingiroğlu, Turan Ottova, Yalçın Küçük, Yücel Yener vd uzmanlar.)

I.Beş Yıllık Kalkınma Planı matematik hesapları bittikten sonra yurt dışına gönderilir. Almanya’da (Kiel üniversitesi matematiksel ekonomi/ekonometri) “endüstride yer seçimi” araştırması yaparken “Prof.Schneider, maksimum kazanç ilkesinden yola çıkmış, kurduğu denklemleri çözüme ulaştıramamıştı. Gelişmekte olan ülkelerde, minimum maliyetin toplumsal yararını gözeterek, farklı yöntemle yola çıkmaya karar verdim.” Talep esnekliği küçük olan nesnelerin üretiminde, maksimum kazanca ulaşmanın olanaksızlığını ve kurulan denklemlerin çözümsüzlüğünü ispat etmiş”, araştırması Weltwirtschfliches Archiv’de yayınlanarak, Dünya ekonomi arşivine girmişti. Ancak “Kapitalist dünyanın maksimum kazanç ilkesini devirdiğimin farkında değildim” diyecekti.  

“Bir sarı zarf geldi. Görevi başında bulunmadığım için 16.9.1962 tarihinden itibaren aylık ücret ödenmeyecek, görevime son verilecekmiş.” Almanya’da devlet burslu olarak araştırma yaparken, Ankara geri dönmesini müstafi olmasını isterken, BM’den aldığı yeni bir mektupla bursu süre olarak 5 ay uzatılıp miktarı (750 iken 950 marka) artırılır.

DPT’de verilen sicilinde ise “Bilimsel ayrıntıya girmezse yönetici olabilir” şerhi düşülüp, “uzman olarak kalır bilimsel çalışmalarını sürdürürsün” denilerek birnevi cezalandırılır.

Ölçen’e göre dış ticaret psikolojisini bilmiyorduk; “Duygularımıza göre resim yapmak, alıcıyı kendi limanlarımızda beklemek değildi, ülkenin dışına açılmalıydık.”

“Konserve kutularından çıkarttığım kaplama kağıtlarıyla oyalanmaya başladım. Bu albümü Türkiye’ye götürüp müsteşara teslim edecektim. Dış ticaretimizi yeniden düzenlemek gerekiyordu. Elle tutulur tarafı kalmamıştı. Yugoslavya/Yunanistan/Romanya’nın ihraç mallarının üzerine yapıştırılan kağıtlar gerçek bir sanat eseri idi.”

Köyden kente yaşanan göç sağlıksızdı. “Gecekondular masabaşı mimarlarına indirilmiş bir şamardır, aslında. Altyapı ilkel olmasa, en güzel konut ve en sağlıklı yerleşim koşulları şehirde değil gecekondularda. Kendi kendilerine güç koşullar altında şehir kuran bu insanlar ülkenin yarın ki en güçlü nüfusunu oluşturacak. Yanlış bir yoldayız. Köyden şehre göç olayını şehirleşme sanıyoruz. Oysaki bu, şehirlerin köyleşmesi artan nüfusu şehirler değil sanayiler içermeli. Şehirleşme sanayileşmenin bir sonucu olmalı, başlangıcı değil. Köyden göç eden nüfusu şehirler değil, sanayiler yutmalı.”

Ölçen, DSİ ve DPT’de birlikte görev yaptığı ve sonrasında başbakan yrd ve başbakan olacak Süleyman Demirel ile ilkesel çerçevede yatırım/israf konularında ayrı düşecekti. Özal ile hem yakın hemde uzak olacaktı.

Turgut Özal ve Kenan Evren

Birlikte DPT’de uzman olarak başladıkları ve sonrasında 6. müsteşar olarak çalıştıkları Özal’la aynı zamanda ordonat okulunda da asker arkadaşı idiler. Birliğin komutanı ise kurmay albay Kenan Evren, eğitim alanında elbisesi/kepi dağınık görüntüsüyle yedeksubay adayı Turgut Özal’a: “senden bu ülkeye hayır gelir mi” diye bağıracaktı. (Tabii yıllar sonra 12 Eylül ardından Özal, Evren yönetiminin -iktidarın kapılarını ardına kadar açarak-, başbakan yardımcısı ve başbakanı olarak görev yapacak,  Evren sonrası ise cumhurbaşkanı olacaktı.)

Özal; “Bizim gen. md (İbrahim Deriner) enerji bakanı oldu,  yerine kendisi yerine başkasını bıraktı. İstifamı etmeli ne yapmalıydı. Bunca yıl emek verdiğim elektrik etüd idaresinden ayrılmayı hiç istemiyorum.” 

Ölçen; “Başbakan Demirel’in özel kalem müdürünün odasında oturur başbakanı ziyaret etmek istediğini söylersin. O dışarı çıktığında telefonlardaki mesajı ona iletmek için kaydedersin.”  Birkaç gün sonra Demirel’in danışmanı olmuş yurt gezilerindeki konuşmalarının teknik verilerini hazırlayan biri olmuştu.

Müsteşar Özal

Mehmet Turgut sanayi bakanı olunca, Özal’da DPT’ye müsteşar olur. DPT’deki ilk mesai arkadaşlarından Ölçen’e“Seninle çok daha yakın çalışacağız dedi ve örgütte görevi değişen ilk kişi ben oldum. Yerime sakallı Yahya Oğuz atandı. Müsteşar müşaviri olmuş, eskilerin deyimiyle kızağa çekildim.”

Özal’ın yeni atadığı uzmanlara yer bulmak için eskilerin masaları koridorlara çıkarılıp bırakılarken, yersiz/masasız uzmanlar grubu kendi aralarında anlaşıp toplantı salonuna doluverirler.

“Müsteşar Turgut Özal olmak üzere devletin arabalarıyla konvoy halinde Cuma namazına giderek örgüte maneviyatın üstünlüğünü de getirmeye başladılar. Hiçbiri yabancı dil bilmiyor, planlama yöntemleriyle de ilgilenmiş değillerdi ama örgütün yıllanmış uzmanlarından daha yüksek ücretle sözleşmeleri Özal tarafından imza edilmişti ve başbakan Demirel de onaylamıştı. Takunyalı biraderler (Yusuf-Korkut Özal gibi) olarak anılan grubun devletin kilit noktalarına atanması DPT’de başlamıştı. Aralarındaki parola selamünaleyküm idi. Devleti, tüm kurumlarıyla, örümcek ağları örmeye başlamıştı.”

DPT temsilcisi olarak Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın yurt gezisinde; “Anadol otomobilinin ilk ürün olarak ne denli ilkel bir tesiste imal edildiğine tanık olmuştum. Fiber-glasın kullanımı cangüvenliği koşullarına aykırıydı. Ama sızan bilgilere göre uygunluğuna ilişkin rapor cumhurbaşkanının oğlu/damadı tarafından düzenlenmekteydi. Sanayicilik yalnız ticaretle değil kamu yönetimimin üst düzeyiyle de koalisyon ortaklığı içindeydiler. Bu düzene karşı saygı duymam olanaksız hale gelmişti.”

Süleyman Demirel

Özal’da Demirel ile DPT’de mesai arkadaşı, birlikte siyasi parti çalışmaları ardından, Demirel başbakanlığında DPT ve Başbakanlık müsteşarlığı görevlerinde bulunacak, Demirel ise Evren sonrası cumhurbaşkanı seçilen Özal’ın başbakanı olurken, Özal’ın ölümünün ardından da o cumhurbaşkanı olacaktı.

Süleyman Demirel: “Daha çok çimento fabrikalarına ihtiyacımız var. Ne kadar çok fabrika yapılırsa o kadar çabuk kalkınırız. Yeni iş alanları açmak gerekir. Bunun yolu fabrika yapmak, yeni iş alanları yaratmaktır.”  

Ölçen: “Önemli olan fabrikaların sayısı değil, talebi karşılayacak kadar üretim” zaman ve kaynak israfıydı bu. Siyasal amaçlarla küçük kapasitede tesisler kurularak maliyetler artmış, kimi yerde çimento karaborsadayken kimi ilde de sıkıntı çekilir olmuştu. Önemli olan çok fabrika yapmak değil. Nerede hangi kapasitede fabrika kurmaktır. Ve buda yeterli değil nasıl bir teknoloji tercihiyle kurmaktır asıl olan. Tesbih taneleri gibi siyasal amaçla ülke yüzeyine fabrikaları savurmak değil.”

Demirel, DPT’de kendisine karşı çıkılmasının ardından hışımla ayağa kalkarak toplantıyı terkedecek, öcünü başbakan yrd iken gel Ali Nejat karşıma geç diyerek, alacaktı.

Kişilerin alınyazısı vardır, örgütlerinde. Demirel başbakan, Özal’da müsteşar olacaktı.

Başbakan Demirel, “Özal’ın dehasından yararlandığını” söylerken, “Müsteşar Özal başbakandan aldığı güçle bakanlar kurulu üyesi düzeyinde karar sahibi olmuştu.”

Prof. Aydın Yalçın (DP sonrası AP ekonomisine yön veren), İstanbul’da köktendincilerin şahlanış mitinginden duyulan tedirginlik nedeniyle, başbakana bunun sakıncaları ile gericilerin DPT’de örgütlendiklerini belirtmişler. Demirel ise “Özal dini vecibelerini yerine getirir ama gerici değildir, Mehmet Turgut ve Erbakan’la ilişkisi yoktur. DPT’deki durumla ilgili bana belge getirirseniz üzerinde önemle dururum” diyecekti.

Yalçın; “DPT’nin bugünkü yapısını en iyi bilen güvenilir kişisiniz, bana yardım edebilirmisiniz.  Gericilikle CHP mücadele ederken biz seyirci kalamayız.”

Ölçen; “Kanımca gericilik AP’nin kanadı altında yaygınlaşmaktadır. Buna sizler parti içinde karşı çıkabilirsiniz sanıyorum.”

Başbakan Demirel’e yansıtılan hususların özeti:

1-Gerici kadrolar devleti ele geçirmektedir.

2-Yabancı firmalara etüd/proje hizmeti verilerek teknik işgücümüz atıl bırakılmaktadır.

3-Özel sektörü teşvik yasasından sadece büyük firmalar yararlandırılmaktadır.

Başbakan Demirel devletin hangi yöne doğru kaymakta olduğunu biliyordu. Neden seyirci kalıyordu. Bunu zaman gösterecekti.

İmam hatip okulları dahil teknik/mesleki okullarından mezunlara yüksek öğrenim olanağı tanınmıştı. Ama yükseköğrenime ancak kendi alanlarında devam koşulu getirilmişti.  Özal, bu tümcenin içine bir parantez açıp imam hatip hariç deyimini ekleyerek, büyük bir ayrıcalık getirmişti. Bu önerge eğitimde fırsat eşitliğini yok eden ve sadece imam-hatip okullarından mezunlara yüksek öğretimin tüm kapılarını açık tutan böyle bir ilkenin kalkınma planından çıkarılmasını öngeren önerge kabul görmez. İmam hatip okullarının din adamı yetiştirme amacı ortadan kalkıyor, Türk eğitim sisteminin temel ilkesi tersyüz ediliyordu.

Doğu Kalkınması

MGK, doğunun ekonomik/sosyal kalkınması/gelişmesi için sorunun DPT’de ele alınması kararına ilişkin; “Doğudaki geri kalmış yöreler ulusal kültürle bütünleşebilmeliydi. Sosyal/ekonomik dengeleri ve bütünleşmeyi sağlayacak olanakları araştırmak, yörenin yönetsel dokusunu çağdaş ve etkin biçimde yeniden düzenlemek ve varılan bulguları hükümete sunmak, ilgili dairenin görevleri arasında yer almalıydı.”

DPT, “Köhne bir devlet dairesi değil, iktidarın her kararına başları sallamak için değil”, siyasal iktidarın kararlarının irdelendiği ve yol gösterici eleştirilerin yapılması amacıyla kurulmuştu. Yüksek planlama kurulunda hükümetin 4 üyesine karşı eşit oy hakkına sahip DPT’nin 4 üyesine bu nedenle yasada yer verilmişti.  

DPT’den / Bürokrasiden Ayrılış

Ölçen, Bürokrasinin dişli çarklarına elini kaptırmayacak, üstesinden gele gele yurtdışından döndükten sonra önce masası yoktu, masası oldu ancak yeri koridordu, sonrasında sıkış-tıkış bir odaya verildi ve genel müdürle restleşecekti. Ardından istifa dilekçesine:

“DPT’de kalkınma planı çalışmalarının gerektirdiği niteliğin/yeterliliğin gün geçtikçe yitirildiğini, uzmanlar düzeyinde sözlü/yazılı başvuruların hiçbirinin dikkate alınmadığı, uzun vadeli uğraşılmak yerine teşkilatın ayrıntılar içine gömüldüğünü, bunun bazı yetkilerin, onu taşımaya ehil olmayan zevata tevdi edilmesinden kaynaklandığını belirterek, yazdıklarımı ispata hazırım diyordu.”

Demokrasinin temel ilkesi; iktidarın yanlışlıklarının iktidar değişikliğiyle giderilmesi olmalı, yanlışlık yanlışlıkla düzeltilemezdi. Genç bir planlamacı olarak yanlışlıkları dile getirecekti:

“Namus sadece bireysel bir nitelik değildir, onun toplumsal boyutu da olmalıdır. O toplumsal boyut, kişinin devletten aldığı maaşı hak etmesini gerektirir. Öylesi namus, suskunluğu, çekingenliği, seyirci kalmayı yadsır, yadsımalıdır.”

“Kendimi örgüte çakılan bir çiviye benzetiyordum. Her müsteşar tepeme çekiçle vurmuş, beni örgüte daha çok saplamıştı. DPT’nin görevi yanlışlık karşısında hükümeti uyarmak değilmiydi. Bunu sözlü değilde yazılı olarak yapıyordum. Birileri çıkıp eleştirilerimde yanlışlık olduğunu söylemiyordu. Öyleyse yazdıklarım doğruydu ve buda bana yetiyordu.”

 “Dış yardım kredi, kalkınma fonu adları adı altında yapılan anlaşmaların hemen tümünde, bizim Türkiye’yi kalkındırma meraklılarının yaya kaldığını görüyoruz. Onların ulusal onurumuzu ve hemde döviz kaynaklarımızı heba ettiğini görmekteyiz. Bu işten vazgeçseler de Türkiye’miz bir an önce namusuyla/şerefiyle –zarar yok- az da olsa kalkınmanın yolunu tutabilse.”  

Müsteşarın: “Makale yazmaktan vazgeç” sözüne cevabı: “Nasıl vazgeçerim yazmaktan. Örgütten vazgeçerim öyleyse. Alın kerpeteni, çıkarın beni, paslanmış bir çivi gibi atın kurtarın, tüm müsteşarlardan kurtarın.”

Ali Nejat Ölçen; yüksek çalışma temposuyla notları/raporları/araştırmaları/makaleleri/ kitaplarıyla 1960-1971 yılları arası ilk uzmanlarından biri olarak çalıştığı süreçte -dönemin ve geleceğin Türkiye’sinin kaderine hükmedecek (cumhurbaşkanı/başbakan/bakanlar/müsteşarlar/genel müdürler gibi üst düzey) kişilerle bir şekilde yolunun kesiştiği- DPT’nin kurumsallaşmasına katkıları ardından “değerliler değersiz, değersizler değerli” olunan/kılınan kamu bürokrasisinden ayrılarak kendine yeni bir yol çizecekti.

[*] (Bkz. Ölçen, Ali Nejat, Devlet Yokuşu, Doruk Yay., Ank.1996, ss.292)

(25 Ekim 2026)

Remzi Koçöz



19 Ekim 2026 Pazartesi

LEKELENME-ME

Kibir - Rehavet - Çürüme - Çöküş 
(İbn Haldun / Mukaddime)

LEKELENME-ME / HESAP VERME-ME
20 milyar dolarları aşan fon vurgunu,
Borsa kayıplarıyla 100 milyarları aşarken,
Hiç edilenler toplamda kaç trilyona ulaştı?
Sadece 1 siyasi açığa çıkıp
-soruşturma/yargılanma yerine-
İtiraf edip affını istedi.
Peki diğerlerinin gizemi ne?
-Kim bu haramiler/vurguncular?
Lekelenme-me hakkı deniyor.
Bu durumda yolsuzluklar,
Çalmak/vurgun suç değil,
İfşa olmak/etmek mi suç?
...
Eski Türkiye'de bu ülkede, 
Cumhurbaşkanı yeğenleri
Yolsuzluktan tutuklanmış,
Bakanlar Yüce Divanda yargılanmış,
Başbakanlar da tanık olarak dinlenmişti.
Şimdi ise yolsuzlukları 
Haber yapan Gazetecilere;
gözaltı/adli kontrol/ev hapsi/tutuklamalar,
Haber sitelerine karartma,
TV kanallarına kayyum atamalar...
Hukuk ve Adalet!
(20.10.26)
Remzi Koçöz


18 Ekim 2026 Pazar

ENDER ŞAHİN: “SAKLI SEVDAM”

 

“Unutmamak unutulmamak ne güzeldi.”

ENDER ŞAHİN: “SAKLI SEVDAM”

Ender Şahin, yazın dünyasına kattığı şiir/hikaye çalışmalarını polisiye romanı dizisi ile çeşitlendirmesinin ardından, bu kez 6.romanı “Saklı Sevdam” isimli çalışmasını (Çoban Yayınları 174 sayfa) 2026 sonbaharında okuyucuları ile buluşturdu. 

(Roman, yazarın 2010 yılında yayımladığı şiir kitabının “Saklı Sevdam” isminden esinlenerek, kaleme aldığı bir çalışma.)

Kitaba editör olarak katkı sunan Doç. Dr. Veysel Dinler; içimizden akademi dünyasına transfer olan bir değerimiz, bir kardeşimiz, akademik yaşamında başarı ve kolaylıklar diliyorum.

Saklı Sevdam…

Bir polis müdürünün kişisel/aile yaşantısından mesleki yaşantısına, zorlu bir görevin başarıyla tamamlanmasına, mutsuz bir evlilik yaptığı ilk eşinden ayrılışının ardından ilk/ortaokul arkadaşı (çocukluk aşkı) ile uzun yıllar sonra karşılaşmasına, onunla yeni bir yuva kurma yanında yıllarını verdiği mesleğinden emeklilik kararına, daha üst görevlere gelmeyi bekleme yerine yeni bir yaşama yelken açarak, hırs/başarı yerine mutluluğun tercih edildiği bir yaşam öyküsü.

Günlük yaşamın içerisinde yazarlar/şairler yanında, Türk müziğinden nağmelerle, sanata/sanatçıya saygı çerçevesinde; toplumun sosyal yaşamına ve kültürüne anlam/renk katan, katkı veren söz yazarı/besteciler ve eserleri; Türk sinemasından oyuncular/filmleri gibi kültürel bir doluluk oluşturulmuş.

Mesleki yaşamın toplumsal yaşamla içiçe ilişkilerini, yapılan görevin kutsiyeti yanında adalet duygusunu öne çıkaran mesajlar vermesi çok önemli.

Yakın tarihimiz açısından işgale destek veren emperyal güçlerin kurtuluşu/ bağımsızlığımızı / cumhuriyeti hazmedemeyip sinsi faaliyetlerine herdaim devam ettikleri yadsınamaz bir gerçeklik. Bu bağlamda ülke sorunları, toplumsal gerçeklikler ile cumhuriyet/ kurucu ilkeler/laiklik gibi toplumsal değerler yanında vatanseverlik ve ihanet konularında hatırlatmalarla, büyük önder Atatürk’ten özlü sözlerle olaylar bütünleştirilmiş.

Yazar, -birey olarak kendinizden/çevrenizden birşeyler bulabileceğiniz bir eserde- kendine özgü yaşanmışlıklar içerisinden anlatımlarla, herkesin kendi yaşam kesitlerinden özdeşleştirebileceği birşeylere dokunacak, okuyucuyu da konularla bütünleştirecektir: 

Okuyucuyu tasvire boğmayan, hemen sonuca ulaştırmayan, sözlü kitap anlatım tekniğiyle sürükleyici ve okuyucuyu nasıl sonuçlanacak diye kendine bağlayan, ara ara ipuçlarıyla öykünün daha hazin bir şekilde sonuçlanma düşüncesinin aksine sevgiyi öne çıkaran bir roman.

…

Adalet /Adil olma olgusu, Haksız kazanç/Rant üzerine;

Emekli hakimin hukuk fakültesi öğrencisi iken “Berlin’de hakimler var” hikayesi hakim olmasında etkili olurken; “18. yy Almanya’sında yaşlı bir değirmencinin toprağını isteği dışında zorla almak isteyen Kral karşısında “Berlin’de hakimlerin yarattığı özgüven” adalet duygusu bağlamında çok önemlidir.”

Bu kararda kendi vatandaşına adaletin güvencesi olan hakim, başka bir ülkenin vatandaşına yapılan suikastın yargılamasında; 20. yy’da1921’de Berlin’de Ermeni terörist tarafından katledilen Talat Paşanın katilinin “tehcirden dolayı travma/cinnet geçirmesi” gerekçesiyle beraati siyasi bir kararla adaletin katledilmesi” şeklinde, tarihe adil olmayan kötü bir emsal karar bırakmıştır.

“Bir yargıç adil olmayan bir karar verdiğinde adaletin simgesi teraziyi tutan kadının bağrına paslı bir hançer saplamış olur. Acısını mağdur olan çeker.”

“Bir kese kağıdının bile darasını alarak müşterilerinin hakkını koruyan bakkal amcaların hikayesini anne-babasından dinlemişti: Ahlak ve adalet diyordu.”

“6-7 Eylül olaylarında kuyumcu ve azınlık evlerinden gasp ettikleri altın ve paralarla arsa/arazi/dükkan/ daire/ işhanı alınması; komşularının emanet bıraktıkları menkullerin” iç edilmesi gibi servet gasbı ve haksız kazanç niteliğindeki olayların yarattığı travmalar devlete/hukuka olan güveni sarsacaktır.

Kitaplar/okuma alışkanlığı üzerine;

Okuma alışkanlığı konusunda günlük gazetelerle yetinmeyip, akşamları da kitap okunması ve bunu tatile çıktığında günlük bir işleve dönüştürülmesi, kitapların önemsenmesi ve bilgiye değer verilmesi şeklinde örnek oluşturacaktır.

“Birer ikişer satın alırken elinize hafif geliyor. Kolilere koyup taşırken ne kadar ağırlarmış diyoruz. Ancak içlerindeki bilgilerin çok daha ağır ve değerli olduğunu okuduğumuzda anlıyoruz. O bilgiler zaman içinde ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya ulaşıyor; bilgili/bilge insanlar yetişiyor.”

Toplumsal bilinçlenme/gelişme çerçevesinde; kitap vb nesneler almak/hediye etmek doğal olarak kültürel gelişime de katkı sunacaktır.

“Özellikle yeni basılmış bir kitabın sayfalarından yayılan kokunun çiçek kokusundan bence farkı yok.”

“Ve birbirimize kitap hediye ederdik.”

Hayvanlar ve Sevginin Gücüne ilişkin;

İnsanlar açısından hayvanlara karşı davranış biçimi yürekteki sevginin birnevi pekiştirilmesidir. Balıkçının martılara ilişkin; “Onlar benim eskimeyen dostlarım” sözleri doğa dostlarının çoğunlukta olduğu ve “İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum” söylemi ise çevremizdekilere kızgınlığın genelleştirilerek ifade edilmesidir.

“Köpek, çocukların ona sevgiyle yanaşması sonucu öyle uysallaşmıştı ki buna sevginin gücü demek yerinde olurdu.”

“Yedi tane kırlangıç yuvası var. Bahçede büyük bir sini ebadında yeri yuva yapma zamanı hep çamurlu tutar. Onları susuz/yiyeceksiz de bırakmaz.”

İnsan ilişkilerinde nezaket/tevazu/paylaşım/görgü kuralları ve Çevre duyarlılığı;

İnsanları selamlama, hitap, hatır sorma, günaydın, iyi günler/akşamlar gibi söylem ve davranışlar, basit görünen ama insan ilişkilerinde olumluluk yaratabilecek önemli şeylerdir.

“Denize girenlerin nezaketli oluşu bölgenin kültürel zenginliğinden kaynaklanıyor. Alışveriş yaparken bunu ben farkettim.”

-Üniversitede okumak için köyden kente gelen fakir aile çocuklarının aynı evi ve kıt/kanaat paylaşımları;

-Komşuluk ilişkileri çerçevesinde “üst katta yalnız yaşayan yaşlı/hasta kadına yemek götürülmesi” örnek bir dayanışma örneği.

-Davet/yemek/buluşma gibi durumlarda zamanlama önemli en az 15 dk önceyi planlamak.

“Sahile ulaştığında kumsaldaki şişeler, naylon torbalar genç adamı rahatsız etmişti. Dönüşte belli bir alanda mıntıka temizliği yapmaya karar verdi.”

“Kentin bugünkü görüntüsü beni üzdü, bu kenti sevenler bunu hak etmiyor.”

Türkiye’nin ilk şehir planlamacısı/mimar/mühendis Aron Angel: “Yeşil alana birtek çivi çaktırmam” derken, Amerikalıların otel projesi/yeri için; “Yeşil alan halkın olmalıdır, bu suça iştirak etmeyeceğim” sözleriyle çevre duyarlılığına örnek oluşturacaktır.

Atatürk/Türk Devrimi/Laiklik/Bölücülük/Hainlik/Vatanseverlik üzerine:

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu büyük önder Atatürk’ün Türk milletine ve gelecek kuşaklara rehber olacak sözlerine olaylar/konular bağlamında yer verilerek; Türk Devrimi genelinde Laiklik ilkesinin önemi 2 kelime ile vurgulanır: “Laiklik akılcılık” idi.

“Uyuyan milletler ya yok olur ya da köle olarak uyanırlar.” 

“Aziz milletime şunu tavsiye ederim ki; bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın.”

“Türk devrimi kurucudur, yüksek bir insani ülkü ile birleşmiş vatanseverlik eseridir.”

“Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.”

Türk milletinin özellikle gençlerinin bu sözleri unutmaması gerektiği önemliydi.

“Bu güzel vatanın haini nedense bitmek bilmiyor. Bunların denize döktüklerimizle kan bağının olduğuna inanmamak elde değil!

“Kurtuluş savaşında İngilizlerin işgalci Yunanlılara desteği Çanakkale’yi unutmaları mümkün değil, sinsi faaliyetleri bugünde devam ediyor.”

-1992 NATO tatbikatında Ege denizinde ABD donanmasınca vurulan Muavenet gemisinin (5 şehit 20 yaralı) kazadan öte kasten vurulması kanaati eksik olmayacaktı.

“Birileri vatana ihanet eder, bir avuç vatanperverde zamanı geldiğinde onları adalete teslim eder. Bu ülke sahipsiz değil.”

“Bayrak töreninde, İstiklal Marşımızı gırtlağımız yırtılırcasına yüksek sesle söylerdik.”

“Hele ilkokulda Andımız’ı, o çocuk sesimizle ne güzel okurduk.”

Cumhuriyet kurumları, özellikle bizim gibi devlet yatılı okuyan çocukların olmazsa olmazıydı; “Sümerbank’ın beyaz pikesi ile örtündü.”

Aşk/Sevgi üzerine sözcükler:

“Unutmamak unutulmamak ne güzeldi.”

“Seven insanın yaşananları unutması neredeyse imkânsız.”

“Daha ortaokul yıllarında yüreklerine birer sevgi fidanı ektiklerini ve onu kurutmadıklarını görüyorum”

“O yıllar sevgi fidanımızı ektiğimiz yıllardı. Bugün koca bir çınar olan o fidanın altında buluştuk.” “Sana olan sevgim duygu dünyamın güneşi oldu.”

“Yüreğindeki aşkın sımsıcak busesini ona sunmakta gecikmedi.”

“Benimle bir ömür yaşarmısın?”

“O benim yıllardır kalbimde yaşattığım saklı sevdamdı.”

“Canım/cananım/canımın yoldaşı/canımın yarısı/yaşam sevincim/…”

“Gönül bahçemdeki solmayan biricik çiçeğim.”

“Yüreğimde taşıdığım sevgiden dolayı tanrıya şükrettim.”

“Yaşamlarımız boyunca hep elele olacağız, birbirimize sadakatle bağlı kalacağız sözünü göz göze verdiler.”

Mesleki Deneyimler/Değerlendirmeler/Prensipler:

-Uluslararası bir casusluk ihbarının değerlendirilme süreçleri: Değerlendirme/planlama/ekipleri görevlendirme/takip/izleme/dinleme/yakalama/deliller /tutanak /sorgu /yargıya intikal

-2001’de Diyarbakır Em. Md. Gaffar Okkan ve 5 polisin teröristlerce şehit edilmesi, onu derinden üzen/yüreğini acıtan bir başka olaydır.

-İlkeli/objektif bir duruş sergilemek.

-Görev anlayışında prensipler geliştirip uygulanmasın sağlamak.

-Tanımadığı insanların masasına oturmamak, çayını dahi içmemeyi prensip haline getirebilmek.

“Ahlaksızlıklara göz yumanlar en az onlar kadar ahlaksızdı.”

“İnsan evladı olmak önemli. Ancak bu yapıdaki yöneticiler bir usulsüzlük gördüğünde yasanın kendisine verdiği yetkiyi kullanır.”

-Şoförü de olsa ona kapı açtırmaması, eşinin/çocuğunun durumlarını sorması.

-Ziyaretine gelen astı da olsa ayağa kalkıp, hoş geldin deyip misafirinin elini sıkması, otur demesi.

-Memuriyet hırsı yerine verilen görevi başarı ile yerine getirme becerisi.

-Çalışanların izin/tatil/dinlenme süreçleri hizmetin yürütülmesine çalışma azmi ve motivasyon katacaktır: “Göreve moral yükü ile başlayacağım.”

“Yurduna sadakatle hizmet et, amirlerinin sözünden çıkma, hizmetten kaçınma.”

“Şu ünlü atasözünü de aklından çıkarma: elbiseni yeniyken, şerefini gençken koru!”

(Ender Şahin, Saklı Sevdam, Çoban Yayınları, İst. 2026, ss.174)

Roman Üzerine (Dil/Anlatım)...

Kısa/yalın cümleler, sade/anlaşılır bir dil, doğal bir anlatım, betimlemeler yerli yerinde, akıcı ve sürükleyici kurgusuyla bir çırpıda yormadan okunabilecek bir eser.

Kısa cümleler daha kısalaşarak, özne-yüklem şeklinde iki kelimeye düşerken, yüklemli bir anlatım dikkat çekici. Diyalogların yoğunluğu ise kolaylık yanında farklılık oluşturmuş.

Kısa cümle/paragraf devamında kısa bölümler, okumayı sürükleyici bir özellik sağlamış.

İnsan ilişkilerinde; sevgi/saygı, içtenlikli hitaplar, nezaket, tevazu, hoşgörü diyalogları; genç okuyuculara, gelecek kuşaklara yönelik rol model yapıda işlenmiş.

Kitabın tematik irdelenmesinde, pozitif bir anlayış yani olumluluk hakim.

Roman, dil bilgisi/anlatım/içerik yönü ile ders kitaplarına taşınabilecek edebi düzeyde.

Ender Şahin…

Yazarak kendini egale ederken,

Yazın dünyasına katkıları nedeniyle içtenlikle kutlarken,

-bir meslektaş olarak gıptayla gururlanırken-

6. romanına imza atarken, 7.si tasarımda,

Takdire şayan bir çaba,

Kalemine/emeğine/yüreğine sağlık,

Sağlıcakla vede üretkenliğinle yazarak kal;

Değerli Dostum…

(17. 10. 2026)

Remzi Koçöz

  








16 Ekim 2026 Cuma

ŞAŞMA-MA

“Bir çürümenin ortasında utancımıza tutunmuş, iyi şeyler düşünerek yaşamaya çalışıyoruz.” 
(Şükrü Erbaş /Şair)

ŞAŞMA-MA / SOR-MA!
Şaşırıyoruz şaşırmasınada,
Tüm bunlara şaşı kalmadan,
Kralın çıplaklığı dışında,
Cevap hakkı özgürlüğü içinde,
-Nefse mağlubiyet / şeytana uyma denilsede-
Şaşkın şaşkın
Sorularımız olacak:
-Fonlardan kaçırılan paralara ne oldu?
-Bu paralar kime/nereye/nasıl gitti?
-Kim/niçin/kimlere aktarıyor?
-Kim bunlar?
...
(16.10.26)

14 Ekim 2026 Çarşamba

GÖRME / ŞAŞIRMA / SORMA

"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir."
"Basın hürdür, sansür edilemez."
(Türkiye Cumhuriyeti Anayasası)  

GÖRME / ŞAŞIRMA / SORMA!
...
Güne/Gündeme/Güncele ilişkin;
Sabah kalktığımızda: 
“-Bakalım bugün neler göreceğiz?” 
Akşam yatmadan:
“Allah Allaaah… Bu kadarı da olmaz ki canım!”
şeklinde çok şeylere şaşırıyoruz.

Bundan böyle;
Alışılagelmişler dışında,
Alışılanın ötesinde, 
Daha çok şeyler göreceğiz!
Ufkunuzun çok çok ötesinde,
Tahayyül edemeyeceğimiz,
Akla / hayale gelmeyen,
Daha çok şeylere şaşıracağız!
...
(14.10.2026)
Remzi Koçöz

6 Eylül 2026 Pazar

SERHAT KILIÇ

Serhat Kılıç...
2000'li yılların başında Erzurum görev sürecimizde -25'li yaşlarda- 
Erzurum Devlet tiyatro sahnesinde tanıdık. 
Sonrasında Ankara’da oyunlarını izledik.
Yetenekli genç bir tiyatrocu olarak belleğimizde yer etti.
Daha sonrasında tv dizilerinde ve sinemada kendisine aşina olduk.
Bizim Serhat dedik.
Oda bizim gibi Ankara sevdalısı idi.
Sahnelere çok erken bir veda 
vede buruk bir ayrılık oldu Onunki.
Sanat dünyamızdan genç bir yıldız kayarken,
Sanatçılar da kolay yetişmiyor bu coğrafyada.
Erken yaşta kayıplara, 
genç ölümlere üzülmemek elde değil.
Işıklar içinde, toprağın bol olsun,
"Molier'in Skapini / Seksenlerin Ergun Plakçısı";
Serhat Kılıç...😔
(6 Eylül 2026)
Remzi Koçöz 

10 Ağustos 2026 Pazartesi

ÇERÇEVE / ÇEVRELENME

 

“Özgürlüğünde/Eşitliğinde/Adaletinde Kaynağı Ulusal Egemenliktir. 

Egemenlik, Kayıtsız Şartsız Milletindir!” 

(Mustafa Kemal Atatürk) 


ÇERÇEVE İÇERİSİNE ÇEVRELEME...

2 yıl öncesinde 2024 sonbaharında başlatılan ve ülkenin üst gündemi haline getirilen

"Terörsüz Türkiye, Çözüm/Barış Süreci" söylemlerinin ardından,

Türkiye’nin ulus/üniter devlet yapısını tartıştıranlardan öte 

-Meclis gruplarından Tv oturumlarına toplumu hipnotize edercesine-

Türkiye devletinin tapusu olan Lozan Antlaşmasını ve Cumhuriyetin kuruluş güvencesi olan 1924 anayasasını inkar eden ve de binlerce insanın katlinin baş sorumlusu olan terör örgütü liderini,

"Barış/Demokrasi havarisi/elçisi" olarak kutsayanlar ve tartışanlar açısından da bir akıl tutulması yaşanırken,

“Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak da nitelendirilen bu 2. Açılım sürecinde;

Terör örgütünün, fesih/silah bırakma kararı (Mayıs 2025) ve göstermelik silah yakma töreni (Temmuz 2025) ardından, TBMM çatısı altında (Ağustos 2025) oluşturulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” tarafından sürece ilişkin durum raporlaştırılır (Şubat 2026).

Söz konusu 110 sayfalık rapor 6 ay sonra -siyasi operasyonlar/gelişmeler gölgesinde- kamuoyunda pek tartışılmadan, toplumsal uzlaşma sağlanmadan, İmralı adası sakiniyle yapılan görüşmeler ardından “Çerçeve Yasası” olarak nitelendirilen ve iktidar saiklerince hazırlanıp Meclise sunulan (5 Ağustos 2026) 10 maddelik "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Teklifi, ilgili Adalet komisyonundan 24 saati doldurmadan hızlıca geçirilip, TBMM genel kuruluna gelirken, sözkonusu Çerçeve Yasasının, 10 Ağustos günü oylanması bekleniyor.

Ne tesadüf ki hem de 106 yıl önce ölüm fermanı olarak Osmanlı’ya imzalatılan Sevr’in ve de ulusal kurtuluş savaşı ardından yeni Türkiye devleti tarafından Lozan’da tarihin çöp sepetine atılan Anadolu'nun bölge bölge paylaşılmasının sözde Haritasının yıldönümünde.

Gelinen noktada;

Türkiye Cumhuriyeti, ulus/üniter devlet yapısı bağlamında, bir bilinmezlik/çelişkiler sarmalında,

Emperyal bir çerçeve/çevrelenme kıskacında, BOP/BİP planları/projeleri kapsamında, bir oldu-bittiye mi sürükleniyor?
Tarih, emperyal oyunlara karşı duruşları/mücadeleleri not alırken,

Türkiye’nin geleceği ile ilgili son kararı vekiller değil,

ulusal egemenliğin kayıtsız/şartsız asli sahibi Türk Milleti verecektir…
(10/8/2026)
Remzi Koçöz 


 



9 Temmuz 2026 Perşembe

ZAMANIN İÇİNDE

'Zaman bir ağaç gibi, kökleri geçmiş, dalları gelecektir.' 

ZAMANIN İÇİNDE...
Zaman bir şekilde akıp gidiyor, 
Bizlerde zamanın bu akıntısında, 
Bir şekilde akıp giderken; 
-Yıllar/mevsimler/aylar/haftalar/günler derken- 
Bazen günler gündüzüyle/gecesiyle zor geçer, 
Hatta geçmek bilmez saatler, 
Zaman bazen dururcasına,
Dakikalardan öte saniyeler önem arzeder.
İşte bu anlarda zamana hükmetmek,
Akışına teslim olmayıp, 
Karşı durarak boyun eğmemek,
-Duruşumuzla/kararlarımızla/çabalarımızla-
Bizim yönetmemiz gerek,
Zamanın içerisindeki anı...
(Denizli/Güney - 09.07.1991)
Remzi Koçöz

28 Haziran 2026 Pazar

ÇİN İZLENİMLERİ

‘Çin’de Lise düzeyindeki Yakınçağ ve Çağdaş Dünya Tarihi dersi için hazırlanan kitabın bir ünitesinde Atatürk'ün hayatına yer veriliyor. Emperyalizme diz çöktüren Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, Çin tarihinde ve ders kitaplarında hasta adam olarak nitelendirilen bir imparatorluğu modern/bağımsız bir devlete dönüştüren büyük bir devrimci olarak büyük saygı görürken, Çin Cumhuriyeti'nin kurucu lideri Sun Yat-Sen ile birlikte anılır.’ 

ÇİN İZLENİMLERİM... 
 Çin’e yolculuk gezi rotasının çok ötesinde doğu uygarlığı, binlerce yıllık kültür mirası, farklı yaşam tarzları ve doğa harikaları ile zihinsel anlamda da farklı bir deneyim oluşturacaktır. Barutun/ kağıdın/matbanın/ pusulanın keşfedildiği, tarihi İpekyolu’nun başlangıcı ve dünyanın sayılı harikalarından Çin Seddi.. 
 1.4 milyar nüfusuyla Hindistan’dan sonra dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi olan Çin anakarasını kuzeydoğudan (Pekin) ortasına (Şian-Cengdu), batısından (Tibet/Lhasa), ortasına (Congqing-Yichang) ve doğusuna (Şanghay) katederken; 
 Gidiş-dönüş (İst-Pekin, Şangay-İst) 20 saatlik uçak yolculuğu dışında, 6 saatlik uçakla 3 iç uçuş (Cengdu-Tibet-Congqing-Yichang-Şanghay), 8 saatlik 2 hızlı tren (Pekin-Şian-Cengdu), Yangze nehrinde cruise gemisiyle 650 km (Congqing- 3 Boğazlar Barajı) yolculuk dışında tekne ile 4 ayrı nehir/kanalda (Cengdu-Congqing-Yangze-Şanghay) 3.5 saatlik yolculuklarımız olurken, ayrıca şehiriçi-şehirlerarası gezilerde otobüsler yanında, finüküler-teleferik-şatıl vb ulaşım araçları kullanılacaktır. 
Asya’nın doğusu/uzakdoğusunda muhakkak Çin kültürünün izlerine rastlanıyor. Çin kültürünü çektiğiniz zaman onların (Japonya’nın ya da Kore’nin) bir kültürü diye bir şey yok. Zaten Çin kültürünü ayırdığınız zaman içinde onlara has hiçbir şey geriye kalmıyor. Onun için gerçek manada Çin yalnızca bugünün yükselen devinin ötesinde en büyük söz sahibinin memleketi. Onların dışında 5000 yıllık tarih söz konusu. 
 İngiliz sömürgeciliği Hindistan gibi tam işgal yerine, 19. yy başlarında Çin’i afyon savaşlarıyla ekonomik ayrıcalıklar/ kapitülasyonlarla yarı sömürge haline getirecektir. Çin’in Çing Hanedanlığı, 20.yy başlarında Dr.Sun Yat-Sen tarafından sonlandırılırken, 1911 Devrimi ile ülkedeki modernleşmenin ve cumhuriyetin önü açılacaktır. Sonrasında uzun yıllar süren iç savaşın ardından Mao Zedong liderliğindeki ÇKP, köylü sınıfı öncülüğünde 1949 Halk Devrimi ile Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurarak, komünist rejimi/prensipleri çerçevesinde büyük bir siyasi/sosyal/ ekonomik dönüşümü başlatacaktır. 
 1979'a gelindiğinde kapalı rejimin kendi düşünce yapısında birazcık konuşabilir hale gelmesi, hafif bir özgürleşme hamleleri sonrası 1989'da kitlesel çok seslilik meydanlara taşınca, öncü konumundaki gençlik asi ilan edilerek baskılanacaktır. Çok geçmeden sert rejimin yumuşama politikasıyla 1992’de Batıya açılım sağlanarak karma ekonomiye geçilecektir. 
Ne komünist ne kapitalist ekonomik sistem (serbest piyasa kurallarının, özel mülkiyetin ve kâr odaklı üretimin) kısmi sosyalist kısmi kapitalist diye tanımlanan (ÇKP merkezi planlaması ve siyasi kontrolü ile birleştirildiği) karma bir ekonomik sistem “devlet kapitalizmi/ piyasa sosyalizmi” adı altında Çin’e özel/özgü geliştirilen bir modeli uyguluyorlar. Örneğin; konut ve arsa devletin, kullanım hakkı yurttaşlara 75 yıl gibi bir süreyle satılıyor. 

 Pekin: Tiananmen Meydanı/Yasak Şehir/Çin Seddi Ülkenin başkenti ve politik merkezi olan 24 milyon nüfuslu, aynı zamanda tarihi dokusuyla da dikkat çeker. Pekin’de adım attığınız ilk andan itibaren Çin’in görkemli geçmişi sizi sarar. Gökdelenlerin yaygın olduğu başkentte en yüksek bina/kule olarak Chine Wallace Tower (518 m) şehrin her yerinden seçilebiliyor. Müzeler/tapınaklar/meydan/yasak şehir bölümleri ve birçok yere giriş için pasaportları yanımızda taşımak durumundayız. Kontrol noktaları/denetim/ asker/polis karışımı görevliler hemen hemen her yerdeler. 
Tiananmen Meydanı; Dünyanın en büyük 3. Meydanı (440 bin m2 /880 m uzunluk, 500 m genişlik). Bu meydanda 1949’da Halk Devrimi ilan edilirken, 1989'da fikrini beyan etmeye kalktıklarında tanklarla üstlerinden geçilen asi çocuklar/üniversite öğrencilerinin kanları da bu meydandaki mermerlere nakşeder. 
Yasak Şehir; Dünyadaki en geniş (720 bin m2) saray yerleşkesi, içiçe devam eden legolar şeklinde 5 kapı/avlu, 1000 bina ve 10 bin dolayında oda/ salondan oluşan 600 yıl boyunca 24 imparator yaşamış. İmparator hiçbir şekilde buradan dışarı çıkamadığı için adı yasak şehir olmuş. Yerleşik Düzen ve Çin Seddi; Dağ ve tepelerin oluşturduğu coğrafya iklimlenmeye sebebiyet verecektir. Buralar ele geçirildikten sonra da yerleşik düzen kurulup, ihtiyaçlar giderildiği için başka bir yere göç etmeleri gerekmiyor. Bulundukları yere/çevreye adapte olunca da belli bir dönem sonra uygarlık çerçevesinde ilerleme/gelişme gösteriyorlar. Bulunduğun coğrafyayı yaşanılır hale getirip belirli seviye yakalayınca ister istemez seninle aynı şansa sahip olmayan zorlu koşullarda bulunan diğer ülkeler/ komşular sendeki bu yapıya saldırıp, başardığın/kurduğun medeniyete ortak olmaya çalışırlar. İşte bu ahvalde kendilerine yönelik tehditlere/saldırılara karşı önlem alabilmek kendilerini savunma amacıyla Çin seddi inşa edilmeye başlanıyor. Bugün baktığımızda 21.000 km’yi aşmış bir ikincisi olmayan dünyanın en önemli inşalarından birisi. 

 Şian: Toprak Askerler ve Ölümsüzlük Sıvısı/Müslüman Mahallesi 
Müslüman Mahallesi; Şian, İpek Yolunun Doğu’daki başlangıç noktası olduğundan Müslüman bir nüfusu da barındırıyor. Ancak bunlar Uygur/Türk kökenli değil, ağırlıklı olarak Hui kökenli Müslüman. 
 Terracotta/Toprak Askerler; Çin’in ilk imparatoru Qin Shi Huang’ın mezarını korumak için yapılan Terracotta Ordusu; 20. yy açısından önemli bir arkeolojik buluntu. Çin sınırları içinde var olan en önemli nehirlerin olduğu noktalarda akan sıvının adı civa. Başka uygarlıklar gibi doğada ölümsüzlük sıvısı diye bir şeyin peşindeler ve bunları simyayla başka bir şeye altına dönüştürebilirlerse ölümsüzlüğü elde etmiş olacaklar. Altın bilgi ve inanış olarak böyle bir ölümsüzlüğün iksiri/yöntemi/formülü. Buradaki mezarda/tümülüsün altındaki saray kompleksinin içerisinde de altın kullanılmış. 

 Chengdu: Kaya Budha / Pandalar ve Genetik 
Leshan bölgesinde nehirlerin/suyun birleşimindeki dağa oyulmuş devasa Budha heykeli Dünyanın en büyük taş Budha heykellerinden biri olarak etkileyici bir yapı. Evet buda mı dedirten farklı bir şey yapmışlar. 
 Çinliler, genetik konusunda da iddialılar. Pandayı memeli bir hayvan olarak %90 insan özelliği gösterdiğinden biyolojik/genetik araştırmalar için kullanıyorlar. İnsana/tabiata/hayvana bu aleme dair her şey, bunların tamamının en gelişmiş tesisleri/inceleme araçları/ yazılımı ve bir tür batının silikon vadileri gibi Dünyanın en yüksek teknolojisini kullanıyorlar. 

 Chongqing: Dünyanın en büyüğü/Drone-Işık Gösterisi 
Çin'in ortasındaki 44 milyonluk mega kent, gezegendeki en hızlı kent devriminin sembolü. Komünist Parti 30 yıl önce geniş kırsal alanları birleştirme ve nüfuslandırma kararı aldı; bu deney, Çin'in dünyayı yeniden şekillendirme yeteneğinin sembolü haline geldi. 
Chongqing'de her Cumartesi ve resmi tatillerde düzenlenen Drone gösterisine denk geliyoruz. Gösteriyi karadan/ meydandan /nehir kenarından izlemek 100 binleri aşan bir kalabalıkla büyük bir izdiham oluşturuyor. Gökyüzünü ekran olarak kullanıp çok renkli animasyonlarla Çin’in yarattıkları değerleri tren-otomobil-motorsiklet-gemi-köprü-yol-bina vb görsellerle seyredenleri büyülüyorlar. Ayrıca gece binaların lazerle aydınlatılması/ ışıltısı gökkuşağı tayfı gibi bambaşka bir seyir büyüsü. 
 Baktığınız zaman bütün bu betonarmenin içinde yeşili gözünüze çarpacak şekilde konuşlandırmışlar. Gökyüzünü mavi görmek çok nadir, sürekli bulutlarla kaplı ve müthiş bir nem var, yazın soluk almak güç. Dünyanın en fazla demiryolu/raylı sisteminin olduğu şehirde bina/ gökdelenlerin içerisinden geçen metrolar var. 
 Açık Hava Su Gösterisi /3 Krallık Dönemi Gösteri öncelikle 10-15 cm su dolu sahne olarak büyüleyici, stadyum tek taraflı insanlar tribünde oturuyorlar. Karşısında 5 tane sütun var o sütunlarda farklı yönler sağlı sollu yüksek yapılar kuleler var. Orada ışık gösterisi ve oyunu yönlendirilen olay var. Sahne gösteri içerisinde hareket ediyor ama onun dışında bizim oturduğumuz yerler de hareket ediyor. İnsanlar/askerler/atlar farklı figürlerle farklı dekorlarda savaş sahneleri canlandırırken sudaki dalgalanmalar/ışık yansıması farklılık katarken, havada ise tellerle kurulan akrobatik sahneden/köprülerden insanlar yere inerken farklı bir görsel oluşturmuşlar. Tabii ışıklar/seslerle birlikte konu anlatımı, sunum yanında mühendislik de ayrı bir beceri var, evet Çinliler bunu da başarmışlar. Hani barajlar/yollar/binalar/ köprüler/teknolojik ürünler yanında kültür/sanatta sahnede de varız diyorlar.

 Yangtze Nehri/Üç Boğazlar Barajı 6370 km uzunluğu ile dünyanın 3.uzun akarsuyu. Çincesi de uzun nehir demek. Çin’in batısından başlayıp ülkeyi boydan boya katederek doğuda Şangay’da denize dökülüyor. Yangtze’nin havzası Çin’in beşte birini kaplıyor ve nüfusun üçte biri bu havzada yaşıyor. 
 Çin’in en uzun nehri olan Yangtze ortalarında dünyanın en büyük barajı dev bir proje olarak Çin’in gururu. Çin 1992'de kapılarını açtıktan 2 sene sonra 1994'te başlayıp da 2016'lara kadar sürecek bir baraj inşa etmek, enerji santrali kurmak ve kendi enerji ihtiyacını buradan giderme çabası batı dünyasında olumsuz karşılanırken her yol/kanattan Çinlileri bu projeden vazgeçirmeye çabalarlar. Teknik anlamda oraya olmaz, ekosisteme zarar verir, sosyolojik olarak yaşayanlara zarar verir vb diyerek halkı kışkırtmaya çalışırlar ama Çin sonuçta burayı bitirmeyi başarıp 2016 senesinden çok önce 2008'den itibaren kullanıma açar. 

 Şanghay: Gökdelenler /İpekçilik/Su Kanalları/Gece Işıltısı 
Şanghay; gökdelenlerle dolu fütüristik/ gelecek silueti, tarihi kolonyal mimarisi, zengin alışveriş caddeleri ve meşhur sokak lezzetleriyle öne çıkan küresel bir metropol. Şangay, Çinlilerin büyük liman şehri. Burası birnevi İstanbul’a benziyor. Çin’in en modern yüzü ve kozmopolit yaşamının simgesi ve Doğu’nun incisi olarak adlandırılan Şanghay, tarihin esirliğini geride bırakarak bugünkü enerjiyi/sinerjiyi yaratmış oluyor. 
 Şanghay’ı gezerken gökdelenlerden başımız dönüyor. Aslında Huangpu Nehri boyunca bir tekne gezisi ile gece ışıklandırılmış halini görünce dahada başımız dönecek. Şanghay’da diğer şehirlere nazaran neredeyse 3 kat bir trafik var, İstanbulvari her daim gıdım gıdım gidiyor. 
Şanghay'da Suyolu olarak da adlandırılan otantik kanalların olduğu eski köyler tamamen Venedikvari bir turistik bir alana dönüştürmüşler. Adamlar Avrupa’yı da taklit etseler müthiş bir şey yapmışlar tarihi turizmle örtüştürüp ülkeye kazanç/ katkı sağlamışlar. 
 Şangay’daki banka/sigorta/gümrük gibi İngiliz sömürge devletinin konuşlandığı binaların hüzünlü bir hikayesi var: “Köpekler ve Çinliler giremez.” Bina girişlerindeki pirinç plakalardaki bu yazı; İngilizlerin kibir/küstahlığının/hadsizliğinin zirve noktası. 
 Çinliler 100 yıllık bu aşağılanmayı 1949’da Çin Halk Devrimi ile sonlandırıp, Batılılar/iş insanları ticaret limanı olana Şangay’a doğrudan uçak ile inemiyorlar önce Pekin’e gelip oradan Şangay’a geçebiliyorlardı. Yani gümrüğü oraya koymayıp ve kendine özgü zorlayıcı bir sistem uygulamışlar. Taki 1992’deki açılıma kadar Pekin üzerinden Şangay’a gelebileceklerdir. 
Hong Kong gibi İngilizlere 99 yıllığına kiralanan yerler sonuçta Çin’e bağlanırken, geriye Tayvan’ın anakaraya dahli kaldı. Japonya batının desteği ile mucize gerçekleştirip teknolojik atılımlar yaratarak öne geçse de, Çin mucizesi zamana yayılarak gerçekleşecekti. Çinliler birnevi Japonları takip ve batıyı taklit ederek, teknolojik ne varsa sırasıyla önce kopyalarını yaptılar bugün artık kendi markalarıyla piyasadalar. 
 İpek, ipekyoluyla dünyanın öbür ucuna kadar ulaştırılıyor. Roma imparatorluğunda bile ipek giyiliyor. Çin kendi dışında tüm dünyaya yetecek bir üretim gerçekleştiriyor. Ruslar, gizli kapaklı öğrenip sonra da bunu Osmanlı devletine teklif ediyorlar ve bizde de Bursa bölgesinde ipekböceği yetişmeye başlıyor.

 Heryer Çarşı Pazar / Alışveriş Çarşıları Çin’in değişik yerlerinde dükkanlarda/ standlarda satılanlar bir şekilde insanı dürtse de çoğu uyduruk şeyler. Heryer çarşı pazar, alışverişe doymak diye bir şey yok gerçekten, yani alıyorsun/alıyorsun/ alıyorsun.. 
Şangay/Puddam/A.P. Plaza yeraltı çarşısı; ne ararsanız/sorsanız orada var denilebilecek bir yer, bunun benzeri dünyada yok gibi. Elektronik/aksesuar/ ayakkabı/tekstil vb eşyalar orada. Beğendiğiniz kumaştan size elbise dikip verebiliyor, anında gözlük yapıyor gibi bunların sınırı yok. Fiyat/pazarlık konusu sizin becerinize kalmış. Bu çarşıya gelip aynı ürünün farklı sunumunu görünce bunu kavramış oluyoruz. Yinede ticari açıdan 3 aşamalı paket var. Taklit/iyi taklit/replik. Sizi kandırmaya ihtiyacı da yok zaten. Siz kesenize göre karar veriyorsunuz.

 Tibet: Dünyanın Çatısı/Budizm 
Tibet, Budizm’in merkezi konumunda Hindistan-Çin arasında Himalayaların eteklerinde köprü konumunda bir yer. Budistlerin din devletinin yönetim merkezi ibadet yerleri bir diğer adıyla dini liderleri Dalai Lama’nın sarayı olarak Vatikan/Kudüs/Kabe gibi kutsal bir mekan. İnsanlar ritüellerini yüzyıllarca devam ettirerek bugünlere gelmişler. İnanç uğruna acı/çile çekme genç/yaşlı demeden senkronize olarak gerçekleştiriliyor. Dünyanın çatısı olarak da adlandırılan Tibet, Asya'nın "Su Kulesi" olarak anılır. Bazı büyük nehirlerin kaynağı Tibet Platosundadır. 
Tibet Özerk Bölgesi’nin başkenti Lhasa, Himalayaların kalbinde 3.600 m rakıma kurulmuş mistik havasıyla unutulmaz bir deneyim sunuyor. 
 Tibet için ayrı bir vize talep ediliyor. Zaten grup/ekip dışında pek vize verilmiyor. Onun için Tibet’e geliş Çin’den ayrı bir formalite ve zorluklar içeriyor. Havaalanından dışarı çıktığımızda ilk işimiz dağları ardımıza alıp bulutlara yakın güzel manzaralar resimliyoruz. 
 Rehberimiz tarafından öncelikli olarak yükseklik adaptasyonu için yavaş bir tempo izlememiz gerektiği uyarısı çerçevesinde ayrıntılı bilgilendirmeler yapılır. (Hareketlerinizi/yürümenizi yavaşlatıp, adrenalinden/efordan kaçınıp kendinizi rahat hissetmeye çalışın. Mümkün olduğunca suyla az temas, yani vücutta kan devrini hareketlendirecek şeyler yapmamaya çalışın.) 

 Yeme-İçme Kültürleri 
Yemek sosları/kokuları, çorbadan yoğurda yiyecekler ya acı baharatlı yada tatlı. Tropikal meyveler ise tatsız. Peynir-zeytin-ekmek kültürleri yok, soya ve pirinç çeşitliliği (noodle-makarna vd) üzerine yaşamları kurulu. Restoranlarda 8 kişilik yuvarlak masalara dağılıp, dönen sofra şeklinde yemek yiyoruz. Yiyecekler sahan/tas/tencere gibi kaplarda (pilav-salata-makarna-sebze-çorba-et/tavuk/ deniz ürünleri ve meyve) ortadaki platforma geliyor. Servisimizi platformu döndürerek sırayla alıyoruz. Değişik bir usul olsa da bizim karavananın farklı bir versiyonu. Yemek yanında içecek olarak bira ve yeşil çay alıyoruz. Masalarda tahta çubuk kaşıklarda mevcut.

 ‘Anlatmaktan öte görmek ve yaşamak gerek.’ 
Çinlilerin eğitim sistemi arı-karınca karması, -bu iki hayvanın çalışkanlığı/üreticiliği/verimliliğini kendilerine örnek alan- bir nesil yetiştirme çabaları sonuç olarak; uygarlık açısından barut/kağıt/ matbaa/pusula vb tarihte çok şeye imza attıkları gibi günümüzde de Dünya çapında başarılara da ulaşmışlar. Bu açıdan Çinlilerin bu başarılarını kıskanmamak elde değil. 
Doğayı korumakla kalmamışlar. Tarım alanlarını -çok modern tarım gereçleri olmasada- organik olarak kullanmaya devam ederken, bizim gibi etinden/yağına/ sütüne/balına kadar sahte/hileli/ hormonlu gıda sorunları yok. 
 İnsan hakları ihlalleri görülse de demokrasileri aksak da olsa, seküler yaşamın benimsendiği, dinin siyasetin merkezi olmadığı, en önemlisi kadınlara/çocuklara/hayvanlara şiddetin hoşgörülmeyip ağır yaptırımlarının olduğu bir ülke. 
 Nereye elinizi atsanız orada varlar ve hemen hemen her alanda iddialılar. Dünyanın hemen hemen her yerinde, her alanda olduğu gibi özellikle teknolojik alanda da “Made in China” damgasının küresel bir markaya dönüştüğü yadsınamaz. Çin mucizesi bu olsa gerek. Devasa coğrafyada tipolojik olarak farklılıkların olması doğal. Bizim onları yek parça görmemiz gibi onlar da bize hepimizi birbirimize benzetiyor. Hep izlediğimizin aynısınız diyorlar. İri yapılı olanlara Hançinlisi deniyor. Başka bölgelere geçildiğinde buradaki insanlara hiç benzemedikleri görülünce, o zaman Çinlilerin hepsi aynı değilmiş diyebileceğiz.

 Diğer İzlenimler / Gözlemler
 -Çinliler kendilerini Congua, Dünyanın merkezi olarak adlandırlarken, bizleri Türk (Tu-ar-çi-ren) - Türkiye (Tu-ar-çi) olarak adlandırıyorlar. Türk kökenli yöneticiler Kaan-İmparator olarak anılmışlardır. Doğu Türkistan’da yaşayanlar Asya’da ilk Türk devletini kuran Uygurların torunlarıdır.   
 -Çin’de dünyada yaygın olarak kullanılan tüm sosyal medya platformları engelli. Hepsi için kendi seçeneklerini yaratmış, kendi güvenlikleri için sistem oluşturmuşlar. Çin’e ayak basar basmaz bir sim kart ya da e-sim edinirseniz, onların bir kısmı içinde VPN yüklü olarak geliyor ve sorunsuz bir şekilde telefonunuzu kullanabiliyorsunuz. 
-Konuşmalar yükses sesle ve biraz kaba ama şiddete dönüşen kavga/küfür yok. Genel yapıları sakin ve saygılılar.
 -Yabancılarla diyalog (where are you from-what is your name), resim çekilme, temas gibi tipik Anadolu sıcaklığında insanlar. 
-Halk/Umumi Tuvalet (Public toilet/ Restroom) ücretsiz ve temiz. Tuvaletmatik bile var! 
-Ciddiler, Çalışkanlar, Sorumluluk sahibiler, İşlerini düzgün yapmaya çalışıyorlar. 
-Disiplin yaşamın her alanında görülüyor. 
-Ve hayatın her alanında iddialılar 
-Yukardakiler dışında Buda mı dediğimiz çok şey gördük/gözlemledik… 

 Sonuç olarak: Çin; tarihiyle, eşsiz doğasıyla/coğrafyasıyla gezilmeye/ görülmeye değer devasa bir ülke. Saygı/sevgi/selamlarımla... 
 (26. 06. 2026) 
Remzi Koçöz
Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz