23 Temmuz 2021 Cuma

Turgay YILDIZ Anısına

Turgay YILDIZ...
Tek başına bir toplumsal muhalefet. 
Toplumsal sorumluluğu,
Aydın duyarlılığı yüksek bir sanatçı.
Kolay değil böyle bir ortamda mizah yapabilmek. Hele hele politik yergi. 
Yaratıcılık yanında İncelik, zeka, yürek ve efor gerektirir. 
Sayısız skeçleri ile özellikle salgın döneminde evlerimize misafir olan, 
yüzümüzü güldüren, 
Milyonlarca insana moral olma yanında gönlünde taht kuran bir tiyatro ustası. 
Ülkemizin yetiştirdiği önemli bir sanat adamı. Değerli bir şahsiyet. 
Zaten kolay yetişmiyor bu tür  değerler bu topraklarda. 
Onu ilk kez 2000'li yılların başlarında Ankara'da Çağdaş Sanatlar Merkezinde izlemiştim. Son süreçte ise sosyal medya üzerinden/internetten/cep telefonları üzerinden kitlelerin konuğu olmuştu.   
Bu güzel insanın, 
kalbine yenik düşmesi sonucu kaybı, 
Genç sayılacak bir yaşta aramızdan ayrılması oldukça üzücü.
O'nu, skeçlerini vede politik mizahını  toplum olarak çok özleyeceğiz. 
Allah rahmet eylesin. 
Toprağı bol, ışıklar içinde olsun.
(22 Temmuz 2021)

Remzi KOÇÖZ

15 Temmuz 2021 Perşembe

CUMHURİYET’E BAĞLILIK ve 15 TEMMUZ

1980 Türk siyasası ve kamu bürokrasisi için farklı bir süreç başlangıcıdır. 12 Eylül 1980 askeri darbe ve sonrasındaki sivil demokratik süreçte içinde bulunduğumuz uluslararası konjoktür gereği kamu yönetiminde Cumhuriyetin kuruluş felsefesinden uzaklaşılarak Türk-İslam Sentezi çerçevesinde siyasal islamcı bir anlayışın önü açılacaktır. Hernekadar MGK ve Askeri Şura kararlarında irtica tehdit olarak aktarılıp tarikat/cemaat yapılanmalarının takip edildikleri izlenimi verilse de bir yapı/cemaat özellikle devlet içerisinde örgütlenmesine devam ederek bir örümcek gibi inceden inceye ağlarını örecektir. Toplumun her kesiminden zeki çocukların devşirilmesi yanında, özellikle polis koleji/akademisi, askeri okullar, lise ve üniversite sınav sorularını vererek/çalarak sonrasında da meslek öncesi sınav ve mülakatlarda korunarak/kollanarak devlete yerleştirildiler.

Kimine göre sivil toplum, kimine göre modern/entellektüel bir dinsel yapı, kendilerine göre hizmet hareketi olarak adlandırılırken, -yurtsever cumhuriyet savcıları ve güvenlik birimlerince bu yapının içyüzü soruşturulup terör örgütü olarak yargı kararlarına geçsede- Türkiye içerisindeki eğitim faaliyetlerini uluslararası alana taşıyıp özel okullar açması, dinler arası diyaloğu kucaklayan bir ılımlı İslam versiyonu olarak addedilerek yurtiçinde/dışındaki çeşitli kurum/kuruluşlarca desteklenirken, soğuk savaş döneminde “Komünizmle Mücadele ve Yeşil Kuşak” sonrasında GOP/BOP gibi Yeni Dünya Düzeni projeleri çerçevesinde bu yapıya sempatiyle bakılacak, devletin üst  yönetiminden ve kurumlarından da destek bulacaktır. 

Bu yapı sadece eğitim/okul alanında kalmayıp çeşitli vakıf/dernek/finans/ticari kuruluş/hastane gibi kuruluşlar yanında TV, gazete-dergi gibi basın yayın kuruluşlarına sahip olurken büyük bir finansman ağı ile hayatın her alanında vede uluslararası arenada geniş bir organizasyona ulaşacaktır.

Türkiye 21. yüzyıla girdiğinde ekonomik ve siyasi kriz sonucu, 2002’de Atatürk/Cumhuriyet karşıtı ve siyasi İslamcı ağırlıklı bir iktidar değişimi yaşarken, özellikle, 2007’deki cumhurbaşkanı değişimi ile kamu bürokrasisinde mesleki teamüller, hiyerarşi, kıdem, liyakat gibi herşey iyiden iyiye altüst olacaktır. Yurtseverlerin/Cumhuriyet sevdalılarının kumpaslarla, iftiralarla, siyasi mülahazalarla hakları yenirken; hiyerarşi/kıdem/liyakat yok sayılırken, siyasi irade ‘hizmet hareketi’ olarak lanse edilen ‘altın çocukları’ öne çıkarır ama 10 yıl geçmeden hançeri yiyerek ihaneti yaşar. Bu yapılan ihaneti sadece siyaset kurumu olarak siyasi iktidar değil tüm Türkiye, demokratik travma şeklinde bedel ödeyerek yaşar. Altın nesil olarak devşirilenler güzelim Türkiye’ye altın vuruş yaptılar. Emniyet teşkilatından, silahlı kuvvetlere, yargıya, eğitime; tüm kurumları, tüm teamülleri, tüm değerleri altüst ettiler.

Sonrasında 17/25 Aralık 2013 tarihi milat olarak addedilip, FETÖ olarak adlandırılan bu yapının tasfiye edilmesi devletten ayıklanması süreci başlatılsada, 15 Temmuz 2016 darbe girişimine gelinen ve sonrasındaki süreçte; siyaseten bu yapıya / örgütlenmeye göz yumanlar / destek verenler / beraber yürüyenler / görmezden gelenler / gerekli müdahale ve mücadeleyi vermeyenler kendilerini ilahi adalete havale ederek hesap vermekten vareste tutarlar.

15 Temmuz, Türkiye Cumhuriyet tarihine geçen bir kara leke! Üzerinden 5 yıl gibi bir zaman dilimi geçmesine rağmen karanlıkta kalan, cevap veril(e)meyen, üstü örtülmeye çalışılan, ihanete ilişkin gerçekler ergeç açığa çıkacaktır. Bu darbe girişimine karşı direnen tüm yurtseverleri minnetle, şehitlerimizi rahmetle anarken, bu toplum/millet ergeç bir şekilde bu ihanetin gerçek sorumlularından hesap soracaktır. 

Remzi KOÇÖZ


(Cumhuriyet Gazetesi, 15.07.2021, s.2 yayınlanan yazının orjinali.)

11 Temmuz 2021 Pazar

YAKARIŞ: ‘YARADAN’A

 

‘Yıllar öncesinde, bir çocuk Tanrı’ya mektup yazmış, kendi dünyasında kendince isteklerde bulunmuştu. Günümüz dünyasında -özellikle adaletsizlik/haksızlıkların giderek çoğaldığı süreçte- bunu hergün milyonlarca insan bazen dua ederek/yakınarak bazen de çaresiz/çözümsüz kaldığında Yaradana sığınarak yapmaya çalışır. Bende insanların isteklerini /dualarını anladıkları dille, anlaşılır bir şekilde kendimce dillendirmek istedim.’

YAKARIŞ: ‘YARADAN’A…

Hikmetinden sual olunmaz,

Alemlerin/evrenin yaratıcısı,

Doğanın dengeleyicisi,

Canlılığın kaynağı,

Yaşamın güvencesi/hamisi,

Yüceliğin erişilmezi/tartışılmazı,

Esirgeyen/bağışlayan olarak,

Tamda bu noktada,

İnsanlık adına,

Bizlerden esirgemeyeceğin,

İsteklerimiz,

Dua/yakarış olarak kabul olursa;

Öncelikle insanlığı doğru yola,

Yönlendirmek üzere,

Gönderdiğin kutsiyetin,

Din olarak,

Bezirganlarca sömürülmemesi,

Meta olarak kullanılmaması,

Din kisvesi altında,

Her türlü melaneti işleyenlerce,

Din satışının son bulması…

İnsanlığın geldiği noktada;

Doğaya/çevreye/tabiata vede

Diğer canlılara zarar verilmemesi,

Daha da özenle korunması,

Ve bugüne kadar oluşturulan sömürü düzeninin,

İnsanın insana kulluğunun sonlanıp,

Adalet/kardeşlik/barış düzeninin yeşermesi…

İnsanların ırksal/dinsel/cinsel ayrımcılıktan uzak,

Yaradılış emaneti olan çocukların,

Tabulardan/dogmalardan/hurafelerden arınmış,

Yaratıcı aklın/bilimin ışığında,

Özgür ve kendilerini geliştirici ortamlarda,

Geleceğe yürümeleri…

Şeytanın askerleri olarak,

Cenneti pazarlayıp,

Yeryüzünü cehenneme çeviren,

Ölümü kutsayıp katliamlar yapan,

Hakkaniyeti ve adaleti yokeden,

Doğaya/yaşama/insanlığa/uygarlığa,

Bir katkısı olmamakla birlikte,

Varlığıyla zarardan öte bir özelliği olmayan,

İnsanlığın yarattığı değerleri,

Hamuduna kadar kullanıp semiren,

Her cümlesine Yaradan’ın adıyla başlayıp,

Hertürlü zulmü reva gören,

Kötülük ve küfür saçan,

Utanmazlığı savunan yaratıkları,

Hastalıklı ruhları,

Bunların oluşturduğu güruhu,

Örgütlü cehaleti,

Islah eyle!

İnsanlığı vede ülkemizi;

Bunların şerrinden/zulmünden,

İzanından/hükümranlığından,

Koru ve kolla,

Yüce Yaradan!

4 Temmuz 2021 Pazar

 TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR – 15 

“Lozan Barış müzakereleri sırasında İngiltere, Fransa, İtalya gibi devletler mütareke dönemindeki işbirlikçilerinin cezalandırılmasını önlemek için genel af isteminde bulunmuşlar. Atatürk, kendi çıkarları için düşmanla işbirliği yapan dönemin işbirlikçilerini/etki ajanlarını dış baskıyla affetmek yerine onlara ilk ulusal andıçta yer vererek -önemli bir bölümü önceden yurtdışına kaçan- 150’sinin Türk vatandaşlığından çıkarılmasını sağlamıştır.“ (Necip HABLEMİTOĞLU) 

150’LİKLER / ATATÜRK DÖNEMİ VE ULUSAL BELLEK 

Lozan Antlaşmasının yürürlüğe girmesinden sonra bazı suçları kapsam dışında bırakan genel af yasası 26.12.l923'te TBMM'de kabul edilir. 1 Haziran 1924'de çıkartılan bir Hükümet Kararnamesi ile “Kurtuluş Savaşına karşı cephe alan/savaşan ya da Sevr Antlaşmasını kabul eden” -listede yeralan kişilerin sayılarının 150 olmasından ötürü bu şekilde anılan- 150’liklerden Türkiye sınırları içinde bulunanların yurtdışına çıkartılmaları öngörülür. 

 (150’likler: Padişah Vahideddin’in mahiyeti, Kuvayı İnzibatiye komutanları, Damat Ferit Paşa vd. İstanbul hükümeti üyeleri, Sevr Antlaşmasını imzalayan heyet, Çerkes Ethem ve adamları, mülki ve askeri erkan, polisler, gazeteciler ve diğer şahıslar. 150’likler; Atatürk'ün sağlığında, 28.06.1938'de çıkartılan yasa ile af edilerek yurda dönmeleri sağlanır.) 

Atatürk döneminde güdük/kısır/teslimiyetçi politikalar yerine mütekabiliyet politikaları uygulamaya sokulur. “Etabli, Musul, Hatay, Boğazlar, Dış borçlar, Pozantı-Nusaybin Demiryolu hattının devletleştirilmesi, sefaretlerin Ankara’ya nakli, yabancı okullarda Tarih ve Türkçe derslerinin Türk öğretmenlerince Türkçe okutulması, Türkiye dışındaki Türklerin insan hakları” gibi pek çok sorunu İngiltere, Fransa, Yunanistan gibi devletlere istediğini yaptıracak, sorunların çözümünü dikte ettiği biçimde sonuçlandıracak misilleme politikalarını hayata geçirir. Sevr Antlaşması ile Osmanlı için gündem olan ve -Atatürk tarafından geciktirildiği ima edilen bu sürece ilişkin hususlar- günümüz Türkiye’sinde de (etki ajanları olarak adlandırılan gazeteci/yazar/politikacı/entelektüel kimlikli kişilerce) “Kıbrıs, kıta sahanlığı, Kürdistan, Pontus, Ermenistan toprak ve tazminat talepleri, Türk olmayan 47 ayrı etnik halka kendi dillerinde eğitim ve yayın hakkı vs.” şeklinde gündeme getirilip, Atatürk tarafından geciktirildiği ima edilen bu sürecin gecikmeli de olsa aynı taleplere koşulsuz uyum göstermekten başka bir çaremiz kalmamıştır şeklinde ifade edilmektedir. Günümüz etki ajanlarına ve emperyalizmin değirmenine su taşıyan bu gibi zihniyete vede kimliksiz/kişiliksiz kimselere karşı aydın/yurtsever/bilim adamı duyarlılığı ile mücadele ederken Cumhuriyet/Atatürk sevdalısı diğer yurtsever/aydınlar gibi katledilen Necip HABLEMİTOĞLU, gerekli cevabı, (kitap/söyleşi/oturum gibi) farklı mecralarda yüreklice vermiştir. 

Remzi KOÇÖZ

3 Temmuz 2021 Cumartesi

SİVAS / MADIMAK / 2 TEMMUZ

 SİVAS / MADIMAK / 2 TEMMUZ... 

 Sivas, özellikle Selçuklu döneminden kalma mimari eserlerle büyük bir açık hava müzesi gibidir. Cumhuriyete uzanan yolda 4 Eylül 1919'da Sivas’ta toplanan Kongre Türkiye açısından tarihi bir dönemeçtir. 

 Anadolu folklorünün zenginliğine sahip yöre birçok büyük halk ozanı yetiştirmiştir. Pir Sultan Abdal’la doruğa ulaşan halk şiiri geleneği Cumhuriyet döneminde Kul Himmet ve Aşık Veysel’le sürmüştür. 

 Sivas,1993 yılının 2 Temmuzunda talihsiz bir güne tanıklık eder. Aslında insanlık insan görünümlü yaratıklarca ateşe verilerek yakılmıştır. Madımak otelinde yanarak can veren 37 insanın ölümü şehrin adının üzerinde karabasan gibi duracak, uzun süre hafızalardan silinmeyecek, Kara bir gün olarak tarihe geçecektir. 

Her 2 Temmuz geldiğinde de, bu şehir/ bu ülke/ bu zihniyet bu utancı yeniden yaşayacaktır...     

 Madımak'ta yakılan/kıyılan Can'lara rahmet ve saygılarımla... 

Remzi KOÇÖZ 

Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz