23 Temmuz 2010 Cuma

Dokuz Ay Beyaz, İki Ay Ayaz, Bir Ay Yaz (Erzurum, Palandöken ve Kayak)

‘Gökyüzünden bembeyaz yere düşen kar kimini sevindirir. Kimilerini de hüzne boğar. Nasıl boğmasın! Yüksek ve dağlık arazi yapısı tarım için elverişsizdir. Hayvancılık da zordur. Kırsal kesimin şehirle, kasabayla irtibatının kesilmesi, ulaşımda güçlük çekilmesi demektir. Evlerin, binaların, yolların, alt yapının daha sağlam yapılması demektir. Mevsimlik işçiler için uzun süren kış işsizlik demektir. Daha çok yakacak, daha pahalı yiyecek, giyecek, ilaç, salgın hastalık demektir. Çoğu dar gelirli insanlar için tüm bu sayılanlar geçinme zorluğu demektir. O zaman bu insanlara görünen yol batı ve güney ellerine-illerine göç, oralarda Erzurum mahalleleri kurmak demektir…’

Kentin Tarihi ve Coğrafi Konumu: (*)
Tarihin ilk dönemlerinden beri bir yerleşim yeri olan Erzurum, günümüzde de Doğu Anadolu Bölgesinin en büyük kentlerinden birisidir. Bu bölge tarih boyunca; Urartular, Kimerler, İskitler, Medler, Persler, Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar ve Safaviler tarafından idare edilmiştir. 1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar döneminde yaklaşık 400 yıl, 1828’lere kadar huzur, refah ve barış olacaktır Erzurum’da… Bu tarihten sonra, Erzurum’u kara günler, ardarda gelecek savaşlar beklemektedir.
Erzurum’un tarihi sayısız kahramanlık destanlarına konu olmuş, Dadaşlar tarihe sayısız yiğitlik örnekleri sergilemişlerdir. Bunlardan üçü; 1828 – 1878 - 1918 Savaşları yakın Türk tarihine farklı açıdan ışık tutmaktadır. Erzurum belki de tarihinin en karanlık günlerini 1916-1918 yılları arası geçirmiştir. Bir yanda ezeli düşmanı Ruslar, diğer yandan yüzyıllarca içimizde yaşayan Ermenilerin ihaneti, Dadaşları canevinden, yüreğinden yaralamıştı. Rusların 1917 Bolşevik ihtilali nedeniyle silah ve malzemelerini Ermenilere bırakarak Erzurum’dan çekilmeleri sonrası Kazım Karabekir komutasındaki I. Kafkas Kolordusu Ermenilerin bu acımasız işgal ve katliamına son vererek, milis kuvvetlerle birlikte 12 mart 1918’de Erzurum’u kurtarır. 1820’lerde (132 000) i aşan nüfusu ile modern, gelişmiş ve büyük bir şehir olan Erzurum her yeni savaştan sonra biraz daha azalarak, 1918’lerde (8000) nüfusa gerilemiş, şehir olarak harabeye dönüşmüştür. Anadolu’nun varolması, bölünmemesi için kendini feda etmiştir.
Bölgenin savunmasında şehrin fonksiyonu coğrafi yapısı ile yakından ilgilidir. Zira şehir Doğudan gelebilecek saldırılara karşı kolayca savunulabilecek bir yerde kurulmuştur. 20. yüzyılın başlarında Batının işgalci güçlerine karşı girişilen ulusal kurtuluş mücadelesi Atatürk'ün liderliğinde Erzurum'da başlamıştır. Atatürk ulusal birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı kongreyi 23 Temmuz 1919'da burada toplamıştır. Geçmiş uygarlıklara ait tarihi eserlerin bir çoğu bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Şehre doğal güzellik katan bu eserlerin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikler de mevcuttur.

Anadolu'da deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikteki en büyük yerleşim yeri olan Erzurum yüksek bir platonun güney batı bölümünde yer alır. Yerleşme alanı yer yer 2000 metreye kadar yükselen bir plato üzerinde bulunur. Bölge kuzeyde Dumlu, güneyde Palandöken dağları ile çevrilmiştir. Buradan geçen İpek Yolu ve verimli ovaları bölgenin tarih boyunca yerleşme alanı olarak seçilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu arada yer yer şiddetli depremlere maruz kalan şehir ve çevresi önemli ölçüde zarar görmüştür. Türkiye'nin en şiddetli iklimi bu bölgede hüküm sürer baharları yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçer, kışları soğuk ve karlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 6 derece, en soğuk ay ortalaması -8,3 derecedir. En sıcak ay ortalaması 20.2 derecedir. Yılın yaklaşık 220 günü boyunca ortalama sıcaklık 8 derecenin altında seyreder. Yıllık yağış ortalaması 460.5 m2 olarak kaydedilmiş olup yağışlar düzensizdir. Nisbi nem % 60.3 dür. İl merkezinin toplam nüfusu 362 bin civarındadır. Arazinin % 20’ si tarıma elverişlidir. Halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır. Erzurum'un jeolojik yapısından dolayı bölgede bir çok kaplıca mevcuttur. Bu kaplıcalardan en önemlileri Ilıca (15 km), Pasinler (38 km) ve Köprüköy-Soğukçermik (60 km) kaplıcalarıdır. Bu kaplıcalar romatizma, siyatik ve çeşitli kadın hastalıkları tedavisi için tavsiye edilmektedir. Erzurum, İstanbul'a 1290, İzmir'e 1462, Ankara'ya 880, Adana'ya 831, Trabzon'a 300 km uzaklıktadır.

Erzurum’a Yolculuk;
Karayolunu kullanarak Ankara’dan özel otonuz ile Erzurum’a gelmek için hava ve yol durumu iyiyse ortalama 9-10 saatlik kış yolculuğu sizi bekliyor. Eğer otobüsle gelmek isterseniz akşamdan bindiğinizde 12 saat sonra, demiryolu ile ise yataklı kompartımanla 22-23 saatlik tren yolculuğu sonunda Erzurum’dasınız. Erzurum’a ulaştıktan sonra değişen bir şey yok. Şehrin herhangi bir yerinden 10-15 dakika içersinde Palandöken kayak merkezindesiniz. Erzurum’a hava yolu ile gelmek istediğinizde ise Ankara’dan havalandıktan 70 dakika sonra Erzurum’a, 10 km. sonra şehir merkezine, 5 km. sonrada kayak merkezi Palandöken’e 20 dakika içersinde ulaşabilirsiniz. Ve malzemeleriniz hazırsa hemen kaymak için gününüzü değerlendirip bir sonraki günü beklemeyebilirsiniz. Yeter ki hava şartları ve pistler kaymaya elverişli olsun.

1998 yılının, 1 Şubat günü Erzurum’a geldiğimizde her yerin buzlu ve karlı olması bizi şoke etmişti. Ilıman bir kış yaşanan Ege bölgesinden Doğu Anadolu’ya geçişimiz bizi her yönden etkilemiş, Batıdaki hareketlilik, refleksimiz, Doğuda hareketsizliğe, durağanlığa dönüşmüştü. Kar, Buz ve Soğuk sizi her yönden sınırlıyor, hareket serbestiniz azalıyordu. Bu şoku atlatmanız için baharı, yazı beklemeniz gerekecek. İklime, çevreye, doğaya uyum sağlayacaktınız. Sonbaharın ardından kış mevsimini, kar ne zaman yağacak diye beklemeye başlayacak, bir sabah kalktığınızda her yeri bembeyaz bulduğunuzda şaşıracaktınız. Bu yörede “7 dağa, 1 bağa” tabiri kullanılır. Kar tanecikleri önce dağların zirvelerine yağar, son olarak da ovaya yani şehre yağınca kış gelmiş demektir.
Ve karın yağışı ile Erzurum’un çehresi değişir kış turizmi için yapılan yatırımlar önem kazanır. Şehir renklenir, hareketlilik kazanır. Kayak malzemesi ve hediyelik eşya satan yerler canlanır. Palandöken dağındaki tesisler, oteller dolunca şehirde canlılık kazanır. Otellerde çalışan insanlar, kayak eğitimi veren insanlar, esnaf, ulaşım sektörü zincirleme olarak ilin ekonomisine, bütçesine katkıda bulunur.
Sanayi sektörünün hemen hemen yok denecek kadar az olduğu Üniversite ve Kolordu ile devlet memurlarının yani Kamusal Hizmet sektörünün ağırlık kazandığı bir ekonomik yaşam, alış-veriş üzerine kurulu Ticaret sektörü ağırlığı oluşturur. Bunun üzerine Turizm sektörü alternatif olarak gelişince yepyeni umutlar, yeni yatırımlar gelişir.
Palandöken eteklerinde Özel İdareye ait tesisler özel sektöre devredilip 1990’lı yıllarda kış turizmi için atılan adımlar 2000’li yıllarda meyvelerini vermeye başlar.
Gençlik Spor müdürlüğüne ait tekli sandalyeler (Telesiyej) 1970’li yıllarda zor şartlar altında kuruluyor. Bu Kış Turizminin katalizörü Kayak olayını, kayak sporunu profesyonel olarak ateşliyor. Gençlik Spor Müdürlüğü, Kızılay ve Ormana ait tesisler kuruluyor. Buraları öncelikle Dağ evi, mesire yeri şeklinde oluşuyor. Sportif açıdan Gençlik Spor Müdürlüğünün yeri esas teşkil ediyor.
Erzurum, zor şartlara rağmen sayısız kayakçı yetiştirmiştir. Fevzi-Murat-Ünal TOSUN, Yakup BİRİNCİ, Ahmet DEMİR, Selami-Arif-Atakan ALAFTARGİL bunlardan öne çıkan isimler olarak hatırdadır. Bu isimlerin çoğu uluslararası turnuvalarda ülkemizi temsil etmişler, bazıları da kayak eğitmeni olarak yarışçılar yetiştirmişlerdir. Paragrafın başında kullandığım bu zorluk; doğa şartlarından, tesislerden daha çok kayak malzemelerinin çok pahalı olmasından kaynaklanmaktadır. Halkın gözünde zengin insanların yapabileceği bir spor dalı önyargısı, spor kulüplerinin ve sponsorların desteği ile kırılmaya yüz tutmuştur. 1997 yılında yaşanan ve ölümle sonuçlanan çığ felaketi sonrası, münferit kaza ve sakatlanmalar bu spora ilgiyi azaltmamıştır.

Bu arada ülkemizin kayak tarihçesi ile ilgili olarak Türkiye Kayak Federasyonu’nun ‘1973 Kayak Yıllığı’ndaki bilgiler ışığında geçmişe kısa bir göz atalım:
“Yurdumuzda ilk kez 1914 yılında, Haliç’te bir marangoz atölyesinde yapılan çok sayıda kayak hayvan sırtında Erzurum’a taşınmış ve Kafkas cephesinde kayakçı er yetiştirmek üzere Erzurum’da açılan kurslarda 30 kayakçı yetiştirilmiştir. 1 Ocak 1933 yılında Galatasaray Lisesinden bir grup öğretmen ilk kez Uludağ’da kayak yaparak bu sporun Türkiye’de öncülüğünü yapmışlardır. 1933-1934 yılları arasında Bursa, Ankara ve Erzurum Halkevleri ile Muhafız Alayı kayak sporu ile özellikle ilgilenmişlerdir. 1934 yılından sonra karlı bölgelerdeki Halkevleri aracılığıyla kayak sporu yurt düzeyinde yayılmaya başlamıştır. 1939 yılında kuruluş hazırlıkları tamamlanarak ‘Dağcılık ve Kış Sporları’ adı altında örgütlenmiş olan federasyonumuz, ilk kurulan federasyonlardan biri olma vasfını da taşımaktadır.”

Kırmızı renkli direklerin hangi şartlarda, nasıl dikildiğinin öyküsü:
“Her biri 1,5 ton ağırlığında olan direklerin mandalar tarafından taşınması, 5 mandanın 3000 m. seviyeye sabanlarla açılan yollardan zar zor ayakları kırılmasın diye lastik çizmeler giydirildikleri…” dost meclislerinde anlatılınca mübalağa olmayıp, o günlerin zor koşulları olduğunu anlıyorsak da ilk etapta insanın ikna olması zor geliyor. Bu günkü teknolojik imkanları, araçları-gereçleri, ekipmanları görünce dile kolay değil 30 yılda Türkiye’nin gelmiş olduğu noktayı hayal etmemiz güçleşiyor.
Ve bu mandaların taşımış olduğu direkler, o günkü zorluklarla dikilerek kayak sporunun profesyonelce başlamasına ön ayak olmuş...
Ardından 90’lı yıllara doğru Dedeman Oteli konuşlanarak özel sektör zihniyeti ile Tesis-Pist-Telesiyej-Liftlerini oluşturmuşlar. Otelin bulunmuş olduğu yerden başlayarak kademeli olarak lift ve Telesiyejle 3175 m. yükseklikteki zirveye Ejder tepesine bağlanmış, yaklaşık 30 direkle, 30 dakika da Dedeman otelinin önünden zirveye çıkıyorsunuz. İlk etap olarak (22) de ve son etap olarak da Ejder tepesinde Dedeman’ın kurmuş olduğu Kafeler insanlara hizmet sunuyor. Dedeman’ın yeşil direkleri ile Gençlik spor müdürlüğünün kırmızı direklerine karşı yeni teknolojiyi kullanarak alternatif yaratmış, Zirveye ulaşmış. Arkasından 90’lı yılların sonuna doğru Valilik olaya el atarak Gondol-Lift adı altında en büyük yatırımı gerçekleştirmiş. Gençlik Spor Müdürlüğünün kırmızı direkleri yanında ona paralel olarak son teknolojik imkanlarla dev büyük gri-metal renkli direkler dikilerek kapalı küçük Gondol olarak adlandırılan teleferikle 4 kişilik kabinlerle rahat ve güvenceli hızlı bir sistem oluşturulmuş. Gençlik Spor müdürlüğünün 3 etabına karşılık (15-22 ve zirve) karşılık 2 etap oluşturulmuş. Başlangıcı da sayarsak 3 istasyon (0-22 ve zirve) kurulmuş. Orta istasyona yani 22’ye kadar 12 direk sonrasında 8 direk daha olmak üzere 20 direk geçiyorsunuz. Zirveye doğru fırtına var ise Gondol orta istasyona kadar çalıştırılıyor. Eğer fırtına ciddi ise zaten Gondol hiç çalıştırılmıyor, diğer telesiyejlerde durduruluyor.
2000’li yıllarda Palandöken eteklerinde Kardelen ve Palan otelinin ardından Polat Rönesans oteli inşa edilerek hizmeti açılır. Palandöken sırtlarındaki mevcut pistler dışında Polat Rönesans tarafından orman içi doğallığında birbirine paralel 3 ayrı pist özel olarak düzenlenmiş, Palandöken’e Sarıkamış benzeri farklılık getirmiştir.
(Çat yolu üzerindeki Teke deresi göletinin çevresi DSİ tarafından kayak eğitim pisti olarak düzenlenmiş. Ayrıca Deveboynu geçidi tarafında Laleli kayak pisti askeri bölge içersinde bulunmaktadır.)
Erzurum’un güneybatısındaki Palandöken dağlarının kuzey yamaçlarında Palandöken Kayak Merkezinde Alp Disiplini kayak turları ile kayak yürüyüşü için uygun yamaçlar bulunmaktadır. Palandöken yamaçları, Alp disiplini dışında Snowboard’la kayak yapanlar içinde son yıllarda cazibe merkezi haline gelmiştir. Günümüzde yamaç paraşütü de kayak merkezine ayrı bir heyecan ve görüntü getirmiştir.
Kayak mevsimi 10 Aralık ile 10 Mayıs arasında yaklaşık 5 ay sürmektedir. Tabiki kış şartları normal seyreder, 2-3 metre kar yağarsa sezon bereketli olarak addedilir. İklimden dolayı kar kalitesi mevsim boyunca ‘Toz Kar’ özelliğini korur. Kayak yapılan yükseklik 2200 – 3175 metre arasında değişmektedir.
Erzurum gelecekte Kış Olimpiyatlarına aday olurken kış turizmi açısından yeni projeler ortaya koyacaktır. Erzurum için kayak açısından yapılan Master Plan çerçevesinde 3 bölge tespit edilmiş:
1) Palandöken Boğazı
2) Konaklı Yaylası (Erzurum-Çat yolu şehir merkezine 22 km)
3) Namlıklar-Gez Yaylası (Erzurum’a 5 km mesafede)

Palandöken ve Kayak;
Bu yörede yük taşımak ve binek olarak kullanılan hayvanların sırtına konulan eğerlere ‘Palan’ adı verilirmiş. Hayvan yokuşa tırmandıkça sırtındaki palan yere düştüğünden bu dağlara ‘Palandöken’ adı verilmiş.
Palandöken’deki karın özelliği nem olmaması nedeniyle kuru hava sayesinde toz şeklindedir. Toz kar ezilmemiş olsa bile kayaklarla üzerinden akıp gidersiniz, 3175 metrelerden eteklere kadar uzanan pistler dünyanın sayılı uzun pistleri arasında gösterilmektedir. Ayrıca Uluslararası Kayak Federasyonu (FIS) tarafından Kuzey-Güney pistleri (Eğim-Uzunluk, İrtifa-İç-Dış bükeylik olarak tam 100 puan alarak tescillenmiş. Yani uluslar arası kalitede pistlere sahip Palandöken)
7 (kolay), 8 (orta), 2 (Profesyonel-zor), 4 (doğal) olmak üzere 21 pist mevcuttur. İster acemi olun ister profesyonel zirveye çıkıp oradan farklı düzey pistleri kullanarak (0) noktası tabir edilen Gondol liftle buluşabilirsiniz. Mekanik araç kullanmadan 14 km.lik bir kayak yapma zevkine ulaşabilirsiniz. Vede zirveden varış noktası arasındaki yükseklik farkı 1000 metrelik irtifa kaybederek…
Çığ konusunda tedbir olarak Gax-ex sistemi ile çığın kontrollü düşürülmesi sağlanıyor. Kayak merkezindeki 10 liftten yarısı Dedeman oteline ait. Polat Rönesans oteline ait 3 lift dışında, 1 lift Beden Terbiyesi’ne ait sandalyeler saatte 350 kişi taşıyabiliyorlar. Türkiye’nin ilk kabin telesiyeji 4 kişilik Gondol lift ise Özel İdare’ye ait.. Normal olarak 2-3 m. kar yağışı olduğunda kayak mevsimi Aralık ayından Mayıs ayına dek uzanıyor.
5 telesiyej, 1 teleski, 2 baby lift, 1 gondol lift sayesinde ve pistleri çevreleyen direklerdeki hapörlerlerden müzik dinleyerek, ayni anda tüm pistlerde günde toplam 32 bin kişinin kayak yapabileceği, uluslararası yarışmalar hatta kış olimpiyatlarının düzenlenebileceği, 6 bin kişinin doğrudan istihdam edilebileceği bir kapasiteye sahiptir. Palandöken Kayak Merkezindeki pistler dünyanın en uzun ve dik kayak pistleri arasında yer almaktadır.
Yükseldikçe oksijen azalıyor. Alyuvarlar artarak hücreler yenilenmiş oluyor. İşte size bir canlılık kaynağı... Güneş çıktığında Ejderden tüm dağlar bembeyaz halı gibi sere serpe seriliyor. Tüm Erzurum ayaklarınız altında.

(Bu satırların yazarı 2001/2002 kış sezonunda kayak öğrenerek Ejder ve Kuzey pisti olmak üzere tüm Palandöken pistlerinde kaymanın zevkini ve ayrıcalığını tadmış... 2003 yılında Erzurum’dan ayrıldıktan sonra her kış mevsiminde, her kar yağışında kayak yapmanın özlemini yaşamaktadır.)
Erzurum için “9 ay Beyaz, 2 ay Ayaz, 1 ay Yaz” tekerlemesi sıkça kullanılır. ‘Beyaz’ Kış mevsimini, ‘Ayaz’ ise Sonbaharı sembolize etmektedir. İlkbahar ise yazla iç içe yaşanmaktadır. Erzurum’un “Buzu, tozu ve kızı” tekerlemesini de duyabilirsiniz.
Soğukla ilgili Erzurum’a mal olmuş pek çok anlatım ve fıkra vardır. Evliya Çelebi’de, Seyahatname adlı eserinde kışı, soğuğu biraz abartılı olarak kaleme almıştır; “Erzurum’da 11 ay 29 gün kaldım, hep kış vardı. Ben gittikten sonra yılın kalan 1 gününde kış mevsiminin bitip bahar mevsiminin gelip gelmediğini bilmiyorum… Erzurum’da kış mevsimi o kadar soğuk olur ki, bir damdan dama atlayan bir kedinin donup havada kaldığını söylerler.”
Genel olarak Ekim ayı gibi yağmaya başlayan kar, dağın yüksek kesimlerinde Temmuz ayına kadar kalmaktadır. Kayak dışında, Yamaç Paraşütü de kışın hava durumuna göre ayrı bir heyecan oluşturmaktadır. Dört mevsim Palandöken çevresi doğal park görünümünde hem gezi, hem piknik, hem de seyir alanı olarak ayrı bir özellik taşımaktadır. Bu ayni zamanda Palandöken’in kış turizmi dışındaki mevsimlerde de kongre, toplantı vb. farklı etkinliklere hizmet vererek Erzurum’un çehresini değiştirmeye öncülük edeceğinin bir göstergesidir.
Tüm bu projelerin gerçekleşmesi halinde Erzurum’da binlerce insana doğrudan istihdam olanağı sağlanacak. Elverişsiz doğa koşulları, bacasız fabrika olarak adlandırılan turizm sayesinde olumluya, beyaz toz beyaz altına, getiriye dönüşecektir. Böyle olunca yazının girişindeki hüzün azalarak karamsarlık umuda dönüşecek, makus talih yenilmeye yüz tutacaktır.

Remzi KOÇÖZ

Dip Not / Kaynakça:
(*) “Doğu Sorunu, Ermeni Sorunu-Türk Soykırımı ve Erzurum’un Kurtuluşu Üzerine..!” hazırlamış olduğum çalışma dört bölüm halinde yayınlanmıştır.
- İl il Türkiye Ansiklopedisi, Milliyet yayınları, cilt 2, s. 375-376
- Erzurum Valiliği Web Sitesi - www.erzurum.gov.tr
- www.turkski.org/tarihce.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

O’ NU UĞURLARKEN *

Ve bardaktan boşanırcasına
Duygu seli akıyordu.
Şakaklarından,
Yanaklarına doğru.
Kolay değildi kabullenmek.
Birlikte yıllar yılı
Yaşadığı,
Yıllarını paylaştığı,
Dostluğu,
Arkadaşlığı,
Kendisini dünya ile tanıştıran
Bir canı toprağa veriyordu.
Bir yanda doğanın dengesi
Diğer yanda çaresizlik
Asıl olan yaşam mücadelesiydi,
Onun için.

Yaşam;
Kaldığı yerden devam ediyor,
Onsuz,
Yeni bir süreç başlıyordu.
Uygarlıkların tortuları gibi
Yaşam mücadelesi,
Onu da
Toprağa verecek
Ondan sonraki insanlar da;
Bu acıyı yaşayarak
Yeni bir mücadele,
başlatacaklardır.
Sonsuza değin bu döngü,
istemesek de
Böylece akıp gidecek.

05.10.1997/ İNCİRLİOVA
Remzi KOÇÖZ

*Aramızdan ayrılan tüm sevdiklerimiz anısına...
Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz