18 Mayıs 2022 Çarşamba

KÜLTÜR TÜKETMEK / KÜLTÜRLENMEK

İnsan ve Toplum olgusunun birbirlerini tamamlayan en önemli işlevi üretimdir. 

Üretim deyince genel olarak ekonomik ve sosyal alandaki ticaret/sanayi dallarındaki ortaya çıkan

maddeleri/eşya/malları algılarız. Doğal olan da budur. Çünkü el/beden emeği ile ortaya konulan

ve de insanların temel ihtiyaç olarak tükettikleri metadır.

Günümüz toplumunda sosyal ve kültürel üretim, -özellikle sanal ortamın/dijital

platformların yaygınlaşması nedeniyle- insanların genelinden uzaktadır. Nedir bunlar?

- Tiyatro, Sinema, Konser gibi görsel etkinlikler.

- Resim, Heykel, Karikatür gibi sergiler.

- Edebiyat, Kitap, Dergi, Gazete gibi yazılı olarak üretilen değerler.

21. Yüzyıl içerisinde uluslararası coğrafyada, üretimin/tüketimin -Doğu/Batı şeklinde-

birbirinden farklı kutuplara uzandığını gözlemleriz. Doğu coğrafyasında ekonomik sorunlar ve

bedensel üretim ön plandadır. İhtiyaçların giderilmesi temel sorundur. Öncelikle insanın iş sahibi

olup ekonomik özgürlüğünü sağladıktan sonra temel ihtiyaçlarını giderecek eşyalara sahip

olması, birikim sonrası kendi/aile yaşamını rahatlatarak bir ev/oto sahibi olmasıdır. Sosyal alanda

ise aile/akraba/dost ziyaretleri ile eğlence dünyası ön alır.

Tüketim olayında içgüdüler/dürtüler insanları sürüklüyor. Toplum yaşamı ve kurallar

çerçevesinde insanlar bireyselliği ve bencilliği akıl/zeka ile bastırarak bir nevi dizginleyerek

minimize edebilmekte. Kendimizi, davranışlarımızı süzgeçten geçirip yargılayabildiğimiz ve

bunu toplumsal yaşamda bir bütün olarak öne çıkardığımızda daha iyi ve güzel olguların

kendiliğinden ortaya çıkabileceğini gözlemleyebiliriz. Böylece kişisel/bireysel değerler yerine

toplumsal/bütünsel değerleri, akıl ve bilimin desteklediği objelerin, -insanların yaradılışından bu

güne doğru- uzun bir süreçte sonuca ulaştığını görürüz.

İnsanlık iletişim ve bilgi çağına, bu günlere kolay gelmedi. Ancak Doğu-Batı arasında

yüzyılları aşan bir farklılık/yaşam görüntüsü, insanlık adına daha çok yol alınacağının gerçeği

olarak karşımızda durmakta.

Sadece düşünen/konuşan insan yerine, bunları hayata uygulayarak başarı elde eden

insan/lar bireyselliği aşarak bütünselliği yakalayacaktır. Burada da üreticilik insanı daha da

yüceleştirecektir. İnsanın kendini gerçekleştirme ideali, tüm insanların hedefi haline geldiğinde

insanlık daha çağdaş bir yapıya, uygarlık ötesine ulaşacaktır. Diğer canlılardan farkımız da

burada yatıyor. Doğmak-yaşamak-ölmek süreci tüm canlıların ortak olgusu olmakla birlikte; akıl

ve zeka denilen olgu insanları diğer canlılardan ayrıştırıp, bilim ve aydınlanma açısından ilerleme

katedilecektir.

Bu da insanın yaşadığı süreç içerisinde yaratıcılığı yakalama bağlamında, bir eser/ürün

ortaya çıkarma çabası olarak nitelenebilir. İnsanlar bu ideale üretim/tüketim denklemini bütün

olarak yakaladıkları noktada, Dünya daha farklı bir yapı olarak karşımıza çıkacaktır. Bu da birey

olarak tek tek hepimizin sorumluluğunu daha da arttırmaktadır.

Sonuç olarak, kültürün/felsefenin/sanatın/yaratıcılığın köreltildiği yerde (toplumlarda

ülkede/coğrafyada) gelişememe/yerinde sayma; yaşatıldığı/desteklendiği yerde de gelişme

kaçınılmazdır.

Temel ihtiyaçlarımızı gidermek için yaptığımız tüketimi; biyolojik/bedensel bağışıklık

anlayışıyla, sosyal alanda kültürel açıdan da -kültür tüketerek yani kültürlenerek- gerçekleştirebildiğimiz sürece; önce bilinçli birey sonrasında bilinçli toplum olarak, birlik ve

dayanışma ile geleceğe ışık tutup, uygarlık yolunda çağı yakalamış olabileceğiz.

Remzi KOÇÖZ

(Cumhuriyet Gazetesi, 18.05.2022, s.2 yayınlanan yazının orjinali.)

15 Mayıs 2022 Pazar

TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR – 23

             “Âcizler için imkansız, Korkaklar için müthiş gözüken şeyler,

            Kahramanlar için idealdir.” (Mustafa Kemal ATATÜRK)

MİLLİ MÜCADELEDE ÖZEL KAHRAMANLIKLAR

         Milli Mücadelenin sergüzeşt, delifişek, gözü kara silahşörleridir onlar. Yahya Kaptan, Cambaz Mehmet, Topal Osman, İpsiz Recep gibi niceleri.. Hani İngilizlerin James Bond’ları vardır. Dizi dizi filmlerle/senaryolarla dünyayı kurtarırlar. Bizimkiler ise yaşamları ile yaptıkları yiğitlikleri ile “Bir Türk Dünyaya bedeldir” sözündeki gibi sayısız Bond’lara bedeldirler.’

İstanbul ve Anadolu’da çok sayıda subay/diplomat dışında gazeteci, arkeolog, tarihçi, din adamı kimlikleriyle dolaşan, aslında işgalci güçler adına casusluk yapan çok sayıda yabancı şahıslar vardı. Özellikle İngilizlerin yoğun çabası/ propagandası/ parası etkisiyle yerli işbirlikçilerce kurulan dernekler ihanet konusunda adeta birbirleriyle yarışacaklardı.

İngilizlerin yerli Rum ve Ermeniler yanında işbirlikçi Türklerden oluşturduğu Black/Kara Jumbo isimli bir casusluk ağı, Doğuda/G.Doğuda para karşılığında İngiliz tetikçisi olan aşiretler/cemiyetler -Mustafa Kemal ortadan kaldırılınca saltanata/halifeye bağlı özerk Kürdistan’a izin verileceği vaadiyle- milli mücadele karşısında saf tutacaklardı. Cumhuriyet sonrasında da bu oluşumlar bölgesel/yöresel isyanlarla ihanete devam edeceklerdi.

İngiliz istihbaratının Çerkez planı çerçevesinde Vahdettin talimatı ile İstanbul’da Çerkez toplantısı yapılır. Çerkezleri kışkırtıp, Ethem’in etrafında toplanıp Ankara üzerine yürüteceklerdi. Şeyh Şamil’in torunu Hamza Bey, “Türk’üz Çerkeziz, daima kardeşiz. İzmir’de 1-2 sefilin hareketi bütün Çerkez alemini mütessir etti bu topraklarda Türkiye’de Çerkez istiklali istemek kadar gülünç bir şey düşünülemez” diyerek Çerkez planını suya düşürür.

Mütareke döneminde yurtdışına kaçan İttihatçı liderlerin talimatıyla Kara Vasıf ve Kara Kemal Bey’in kurduğu İttihatçı yapıdaki Karakol Cemiyeti, Milli mücadele için çalışmaya başlayıp Anadolu’ya silah/cephane/belge taşırlar. Sivas Kongresinde tüm bölgesel milli cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (ARMHC) adı altında birleştirilmesine karar verilmesine rağmen örgütünü muhafaza edip bağımsız davranmaya çalışarak, -Kocaeli Yarımadası’nı kontrol altında almak için bölgede Rum çetelerine karşı silahlı teşkilatın başına getirilen ve- kendi nüfuzlarından çıkan Yahya Kaptan’ı bölgeden uzaklaştırmaya çalışmalarının ardından şehit edilmesi sonucu (Nutuk’ta belgeler çerçevesinde bu olaydan uzun uzun bahsedilerek Karakol Cemiyetinin zafiyetlerine değinilmektedir) Ankara/Temsil Heyeti ile ARMHC’nin İstanbul teşkilatı olarak bilinen Karakol Cemiyeti ile ipler kopup temas kesilerek İstanbul’un resmen işgal edilmesinin ardından (16.3.1920) lağvedilerek Müdafai Milliye” (MM başharflerinin okunuş itibariyle Mim Mim olarak adlandırılan) grubu kurulur.

(Atatürk’ün Çanakkale’de manga komutanı, mütareke döneminde de İstanbul'da gözü kulağı olan Topkapılı Cambaz Mehmet’in arkadaşları ile birlikte oluşturduğu grup, Samsun yolculuğunda Mustafa Kemal Paşa’yı Bandırma vapuru'na kadar koruyup eşlik ederken, vapurun güvenli bir şekilde boğazdan çıkışını takip eder. Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas Kongresinde İstanbul’da silahlı 3 bin adamımız var şeklinde bahsettiği bu grup, semt semt örgütlenip vuruşacaktı. Sakarya Zaferi ardından Topkapılı Cambaz Mehmet, İngiliz işgal kuvvetleri Komutanı Harrington’un makam otomobilini çalıp Anadolu’ya Mustafa Kemal Paşa’ya götürüp hediye edecekti.)

MM grubu sivil/askeri alanda layıkıyla görevini yerine getirmiş, askeri hiyerarşide faaliyet gösterecek istihbarat teşkilatı olarak -Hz. Hamza’nın cesaretinden/kuvvetinden ilhamla- Hamza grubu kuruldu. Grubun deşifre olması -telgraf/kurye iletişimini sağlayan şifre anahtarının İngilizlerce ele geçirilmesi- nedeniyle ismi sırasıyla ‘Mücahid, Muharip, Felah’ grubu olarak değiştirilir. Felah grubu, İstanbul’dan Anadolu’ya 4 binden fazla insan, 40 bin tondan fazla cephane kaçırırlar. Bir diğer görevi Anadolu’ya geçen asker ve sivillerin aileleri ile ilgilenmekti. Sağlıktan tutun da mektup trafiğini sağlarlar.

Çoğu işbirliği içindeki dini yapılanmaların aksine ‘Galata Özbekler ve Kadıköy Şahkulu Sultan Tekkeleri’, Kuvayı Milliye üssü gibi çalışarak Anadolu’ya insan taşırlar.

(Yukarıda aktarmaya çalıştığım milli mücadele döneminden istihbarat oluşumları ve faaliyetlerine ilişkin bir kesit. Bu mücadele yer alan kahramanların vatan için yaptıkları tarihin tozlu sayfalarında kendine özgü bir yer edinmiştir.)

           Bu ülkenin/devletin hangi cenderelerden geçilerek kurulduğunu, kurtuluşun maceracı zihniyetle zar atarak değil satranç zekasıyla ilmek ilmek örüldüğü, düşmanın oyunları açığa çıkarılıp, karşı hamlelerin doğru ve zamanında yapıldığı ve sonucunda da kurtuluşa yani başarıya ulaşıldığı görülecektir. Tabiki buradaki önderliği, büyük zekayı ve dehayı/dahiyi yenebilmek ya da unutturmaya çalışmak mümkün mü?

            Remzi KOÇÖZ

8 Mayıs 2022 Pazar

KARANTİNA GÜN(LÜK)LERİ - 12

             İnsanoğlu öyle şaşılası bir yaratıktır ki, sahip olduğu özellikleri bir çırpıda sayıp dökmek olanaksızdır; durup incelemeye kalkıştığınızda da, hiç durmadan yeni özellikler bulursunuz ve bu işin sonu gelmez.” (Nikolay Vasilyeviç GOGOL)

GOGOL’ÜN PALTO’SU; “MÜHİM ve KÜÇÜK ADAMLAR”

Rusya’nın tarihsel/kan/soy bağı olan komşusu Ukrayna’yı işgali sürecinde Ukrayna asıllı Rus Edebiyatının önemli isimlerinden Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852); özellikle kendisi gibi Dünya Klasiklerine imza atan Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık” sözleri ile adı 1,5 asır sonrasında yeniden gündem olacak ve sıkça anılacaktır.

Gogol;19.yy’ın ilk yarısında 43 yıllık zorluklarla dolu yaşamına çok sayıda roman/öykü/oyun sığdırırken edebiyat dünyasında romantizmden realizme çığır açar. Kent toplumunun bir parçası olan yoksul, ezilen ve haksızlığa uğrayan halkın sorunlarını dile getirme bağlamında ilklere imza atarken, kendisinden sonrasına/genç kuşak yazarlara öncülük oluşturur.

(Türk edebiyatında özellikle Toplumcu/Gerçekçi romanın gelişmesi ise 1940 sonrasında oluşacaktır.)

Çarlık Rusya’sında yaşanan eşitsizliği ortaya koyan “küçük adam/küçük insanlar” temasının derinlemesine incelenmesi açısından bir örnek oluşturan bu uzun öyküsünde, bir yazar olarak edebiyatın, gerçekçiliğin oluşmasında önemli bir rol oynarken, sonrasında Dostoyevski (1821-1881) “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık” itirafında bulunurken, Rus filozof Çernişevski (1828-1889) “kendimizde bilinç uyandıran yazar” olarak tanımlar.

(Öğrencilik yıllarında Dünya Klasikleri okumalarımda Gogol’ün “Palto”sunu okumuştum. Ancak, gündemde yer alması nedeniyle söz konusu eseri -aradan çokça zaman geçtiğinden- yeniden okuma ihtiyacı duydum. Zaten 50 sayfa civarında bir çırpıda okunabilecek uzun bir öykü.. Gogol aslında bizlere çok yabancı değil, “Ölü Canlar, Müfettiş, Bir Delinin Hatıra Defteri” gibi eserleri ülkemizde çokça sahnelenip izleyiciyle buluşmuştur.)

Gogol’ün Palto’sunda ana tema yanında bir paragraf günümüze özel bir vurgu yapmakta:

“Mühim adamın tam olarak ne işle meşgul olduğu, bugüne kadar hala netlik kazanmayan bir konudur. Şunu da belirtelim, kendileri yalnızca kısa bir süre önce mühim adam olmuştu ve daha önceleri mühim bir adam değildi. Aslında kendisinden daha mühim olan diğer adamlarla karşılaştırılınca, bu adamın konumu hala, pek de mühim olarak değerlendirilemezdi. Gelgelelim bu gibi aslında mühim olmayan adamların çevresinde, onların mühim adam olarak görülmesini sağlayan insanlar da her daim var olmuştur. Kaldı ki bizim sözünü ettiğimiz mühim adamda bulunduğu konumun önemini diğerlerinin gözünde elinden geldiğince yükseltmek için türlü çarelere başvurmuştu: örneğin daireye geldiğinde emrinde çalışan tüm memurların kendisini karşılamak için merdivenlere çıkmasını buyurmuş: kimsenin, gerekli işlemler harfiyen yerine getirilmeden huzuruna çıkmaya cüret etmemesini öğretmişti.”

Yukarıdaki paragrafta aktarılanlar 1842’lerde yani 180 yıl öncesinde kaleme alınan ve günümüzde halen geçerliliğini yitirmeyen gerçeklikler..

Kamu yöneticisi olarak görev yaptığımız süreçte ve günümüz Türkiye’sinde özellikle yönetim çarkında/hiyerarşisinde görev alan, -sonrasında siyaset dünyasında yeralan ve siyaset balonuyla yükselen- seçilen/atanan olarak hiç fark etmeyen ve geliş(e)meyen/değiş(e)meyen ve de kendisini “Mühim Adam” olarak gören “Küçük Adamlar”a ithafen paylaşmak istedim.

Saygı/sevgi/selamlarımla...

(08. 05. 2022)

Remzi KOÇÖZ

6 Mayıs 2022 Cuma

Denizler


Denizler...
Türkiye’de 68 kuşağı gençliğinin sürdürdüğü mücadelenin yiğitlik açısından destansı bir yanı vardır.
Aynı dönemde dünyanın başka yerlerinde de ortaya çıkan gençlik hareketlerinden çok farklı seyredecekti.
Türk toplumuna özgü, olağanüstü direngen bir mücadele ruhuna/gücüne sahiptiler.
Yurtsever aydınlar haline gelen gençler, henüz 20’li yaşlarında emperyalizme karşı, bağımsız Türkiye idealleri için önüne/arkasına/ yanlışına/doğrusuna bakmadan -kitle örgütlenmesi ile toplumsal mücadeleyi sürekli kılma yerine- çıkarsız/önyargısız bir atılganlıkla kendilerini ortaya koyup, gözlerini kırpmadan ölüme gittiler.
Ve çok ağır bir bedel ödediler.
Yürekli/yiğit/yurtsever gençler;
Ülkenin dışa bağımlı,emperyalist sömürüye karşı korumasız kılınması ve açık pazar durumuna sokulması adına kurban edildiler.
Onların özelinde Denizler;
50 yıl öncesinde bugün 6 Mayıs 1972 sabahında
adaletsizliğe, sömürüye karşı mücadeleleri/ eylemleri sonrası darağacında ölümsüzleşirken,
devrimci gençliğe sembol olurlar
ve yüreklerde yaşarlar.
(6 Mayıs 2022 / Ankara)
Remzi KOÇÖZ


24 Nisan 2022 Pazar

KARANTİNA GÜN(CE)LERİ - 48

Atatürkçü Düşünce sisteminde yer alan ‘Ulusal Egemenlik, Eşitlik, Parlamenter Rejim ve Toplumsal Refah gibi idealler günümüz Çağdaş Demokrasilerini ayakta tutan temel ilkelerdir.                      Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu TBMM; Çağdaş Demokrasinin de öncüsü ve güvencesi olacaktır.'                                                                                                                                         

ÇAĞDAŞ DEMOKRASİ

Kapitalizm; liberal, neo-liberal ekonomik sistemlerle yaşamı idame ettirirken,

Sosyalizm; kamucu, devletçi, toplumcu/halkçı, planlamacı, çevreci, sosyal adaletçi,

İnsanı müşteri/tüketici görme yerine yurttaş olarak hizmet verilmesi umut oluştursa da, 

İnsanlık yeni bir dinamizmle, yepyeni idealler arayışında,

Toplumsal gelişimine devam edegelecektir.’

--------------------------------------------------

Sosyalizmin Kapitalizm karşısında yenik düştüğü süreçte,

Küreselleşme/yeni dünya düzeni,

Emperyalizmin modernitesi/modern ötesi,

Son kalesi hedefiydi.

Onunda varlığı 21. Yy’ın ilk çeyreğinde,

Salgınla birlikte iflas eşiğinde,

Ne olacak şimdi?

Nasıl olmalı, ortaya çıkmalı modern devlet,

Her iki sistemin,

100 yıl önce birbiriyle rekabeti yaşanırken,

-II. Dünya ve Soğuk Savaşlar yaşanmadan-

Karma bir ekonomi halkçı/sosyal adaletçi,

Bir yapı yeşertilerek,

Kalkınma, sanayileşme geliştirilir.

Sekülerist akılcılık,

Pozitivist bilimsel anlayış,

Rasyonalist felsefi bakış,

Toplumla buluşturulmaya/örtüştürülmeye çalışılır,

Anadolu coğrafyasında.

Gelinen nokta:

Cumhuriyetin kurucu babalarının,

Bağımsız ve bağlantısız duruşları,

Atatürk’ün ölümü sonrası,

Sümenaltı edilerek,

Emperyalizmin bekçiliği yanında,

Ucuz işgücü olarak,

Tüketim toplumu haline getirilir.

Son düzlemde 21.yy’ın başında,

İkiz kulelerin yıkılması,

Kıtalar ötesi güvenlik duvarını delerken,

2008’de yaşanan küresel kriz,

Onarılmaya çalışılırken,

2020’de yaşanan salgın,

Tüm dünyayı kasıp kavurarak,

Bir yandan ezberleri bozan,

Ekonomide yeni bir anlayışı zorlar.

Sömürgecilik yerine,

Paylaşımı/dayanışmayı öngören,

Çevreyi koruyarak,

Yaşamı/yaşamayı/yaşatmayı öne çıkaran,

İnsan odaklı,

Savaşlar yerine barışı besleyen,

Ütopya olarak görmezden gelinen,

Uygarlığı çağdaş kılarak,

Demokratik kazanımları,

Toplumculuk ile sentezleyip,

-Demokratik toplumculuk vede

Çağdaşlık ile bezenen-

İnsanlığın geleceğine,

Umut olacaktır:

Çağdaş Demokrasi.

(23 Nisan 2022)

Remzi KOÇÖZ




17 Nisan 2022 Pazar

KARANTİNA GÜN(CE)LERİ - 47

 

“Tarih, kendi öz erekleri ardından koşan insanın etkinliğinden başka bir şey değildir. ...Üretici güçlerde, sürekli büyüme; toplumsal ilişkilerde, sürekli yok olma; Düşüncelerde, sürekli oluşma hareketi vardır; değişmez olan tek şey, hareketin soyutlanmasıdır.” (Karl MARX)

TOPLUMSAL DEĞİŞİM ve GELECEK ÜZERİNE

İnsanlık ideali sevgiyi egemen kılarak,

Çatışmaları/farklılıkları/ayrışmaları minimize ederek,

Barışı yakalayacak,

Dünyayı adaletle paylaşarak,

İnsanca yaşayacaktır.’

----------------------------

20. yüzyılın ilk çeyreğinde,

Dünya savaşı bitmeden,

Rusya’da gerçekleşen Bolşevik Devrimi,

Tüm dünyayı altüst ederken,

Yeni bir ideoloji: İşçi sınıfı egemenliği,

Halk demokrasisi olarak,

Alternatif bir siyasal sistem olacaktır; Sosyalizm.

-----------------------------

Sistemin dayanağı Marksist öğreti,

Dinsel/etnik aidiyetlerin egemenliği yerine,

Herkesin özgürleşmesi adına,

Eşit yurttaşlık bağlamında,

İnsanlık için umut oluşturup,

Muazzam bir dalga yaratacaktır.’

------------------------------

II. Dünya savaşı sonrası Avrupa,

Doğu/Batı olarak ortadan ayrılacak,

Ardından Asya/Afrika/Amerika’da,

Sosyalist bloğa katılımlar olurken,

Dünya genelinde,

Soğuk Savaş yaşanacaktır.

Uzay ve silahlanma rekabeti bir yana,

Teknolojik gelişimi/dönüşümü,

Gerçekleştiremeyen sosyalist sistem,

Bilgi/iletişim toplumu çağında,

Özgür düşünceye pranga vurup,

Demokrasi yerine totaliterleşince,

Kendine özel bir yaşam alanı,

-Özünde birşeylere sahip olma tutkusu olan insanın-

Mülkiyet edinme güdüsü,

Gereksinimlerin giderilmesi çerçevesinde,

İdeoloji yetersiz kalacak,

Bilgi/iletişim çağında,

Zamanın gelişimine uygun kendini yenileyemeyince,

Katı ve kapalı bir sisteme dönüşerek,

İçinden çürüyerek yozlaşacaktır. 

-------------------------------

Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya,

Kurtuluş hareketlerine örgütlenmelerle,

-Dinine / mezhebine, milliyetine / etnisitesine bakılmadan-

İnsanlık için umut oluşturan sosyalizm,

Yüzyılı tamamlayamadan,

Uygulamada umuda ihanet edip,

İnsanların ideallerini yok edercesine,

Toplumların/kitlelerin dünyasında,

Çöküş ve travma oluşturur.’

-------------------------------

Tüm vahşiliğine rağmen kapitalizme,

Onun uygulaması neo-liberalizme,

Küreselleşme çerçevesinde,

Dünyanın geleceğini teslim ederken,

1990’larda dünya düzeni yenilenir.

20.yy’ın sonlarında ideolojik yenilgi sonucu,

-Tukaka edilerek ötelenip-

Düşünsel kabuğuna çekilirken sosyalizm,

21. yy’ın ilk çeyreğinde yaşanan krizlerin ardından,

Ekonomik açıdan reçete oluştursada,

Salgın dünyayı kasıp kavurunca,

Yaşam ve gelecek tehlikeye düşünce,

Toplumlar sosyal devlet özleminde,

Çok zaman değil,

30 yıl geçmeden,

100 öncesinin dogmalarından sıyrılıp,

Yeniden aranılır,

Umut olur,

Sözde değil özde,

Demokratik toplumculuk,

İdeolojik bir bakış,

Çocukluk hastalığı hiç değil,

Sosyal devlet gerekliliğinden,

Düşünsel bir ilerleme.

-------------------------------

-Sömürünün yaşanmayacağı,

Bilimin ve teknolojinin,

Egemenler ve rant için değil,

İnsanlık için kullanılacağı,

İnanç ve vicdan hürriyeti ile

Düşün ve ifade özgürlüğünün,

Kısıtlanıp sınırlanmayacağı-

-----------------------------------

Sadece siyasal değil,

İnsanlar/insanlık için ideal,

Yaratıcılığı yeşertip,

Yeniliklere yelken açan, 

Toplumsal ve kültürel değişim gerekecektir.

Remzi KOÇÖZ


10 Nisan 2022 Pazar

KOLEJLİLİK - YURTSEVERLİK



             Yurt sevgisi ona hizmetle ölçülür.” Mustafa Kemal ATATÜRK

KOLEJLİLİK ve YURTSEVERLİK

Bizler daha çocuk yaşlarda, lise çağında, Polis Kolejinde hayata gözlerimizi açtık. ‘Toplumculuk/Halkçılık’ o yıllarda -benim gibi düşünenler için ideal olan- bir nevi hayat görüşü.

Bir yandan siyasi mülahazalar, ideolojik tartışmalar/atışmalar, felsefi bakışlar derken yaşam bizi ‘Halkın Polisi’ olarak şekillendirir. Bireysel çıkarlar, hırslar, egolar törpülenemez duygular olsa da üst şemsiye olarak bu ülkenin kuruluş felsefesini oluşturan "Atatürk ve Cumhuriyet" olgusu/duygusu bizi biz yapıyordu. Ben olarak değil biz olarak vardık. Bu mesleğin bireyleri olarak meşakkatli günler geçirdik. Polis Enstitüsü/Akademisindeki stajyer/öğrenci polis memurluğundan okul bitimindeki komiser yardımcılığına, Halkın Polisi diye yola çıktık. Kimimiz küçük rütbelerde kimimiz üst rütbelerde sayısız badireler atlattık, bedeller ödedik.

Ama tüm olumsuzluklara, acılara rağmen biz toplumumuza, teşkilatımıza küsmedik. (İhaneti ise asla, düşünmek bile ürkütücü!) Kendi açımdan -nereye verdilerse oraya yüksünmeden- 7 il 6 ilçe, şark/garp diye garipsemeden vatan toprağı diye gittik. Büyük önder Atatürk’ün “vatan sevgisi ona hizmetle ölçülür” sözünü düstur edindik.

Halkın hizmetindedir bizim bütün benliğimiz” diyerek hep en önde koşmaya çalıştık. Siyasi ikbal, makam/mevki kapma peşinde değildik. Sadece bize verilen görevi en iyi yapmanın gayreti içerisindeydik. Tıpkı makinenin dişlilerinden biri gibi işimizi yapmaya hem de en iyisini yapmaya çalışıyorduk. Gece-gündüz, bayram-seyran, haftasonu-tatil demeden görevimizi bir ibadet anlayışıyla bir iman/inanç mücadelesi olarak gördük. Hem de hak ve adaleti gözeterek ve de vicdanımızı dinleyerek yapmaya çalıştık.

Sonuçta kimimiz en üst rütbeye (1.Sınıf Emniyet Müdürü) ulaştığımızda 45’li yaşlara gelmiş orta yaş sınırlarını aşmıştık. Kimimiz erken, kimimiz resen, kimimiz isteğe bağlı emekli, kimimizde -iki elin parmakları kadar- gittiği yere kadar diyerek idarenin tasarrufuna boyun eğdik. Sonrasında zaman hızlıca akıp emeklilik sürecine gelindiğinde ise 60’lı yaşlara merdiven dayamıştık.

Bizlere görev teklif/tevdi edilmeden önce (şahsıma böyle bir resmi teklif gelmezken) abilerimizin hakkı derken sonrasında hiyerarşi, kıdem, liyakat herşey altüst oluverdi. Yaklaşık devre olarak 10 nesil yok sayıldı, görmezden gelindi. (Onların arasında naçizane bizlerde vardık.)

Abilerimizin, bizim, kardeşlerimizin hakları yenirken; hiyerarşi/kıdem/liyakat yok sayılırken, siyasi irade ‘hizmet hareketi’ olarak lanse edilen ‘altın çocukları’ öne çıkardı ama 10 yıl geçmeden hançeri yedi, ihaneti yaşadı. Bu yapılan ihaneti sadece emniyet teşkilatı kurumsal olarak değil tüm Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimi ile demokratik travma şeklinde bedel ödeyerek yaşadı. Altın nesil olarak devşirilenler güzelim Türkiye’ye altın vuruş yaptılar. Silahlı kuvvetlerden, yargıya, polise, eğitime; tüm kurumları, tüm teamülleri, tüm değerleri altüst ettiler.

(FETÖ gibi yapılara / örgütlenmelere siyaseten göz yumanlar / destek verenler / beraber yürüyenler / görmezden gelenler / gerekli müdahale ve mücadeleyi vermeyenler kendilerini ilahi adalete havale edip hesap vermekten kaçıp kurtulabileceklermidir.)

Çoğumuz bedel ödedik. Bireysel hata ya da mesleki acemilikler dışında birilerinin tekerine çomak sokmak, çıkarlarına ters düşmek, fildişi kulelerindekileri ürkütmek bağlamında şikayetlere maruz kaldık. Hop oturduk hop kalktık. Sonuçta göreve ilişkin idari ve adli soruşturmalara muhatap olduk. Kimimiz kıdem tenzili ile atlatırken, kimimiz ihraç noktasında kimimiz ise cezaevi kapısında kendini buldu. Haklı/haksız birtakım sebeplerle meslek yaşamımız sürecinde farklı bedeller ödedik. Zamansız tayinler gördük, ailece mağduriyetler yaşadık ama en önemlisi de hesap verdik. Vatana/Millete/Teşkilata yararlı hizmetler verebildiysek ne mutlu!

Sonuçta Devletten düşümümüzü yapıp emeklilik dünyasına adım atarken, kazasız-belasız, onurumuzla mesleği tamamlayabilmek bizler için en güzel an vede büyük bir onur.

Rütbelerimizi bileğimizin hakkıyla alırken -ailelerimizin/öğretmenlerimizin/meslek büyüklerimizin emekleri bir yana- kimseye biat/minnet/rica etmeden bir mesleği tamamlamak yüce bir duygu.

Bizler, meslek taassubu yanında etik değerleri göz önünde tutarak adaleti/hakkaniyeti elden bırakmamaya çalıştık.

Tabiki Atatürk ve Cumhuriyet sevdamız olmazsa olmaz çizgimiz idi!

Tüm şehitlerimizi, aramızdan ayrılan değerleri rahmet ve saygıyla anarken,

Yaşam gailesi emeklilik mecrasında da devam ediyor.

Bundan sonraki süreçte;

Sağlık öncelikli esenlik dolu günler temennimiz.

Saygı, sevgi ve selamlarımla...

(10 Nisan 2022)

Remzi KOÇÖZ

(www.remzikocoz.com)

1 Nisan 2022 Cuma

KARANTİNA GÜN(CE)LERİ - 46

Tüm toplumları ve insanlığı kucaklamak yerine farklılıkları öne çıkarma, bütünleşme ve birlik yerine ayrışmayı, parçalanmayı, bölünmeyi, kavgayı beraberinde getirecektir.                                                                                                Hümanizm ve enternasyonalizm yine ütopya...” (Amin MAALOUF)

İNSANLIK VE TOPLUMSAL GELİŞMELER

İnsanlık;

Sosyolojik gelişiminde,

İlkel/komünal toplumlar olarak,

Sahne alıp,

Din/tarım köylülük evresinde,

Feodal toplumlar,

Sonrasında sanayileşme ile

Burjuva sınıfının yönetiminde,

Kapitalizmin öne çıkıp,

Tekelleşerek Emperyalizme dönüşmesi.

Sanayileşmenin bir diğer getirisi,

İşçi sınıfı olacak,

Onun örgütlülüğünde,

Üretim araçlarının kamunun olması,

Eğitim/sağlık hizmetlerinin,

Sosyal desteklerin,

Konut gibi temel ihtiyaçların,

Ücretsiz sunulması,

Herkese iş bulunup,

Liyakat ve uzmanlığın güdük kalması,

Parti/devlet mantığıyla,

Toplumun bürokratik vesayetle yönetilmesi.

Eşitlik/kardeşlik/barış/özgürlük sloganlarıyla,

Sosyalist toplum idealinin öne çıkarak,

Proleterya diktatörlüğüne dönüşmesi.

Demokrasi kulvarında gelişemeyip,

Otoriter/totaliter bir yapı geliştirmesi,

Bilimsellik nitelemesiyle,

Felsefi açıdan diyalektiğin akılcılığını,

Materyalist anlayışın tolere edememesi,

Toplumcu/halkçı anlayışı,

Demokrasi ile taçlandıramayıp,

Diktatörlük oluşumuyla,

Sınıfsız toplum için,

Sınıf savaşı diyerek sınıfta kalması.

Sonrasındaki küresel rekabette,

Uzay/teknoloji/bilişim yarışında,

Sosyalizmin ütopyada kalması,

Demirperde/kafes olarak,

Batıya yenik düşmesi,

Sıcak savaşların ardından,

Soğuk savaş sürecinde,

Komünal toplum aşamasında,

Yeryüzünde cennet vaat edilirken,

Hayal kırıklığının ardından,

Dini kendi iktidarına kalkan oluşturan,

Liberal anlayışın,

Özgürlük hamisi olarak öne çıkması.

Yeni yüzyılın,

Yeni dünya düzeni,

Yeni sömürgecilik,

Ticari/ekonomik savaşların yaşanacağı,

Küresel arenada,

Yeni yeni çatışmalara gebe,

Toplumsal gelişmeler... 

(01 Nisan 2022)

Remzi KOÇÖZ

Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz