30 Haziran 2024 Pazar

VAROLUŞ/ZAMAN/DEĞİŞİM

 “Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında;

Yekpare, geniş bir anın Parçalanmaz akışında.”

(Ahmet Hamdi TANPINAR)

VAROLUŞ / ZAMAN / DEĞİŞİM...


Evrenin varoluşu: 13.5 milyar yıl kadar,

Dünyanın varoluşu: 4.5 milyar civarında,

İnsanlığın ortaya çıkışı/Homo Sapiens: 200 bin yıl önce,

İnsanlık tarihi/yazılı: 6.000 yıl önce

İlk tek tanrılı din/Yahudilik: 3.300 yıl kadar,

Son tek tanrılı din/Müslümanlık: 1.400 yıl önce,

Dinler çağı/Ortaçağ: 1700-575 yıl öncesinde,

Günümüz çağı: Antroposen/insan/modern/ Bilişim çağı.

Değişen:  

               Düşünce, deneyim, gerçekliğin gözlem gerektirdiği,

               Dünyanın döndüğü ve evrenin merkezi olmadığı,

               Teknoloji/robotlar/yapay zeka,

               İmkansızı başarıp hatta ötesine geçme,

              Ve de hemen hemen çokşey…

Değişmeyen:

                    Bağnazlık/cehalet/dogmalar/dinler/mezhepler,

                    Diktatörler/misyonerler/çıkarlar/çatışmalar/savaşlar,

                    Adaletsizlik/eşitsizlik/haksızlık/sömürü/kölelik/izan,

                    İnsanlık ve de yeryüzü tanrıları…

Ne içindeyiz zamanın nede dışında;

Büyük patlama ile başlayıp büyük kaosla devam eden,

-Yaradan’ın yaratıcılığının kutsandığı Tanrı parçacığıyla-

Evrenin evrimiyle değişim ve sonsuz döngüsüyle,

-Bilimin simgesi sarkacın salınım düzleminde-

Dünyamız dönüşüyle bir bilinmezliğe!

(Karaağaç / 30. 06. 2024)

Remzi KOÇÖZ




22 Haziran 2024 Cumartesi

ÇARPIKLIKLAR

“Sünnet adı altında Arap-Emevî örflerini dindenmiş gibi gösterip hakikatin üstünü örtmek, genel ahlak ilkelerini çiğnemek, yalanı doğru, sahtekârlığı dürüstlük olarak sunmak, bu grupların ortak özelliğidir…

Dincilik (veya siyaset dinciliği); dini, çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur. İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı. Onun dini imanı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır…

Dincilik, tarihin en verimli, ama en zalim iş kollarından biridir. Dinci ise bu sanayi kolunu meslek edinmiş olanların adı-unvanıdır…

Allah ile aldatmanın başlangıcını oluşturan Emevî-Arap dinciliği, millet yerine ümmet, İslam yerine şeriat aldatmacalarıyla özellikle Türk milletini kimliksiz, kültürsüz ve tarihsiz bırakmanın dinsel bir gerekçesi olmuştur ve hala geçerliliğini korumaktadır.”  Prof. Yaşar Nuri Öztürk (Çağdaş Türk filozofu/Bilim adamı/İlahiyatçı)

DİNCİLİK VE BELA ÜZERİNE

Allah hangi hallerde bir milletin/ülkenin/insanların belasını verir?

Kur’ân kıssalarının ‘ayet’lerin bildirdiğine göre geçmiş toplumların helâk ile cezalandırılmalarının sebepleri yine kendi işledikleri kötülükleridir. Âyetlerde buna işaret edilmektedir: “Bu, dünyada kendi ellerinizle yapmış olduklarınızın karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmetmez.” (Kur’an, Ali İmran Suresi, ayet 3/182);

Toplumların cezalandırılması açısından helâk, gerilemek, dini/ahlâkî değerleri kaybetmek gibi anlamların yanısıra; ekonomik/siyasi yönden çöküş, toplumsal yıkım, siyasî gücün kaybedilmesi ve toplumun varlığını yitirmesi gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Buna göre toplumların çöküş süreci yaşayarak toplu halde cezalandırılmaları, kendi iradî davranışları ve yaşamlarındaki değişim sonucunda devletleriyle birlikte yıkılmaları, kültür/medeniyet ve bağımsızlıklarını kaybetmeleri anlamını taşırmış. 

ÇARPIKLIKLAR...

Kızdığımız/bunaldığımız/haksızlığa uğradığımızda,

Ağzımızdan ister istemez dökülüverir:

Allah belanı/belasını/belalarını versin,

Allah’ından bul/sun/bulursun diyerek,

-Aslında acziyetimizin dışa vurumu olarak-

Çaresizlikte Allah’a sığınır,

Yani kötüleri Yaradan'a havale ederiz.

Diğer yandan;

Yaptıkları her ihmalin/ yanlışın/ haksızlığın,

Olumsuz sonuçlarını Kader diyerek geçiştirip,

Ve de Allah’a havale ederek,

Hesap vermekten imtina edip, helallik isterken,

Yanlışlarının vebalini tabiki toplum çekiyor,

Hem de ağır bir bedel ödeyerek.

Öncelikle o ülkeyi işgalden kurtarıp, bağımsız kılıp,

Tebaa/kulluktan kurtarıp özgür birey yurttaş kılan,

İstiklali yanında istikbalini de güvence kılan,

Akıl yerine hurafeleri kendine inanç/iman kılan, cehaleti kutsayan,

Yobazlığa/bağnazlığa/cehalete karşı mücadele veren kurucu liderine,

Değerlerine ihanet eden toplumlara;

O kurucuların binbir meşakkatle kurduğu/oluşturduğu,

Fabrikaları/tesisleri/kurumları/kuruluşları haraç-mezat satıp,

Peşkeş çekenleri el üstünde tutup biat edenlere;

Toplumun temel direklerini oluşturan ve siyasetten imtina edilen ve de kutsiyeti olan;

Kışlaya/orduya, Mektebe/eğitime, Dine/mabede siyaseti bulaştıranlara pey verenlere...

O zaman;

Günümüzün en geçerli akçesi,

Din satıcılığı/simsarlığı,

İnanç tüccarlarınca vazedilen/vadedilen cennetin anahtarı,

Yaradan’ın bahşettiği aklı,

Hayra değil şerre; şeytanlığa yor,

Her türlü ahlaksızlığı/hırsızlığı/yolsuzluğu/kayırmacılığı/yalanları kutsa,

Kul hakkını kendine helal kıl!

Her türlü fitne/fesat/fırıldak ol,

Olamıyorsan da olanları destekleyerek,

Onların ardına düş/biat et,

Kula kulluk ederek,

Zenginleşir rahat eder,

Terfi eder, itibar görür,

Makamlarda yükseldikçe yükselirsin,

Sana düşecek payın/rantın/sadakanın bayraktarlığını yap,

Kendince -öteye kalmadan cennetlik olur- bu dünyada cenneti bulursun!

(22. 06. 2024)

Remzi KOÇÖZ



2 Haziran 2024 Pazar

EĞİTİM ve MÜFREDAT SARMALI

“Bugün milli eğitimimiz ters bir yol izleyerek kendini orta çağların çıkmaz sokaklarında bulmuştur. Ya geriye dönüp Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık kervanına katılacak ve ışıklı yolda yürüyecektir ya da ulusumuz kafaları ortaçağın şövalyelik özlemleriyle yoğrulmuş Donkişotlardan oluşan bir toplum durumuna sürüklenecektir.” (Bahriye ÜÇOK)

Çağdaşlık Karşıtı Ortaçağ Zihniyeti...

“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” diye hazırlanan yeni müfredat programı; çağdaş/bilimsel kriterlerden öte kendilerince stk olarak addedilen tarikatlar ve yandaş sendikalarla birlikte hazırlanan -ki 2017-2018 yıllarındaki müfredat değişikliğine rağmen-, eğitim sorunlarını çözmekten öte daha da büyüterek sarmal hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Zaten 2012’de getirilen (4+4+4) sistemle eğitim-öğretim birliği iyice bozulup, laik/bilimsel/karma eğitimden uzaklaşılarak, pozitif bilimlere ilişkin ders saatlerinin düşürülüp din derslerine ağırlık verilip, sonrasında tarikatlarla yapılan protokollerle, imam/vaizlerin okula sokulmasını sağlayan ÇEDES benzeri projelerle eğitimin dinselleşmesi için yoğun bir çaba sarfedilmektedir.

İlk ve orta eğitimin amacının çocuk ve gençlerimizi çağın gerçeklerine uygun bilgi/becerilerle donatma odaklı olması gerekirken; Din bilgisi/eğitimi ders saatlerinin diğer derslerin toplamından fazla olduğu; bu “yeni müfredat/maarif modeli” ile bilimsel düşünceye önem verme, somut yaşamla mücadele yerine, soyut, sorunları kavrayamayan, çözüm üretemeyen insan tipi yaratma gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Gelinen noktada, ülkenin geleceği olan çocukları çağdışı bir eğitimin kucağına atarak, inanç/insan sömürüsüne yol veren zihniyet, toplumun bölünmüşlüğünü fırsat bilerek, tepkisizliğinden cesaret bularak, iktidar olmanın gücünü kullanarak               -çağdaşlık karşıtı medrese eğitimi ile 1000 yıllık tersine bir zaman tünelinde-        tarihsel gelişime inat Ortaçağ karanlığında doludizgin ilerlenilmekte. (1.6.2024)

Remzi KOÇÖZ




1 Haziran 2024 Cumartesi

Dr. ERDAL ATABEK ANISINA

“Dogma, değişmeyen, soru sorulmayan, tartışma kabul etmeyen kurallardır. Din kaynaklı, gelenek kaynaklı, herhangi bir inanç kaynaklı olabilir. Bilim bile yukardaki özellikleri taşırsa dogma olabilir, tarihte örnekleri görülmüştür. Bilim, değişebilen, soruya her zaman açık, tartışmaya açık, kanıta, araştırmaya, incelemeye dayalı bilgi çerçeveleridir. Nitelikleri bakımından çatışmaları kaçınılmazdır.

Bu nedenlerle bilim özgürdür ve bağımsızdır.

Bilim, niteliği gereği sorumluluktur. Bilim insanı bilmekle kalamaz.

Bilim insanı bildiklerini açıklamak sorumluluğunu taşır.

Bilim insanı yazarak, konuşarak bildiklerini açıklama sorumluluğunu dünya ile paylaşır.

Bilim insanı barıştan yanadır.

Bilim insanı özgürlükten yanadır.

Bilim insanı bağımsızlıkta yanadır.

Bilim insanı uygarlıktan yanadır.

Bilim insanı insandan, insan yaşamından yanadır.”

(Dr. Erdal Atabek)

---------------------------

Dr. ERDAL ATABEK...
Toplum/Halk sağlığı
Örgütsel mücadelesi öncülerinden,
Tıp/Bilim adamı,
Yürekli bir devrimci,
Toplumsal değişim ve bir Aydınlanma savaşçısı,
Yaşam duruşu/mücadelesiyle,
Makaleleri ve kitaplarıyla,
Gençlik günlerimizden bu yana aşina olduğumuz
bir Cumhuriyet çınarı ve Cumhuriyet yazarı,
Atatürk/Cumhuriyet Devrimleri savunucusu
Vede onurlu bir yaşam;
Toprağı bol ışıklar yoldaşı olsun.
Rahmet, Minnet ve Saygıyla...
(31. 05. 2024)

🌷  💚  🙏

Remzi Koçöz 



Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz