19 Eylül 2021 Pazar

TARİHTE BUGÜN (19 Eylül 1921)

TARİHTE BUGÜN
-100 Yıl Önce: 19 Eylül 1921-

Sakarya Savaşı/Zaferi sonrası TBMM, 100 yıl önce bugün 19 Eylül 1921 günü Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'ya "gazi ve mareşal" unvanlarını vermiş, o günden bugüne 19 Eylül günü, Gaziler Günü olarak kutlanagelmiştir.
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve 
Kuvayı Milliyeci (İpsiz Recep Milisi) ve İstiklal Savaşı Gazisi Dedem Hüseyin ACAR olmak üzere tüm Gazilerimize minnet ve saygıyla... 
(19 Eylül 2021)
Remzi KOÇÖZ

13 Eylül 2021 Pazartesi

TARİHTE BUGÜN (13 Eylül 1921)

 

-100 Yıl Önce: 13 Eylül 1921 / Sakarya-

“İz dövdüm
Gözlerim şavkı aktı Sakarya’nın suyuna
Sakarya’nın suları nâmın söyleşir
Hemşehrim Sakarya, öksüz Sakarya…”
 Attila İLHAN 

SAKARYA ZAFERİ / DESTANI

‘Sakarya’, Türk Kurtuluş Savaşında dönüm noktası olan, destanlar yazılan (23 Ağustos-13 Eylül 1921) 22 gün-gece çok büyük ve kanlı bir meydan savaşına sahne olurken, Türk askeri/ordusu vatanını canla başla savunmuş, -TBMM merkezi Ankara’ya 50 km uzaklıkta 100 km’lik bir alanda- işgalci güçlerin desteklediği Yunan ordusunun üstün olan gücüne direnilmiş, geçilmez denilerek düşman kuvvetler geri püskürtülmüştür.

Sakarya, Başkomutan Mustafa Kemal Paşanın askeri dehasıyla Dünya Savaş tarihine savunma/geri çekilme harekatının en güzel örneklerinden biri olarak geçerken, tıpkı Çanakkale gibi Türk tarihinde geçit vermeyen, destanlaşan yeni bir cephe olmuş, sonrasında da “Vatan, Millet, Sakarya” deyimi yurtseverlik ifadesiyle hafızalara kazınmıştır.

Mustafa Kemal Paşa; “Sakarya Savaşı’nı Subay Savaşı diye niteler". Savaşa katılan subayların beşte birinden fazlası şehit ve yaralıdır. (5.713 şehit, 18.480 yaralı, 828 tutsak, 8.629 kayıp.) Er kayıpları yeni silahaltına alınanlarla kısmen giderilebildiği halde, subay kayıplarını gidermek kolay olmayacaktır.

Sakarya Zaferi sonrası TBMM, Mustafa Kemal Paşa'ya "gazi ve mareşal" unvanlarını vermiş, askeri başarı yanında TBMM hükümetine 2 siyasal başarı kazandırmıştır: Rusya ile 13 Ekim 1921'de doğu sınırlarımızı kesin belirleyen Kars Antlaşması yapılırken, 20 Ekim 1921'de Fransa ile Ankara Antlaşması imzalanır. Bu antlaşmanın en önemli maddesi Güney cephesindeki Fransız işgal kuvvetlerinin çekilme kararıdır. Böylece Misak-ı Milli Fransızlar tarafından resmen tanınıp, uygulanması sonucu kuvvetlerimiz Batı cephesine kaydırılarak Büyük Taarruz için cephemiz daha da güçlendirilmiştir.

Türklerin 13 Eylül 1683'te Viyana önlerinde başlayan kesintisiz geri çekilmeleri tam tamına 238 yıl sonra Sakarya’da durdurulmuş, 100 yıl önce bugün 13 Eylül 1921’de Türkler ulus olarak Mustafa Kemal önderliğinde Anadolu’da/Sakarya’da yeniden dirilmişlerdir. 

Başta Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere Sakarya Zaferini / Destanını gerçekleştiren tüm Kahramanlarımıza minnet ve saygıyla...

(13 Eylül 2021)

Remzi KOÇÖZ 

26 Ağustos 2021 Perşembe

TARİHTE BUGÜN/LER (26 Ağustos 1922)

         Büyük Taarruz – Büyük Zafer (26/30 Ağustos – 9 Eylül 1922) 

        “Düşündüğümü uygulayacak zamanım olursa dünyanın gözlerini kamaştıracak bir askeri manzara ortaya çıkacaktır.”

Sözlerinin ardından -99 yıl önce bugün 26 Ağustos 1922 günü- düşündüğünü uygulayan Başkomutan Mustafa Kemal’in askeri dehası/öngörüsü ile 6 ayda aşılamaz denilen mevziler 6 güne kalmadan bir bir geçilecek, 26 Ağustos günü Afyon/Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos Dumlupınar’da verilen Meydan muharebesinin ardından 9 Eylül’de İzmir’de düşmanın denize dökülmesiyle Zaferle sonuçlanacaktır.

Başkomutan Mustafa Kemal’in; 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Başkomutan Meydan Muharebesinde yenilen düşmanın bozgun halde geri çekilişinin ardından, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” şeklindeki tarihi emir ve direktifleri üzerine bütün cephe boyunca- denize dek hiç ara vermeden ve ikinci bir savunma hattında tutunmasına bile meydan verilmeden baş döndürücü bir hızla takip harekâtını sürdüren Türk ordusu, İzmir’e değin 400 km’yi bulan oldukça uzun bir mesafeyi, yaya ve süvari birlikleriyle 10 gün gibi kısa bir zamanda alarak Harp Tarihi’ne bir ölçüde Yıldırım Harbi örneği vermiştir.

Sınırlı olanaklarla, sınırlı sürede gerçekleştirilen bu Büyük Zafer bir Türk mucizesidir. Bu Zafer’i; “Bu eser milletin hürriyet ve istiklâl düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir” sözleriyle niteleyen vede Kurtuluş Destanının yazılmasında en büyük pay sahibi olan Ebedi Başkomutanımız/önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Zafer/Kurtuluş Destanını yazan tüm kahramanlarımıza minnet ve saygıyla...

(26 Ağustos 2021)

Remzi KOÇÖZ

23 Ağustos 2021 Pazartesi

TARİHTE BUGÜN (23 Ağustos 1921)

-100 Yıl Önce: 23 Ağustos 1921 / Sakarya-

"Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır.
O satıh, bütün vatandır.
Vatanın her karış toprağı,
Vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz..."
Türk Askeri / Subayı / Ordusu;
Başkomutanı Mustafa Kemal Paşanın askeri dehası/savaş stratejisi sonucu -Dünya savaş tarihine geri çekilme harekatının en güzel örneğini kazandırırken,- Başkomutanının verdiği bu tarihi emrine uyarak vatanını canla başla savunacaktır.
100 yıl önce bugün 23 Ağustos 1921 günü, tarihin en uzun (22 gün/gece) süren büyük meydan muharebesinin başladığı gündür.
'Sakarya’, en duyarlı, en kanlı, en dirençli cephe olarak, Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktasıdır.
Sakarya Nehri boylarında 100 km’ye kadar uzanan bir cephede ölüm kalım mücadelesidir.
Sakarya, Türk’ün 238 yıllık makus talihini yenerek Anadolu’da işgalin/düşmanın durdurulduğu, Türk Ulusunun Mustafa Kemal önderliğinde yeniden dirilişinin,
tarihe destan olarak kazındığı cephedir.
Başta Ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Sakarya Destanını yazan tüm kahramanlarımıza minnet ve saygıyla...

(23 Ağustos 2021)
Remzi KOÇÖZ

9 Ağustos 2021 Pazartesi

PAYLAŞMAK

 

PAYLAŞMAK

'Üleşmektir/birlikteliktir/dayanışmadır.'

Paylaşma;

Acıları/ hüzünleri azaltıp,

Sevgiyi/umutları vede

Sevinçleri çoğaltırmış.

Gün,

yanan/yiten/yokolan,

canları/canlıları/canlılığı,

yeşertme/yaşatma/yüceltme adına

yardımlaşma,

dayanışma ve

birliktelik zamanı.

Gün,

yerinmeden/yakınmadan

söylenmekten öte

birşeylerin ucundan tutma,

yararlı olma,

yaraları sarma,

Karınca kararınca,

gücün yettiğince eltutma vede

Paylaşma zamanı.

(08. 08. 2021)

Remzi KOÇÖZ

Yangın

 

YANGIN

Ama tedbirsizlik,

Ama rant,

Ama sabotaj,

Ciğerlerimiz yanıyor,

Tüm ülke yangın yeri adeta!

Yönetim zafiyeti/beceriksizlik

ve öngörüsüzlük bir yana,

Yangınla mücadelede cansiperane olan,

Tüm kamu görevlilerine/sivillere/gönüllülere,

Teşekkür yanında güç/kuvvet

vede kolaylıklar dilerken,

En az kayıpla/zararla atlatılabilme temennisiyle,

Tüm ülkeye geçmiş olsun…

(31. 07. 2021)

Remzi KOÇÖZ

23 Temmuz 2021 Cuma

Turgay YILDIZ Anısına

Turgay YILDIZ...
Tek başına bir toplumsal muhalefet. 
Toplumsal sorumluluğu,
Aydın duyarlılığı yüksek bir sanatçı.
Kolay değil böyle bir ortamda mizah yapabilmek. Hele hele politik yergi. 
Yaratıcılık yanında İncelik, zeka, yürek ve efor gerektirir. 
Sayısız skeçleri ile özellikle salgın döneminde evlerimize misafir olan, 
yüzümüzü güldüren, 
Milyonlarca insana moral olma yanında gönlünde taht kuran bir tiyatro ustası. 
Ülkemizin yetiştirdiği önemli bir sanat adamı. Değerli bir şahsiyet. 
Zaten kolay yetişmiyor bu tür  değerler bu topraklarda. 
Onu ilk kez 2000'li yılların başlarında Ankara'da Çağdaş Sanatlar Merkezinde izlemiştim. Son süreçte ise sosyal medya üzerinden/internetten/cep telefonları üzerinden kitlelerin konuğu olmuştu.   
Bu güzel insanın, 
kalbine yenik düşmesi sonucu kaybı, 
Genç sayılacak bir yaşta aramızdan ayrılması oldukça üzücü.
O'nu, skeçlerini vede politik mizahını  toplum olarak çok özleyeceğiz. 
Allah rahmet eylesin. 
Toprağı bol, ışıklar içinde olsun.
(22 Temmuz 2021)

Remzi KOÇÖZ

15 Temmuz 2021 Perşembe

CUMHURİYET’E BAĞLILIK ve 15 TEMMUZ

1980 Türk siyasası ve kamu bürokrasisi için farklı bir süreç başlangıcıdır. 12 Eylül 1980 askeri darbe ve sonrasındaki sivil demokratik süreçte içinde bulunduğumuz uluslararası konjoktür gereği kamu yönetiminde Cumhuriyetin kuruluş felsefesinden uzaklaşılarak Türk-İslam Sentezi çerçevesinde siyasal islamcı bir anlayışın önü açılacaktır. Hernekadar MGK ve Askeri Şura kararlarında irtica tehdit olarak aktarılıp tarikat/cemaat yapılanmalarının takip edildikleri izlenimi verilse de bir yapı/cemaat özellikle devlet içerisinde örgütlenmesine devam ederek bir örümcek gibi inceden inceye ağlarını örecektir. Toplumun her kesiminden zeki çocukların devşirilmesi yanında, özellikle polis koleji/akademisi, askeri okullar, lise ve üniversite sınav sorularını vererek/çalarak sonrasında da meslek öncesi sınav ve mülakatlarda korunarak/kollanarak devlete yerleştirildiler.

Kimine göre sivil toplum, kimine göre modern/entellektüel bir dinsel yapı, kendilerine göre hizmet hareketi olarak adlandırılırken, -yurtsever cumhuriyet savcıları ve güvenlik birimlerince bu yapının içyüzü soruşturulup terör örgütü olarak yargı kararlarına geçsede- Türkiye içerisindeki eğitim faaliyetlerini uluslararası alana taşıyıp özel okullar açması, dinler arası diyaloğu kucaklayan bir ılımlı İslam versiyonu olarak addedilerek yurtiçinde/dışındaki çeşitli kurum/kuruluşlarca desteklenirken, soğuk savaş döneminde “Komünizmle Mücadele ve Yeşil Kuşak” sonrasında GOP/BOP gibi Yeni Dünya Düzeni projeleri çerçevesinde bu yapıya sempatiyle bakılacak, devletin üst  yönetiminden ve kurumlarından da destek bulacaktır. 

Bu yapı sadece eğitim/okul alanında kalmayıp çeşitli vakıf/dernek/finans/ticari kuruluş/hastane gibi kuruluşlar yanında TV, gazete-dergi gibi basın yayın kuruluşlarına sahip olurken büyük bir finansman ağı ile hayatın her alanında vede uluslararası arenada geniş bir organizasyona ulaşacaktır.

Türkiye 21. yüzyıla girdiğinde ekonomik ve siyasi kriz sonucu, 2002’de Atatürk/Cumhuriyet karşıtı ve siyasi İslamcı ağırlıklı bir iktidar değişimi yaşarken, özellikle, 2007’deki cumhurbaşkanı değişimi ile kamu bürokrasisinde mesleki teamüller, hiyerarşi, kıdem, liyakat gibi herşey iyiden iyiye altüst olacaktır. Yurtseverlerin/Cumhuriyet sevdalılarının kumpaslarla, iftiralarla, siyasi mülahazalarla hakları yenirken; hiyerarşi/kıdem/liyakat yok sayılırken, siyasi irade ‘hizmet hareketi’ olarak lanse edilen ‘altın çocukları’ öne çıkarır ama 10 yıl geçmeden hançeri yiyerek ihaneti yaşar. Bu yapılan ihaneti sadece siyaset kurumu olarak siyasi iktidar değil tüm Türkiye, demokratik travma şeklinde bedel ödeyerek yaşar. Altın nesil olarak devşirilenler güzelim Türkiye’ye altın vuruş yaptılar. Emniyet teşkilatından, silahlı kuvvetlere, yargıya, eğitime; tüm kurumları, tüm teamülleri, tüm değerleri altüst ettiler.

Sonrasında 17/25 Aralık 2013 tarihi milat olarak addedilip, FETÖ olarak adlandırılan bu yapının tasfiye edilmesi devletten ayıklanması süreci başlatılsada, 15 Temmuz 2016 darbe girişimine gelinen ve sonrasındaki süreçte; siyaseten bu yapıya / örgütlenmeye göz yumanlar / destek verenler / beraber yürüyenler / görmezden gelenler / gerekli müdahale ve mücadeleyi vermeyenler kendilerini ilahi adalete havale ederek hesap vermekten vareste tutarlar.

15 Temmuz, Türkiye Cumhuriyet tarihine geçen bir kara leke! Üzerinden 5 yıl gibi bir zaman dilimi geçmesine rağmen karanlıkta kalan, cevap veril(e)meyen, üstü örtülmeye çalışılan, ihanete ilişkin gerçekler ergeç açığa çıkacaktır. Bu darbe girişimine karşı direnen tüm yurtseverleri minnetle, şehitlerimizi rahmetle anarken, bu toplum/millet ergeç bir şekilde bu ihanetin gerçek sorumlularından hesap soracaktır. 

Remzi KOÇÖZ


(Cumhuriyet Gazetesi, 15.07.2021, s.2 yayınlanan yazının orjinali.)

11 Temmuz 2021 Pazar

YAKARIŞ: ‘YARADAN’A

 

‘Yıllar öncesinde, bir çocuk Tanrı’ya mektup yazmış, kendi dünyasında kendince isteklerde bulunmuştu. Günümüz dünyasında -özellikle adaletsizlik/haksızlıkların giderek çoğaldığı süreçte- bunu hergün milyonlarca insan bazen dua ederek/yakınarak bazen de çaresiz/çözümsüz kaldığında Yaradana sığınarak yapmaya çalışır. Bende insanların isteklerini /dualarını anladıkları dille, anlaşılır bir şekilde kendimce dillendirmek istedim.’

YAKARIŞ: ‘YARADAN’A…

Hikmetinden sual olunmaz,

Alemlerin/evrenin yaratıcısı,

Doğanın dengeleyicisi,

Canlılığın kaynağı,

Yaşamın güvencesi/hamisi,

Yüceliğin erişilmezi/tartışılmazı,

Esirgeyen/bağışlayan olarak,

Tamda bu noktada,

İnsanlık adına,

Bizlerden esirgemeyeceğin,

İsteklerimiz,

Dua/yakarış olarak kabul olursa;

Öncelikle insanlığı doğru yola,

Yönlendirmek üzere,

Gönderdiğin kutsiyetin,

Din olarak,

Bezirganlarca sömürülmemesi,

Meta olarak kullanılmaması,

Din kisvesi altında,

Her türlü melaneti işleyenlerce,

Din satışının son bulması…

İnsanlığın geldiği noktada;

Doğaya/çevreye/tabiata vede

Diğer canlılara zarar verilmemesi,

Daha da özenle korunması,

Ve bugüne kadar oluşturulan sömürü düzeninin,

İnsanın insana kulluğunun sonlanıp,

Adalet/kardeşlik/barış düzeninin yeşermesi…

İnsanların ırksal/dinsel/cinsel ayrımcılıktan uzak,

Yaradılış emaneti olan çocukların,

Tabulardan/dogmalardan/hurafelerden arınmış,

Yaratıcı aklın/bilimin ışığında,

Özgür ve kendilerini geliştirici ortamlarda,

Geleceğe yürümeleri…

Şeytanın askerleri olarak,

Cenneti pazarlayıp,

Yeryüzünü cehenneme çeviren,

Ölümü kutsayıp katliamlar yapan,

Hakkaniyeti ve adaleti yokeden,

Doğaya/yaşama/insanlığa/uygarlığa,

Bir katkısı olmamakla birlikte,

Varlığıyla zarardan öte bir özelliği olmayan,

İnsanlığın yarattığı değerleri,

Hamuduna kadar kullanıp semiren,

Her cümlesine Yaradan’ın adıyla başlayıp,

Hertürlü zulmü reva gören,

Kötülük ve küfür saçan,

Utanmazlığı savunan yaratıkları,

Hastalıklı ruhları,

Bunların oluşturduğu güruhu,

Örgütlü cehaleti,

Islah eyle!

İnsanlığı vede ülkemizi;

Bunların şerrinden/zulmünden,

İzanından/hükümranlığından,

Koru ve kolla,

Yüce Yaradan!

4 Temmuz 2021 Pazar

 TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR – 15 

“Lozan Barış müzakereleri sırasında İngiltere, Fransa, İtalya gibi devletler mütareke dönemindeki işbirlikçilerinin cezalandırılmasını önlemek için genel af isteminde bulunmuşlar. Atatürk, kendi çıkarları için düşmanla işbirliği yapan dönemin işbirlikçilerini/etki ajanlarını dış baskıyla affetmek yerine onlara ilk ulusal andıçta yer vererek -önemli bir bölümü önceden yurtdışına kaçan- 150’sinin Türk vatandaşlığından çıkarılmasını sağlamıştır.“ (Necip HABLEMİTOĞLU) 

150’LİKLER / ATATÜRK DÖNEMİ VE ULUSAL BELLEK 

Lozan Antlaşmasının yürürlüğe girmesinden sonra bazı suçları kapsam dışında bırakan genel af yasası 26.12.l923'te TBMM'de kabul edilir. 1 Haziran 1924'de çıkartılan bir Hükümet Kararnamesi ile “Kurtuluş Savaşına karşı cephe alan/savaşan ya da Sevr Antlaşmasını kabul eden” -listede yeralan kişilerin sayılarının 150 olmasından ötürü bu şekilde anılan- 150’liklerden Türkiye sınırları içinde bulunanların yurtdışına çıkartılmaları öngörülür. 

 (150’likler: Padişah Vahideddin’in mahiyeti, Kuvayı İnzibatiye komutanları, Damat Ferit Paşa vd. İstanbul hükümeti üyeleri, Sevr Antlaşmasını imzalayan heyet, Çerkes Ethem ve adamları, mülki ve askeri erkan, polisler, gazeteciler ve diğer şahıslar. 150’likler; Atatürk'ün sağlığında, 28.06.1938'de çıkartılan yasa ile af edilerek yurda dönmeleri sağlanır.) 

Atatürk döneminde güdük/kısır/teslimiyetçi politikalar yerine mütekabiliyet politikaları uygulamaya sokulur. “Etabli, Musul, Hatay, Boğazlar, Dış borçlar, Pozantı-Nusaybin Demiryolu hattının devletleştirilmesi, sefaretlerin Ankara’ya nakli, yabancı okullarda Tarih ve Türkçe derslerinin Türk öğretmenlerince Türkçe okutulması, Türkiye dışındaki Türklerin insan hakları” gibi pek çok sorunu İngiltere, Fransa, Yunanistan gibi devletlere istediğini yaptıracak, sorunların çözümünü dikte ettiği biçimde sonuçlandıracak misilleme politikalarını hayata geçirir. Sevr Antlaşması ile Osmanlı için gündem olan ve -Atatürk tarafından geciktirildiği ima edilen bu sürece ilişkin hususlar- günümüz Türkiye’sinde de (etki ajanları olarak adlandırılan gazeteci/yazar/politikacı/entelektüel kimlikli kişilerce) “Kıbrıs, kıta sahanlığı, Kürdistan, Pontus, Ermenistan toprak ve tazminat talepleri, Türk olmayan 47 ayrı etnik halka kendi dillerinde eğitim ve yayın hakkı vs.” şeklinde gündeme getirilip, Atatürk tarafından geciktirildiği ima edilen bu sürecin gecikmeli de olsa aynı taleplere koşulsuz uyum göstermekten başka bir çaremiz kalmamıştır şeklinde ifade edilmektedir. Günümüz etki ajanlarına ve emperyalizmin değirmenine su taşıyan bu gibi zihniyete vede kimliksiz/kişiliksiz kimselere karşı aydın/yurtsever/bilim adamı duyarlılığı ile mücadele ederken Cumhuriyet/Atatürk sevdalısı diğer yurtsever/aydınlar gibi katledilen Necip HABLEMİTOĞLU, gerekli cevabı, (kitap/söyleşi/oturum gibi) farklı mecralarda yüreklice vermiştir. 

Remzi KOÇÖZ

3 Temmuz 2021 Cumartesi

SİVAS / MADIMAK / 2 TEMMUZ

 SİVAS / MADIMAK / 2 TEMMUZ... 

 Sivas, özellikle Selçuklu döneminden kalma mimari eserlerle büyük bir açık hava müzesi gibidir. Cumhuriyete uzanan yolda 4 Eylül 1919'da Sivas’ta toplanan Kongre Türkiye açısından tarihi bir dönemeçtir. 

 Anadolu folklorünün zenginliğine sahip yöre birçok büyük halk ozanı yetiştirmiştir. Pir Sultan Abdal’la doruğa ulaşan halk şiiri geleneği Cumhuriyet döneminde Kul Himmet ve Aşık Veysel’le sürmüştür. 

 Sivas,1993 yılının 2 Temmuzunda talihsiz bir güne tanıklık eder. Aslında insanlık insan görünümlü yaratıklarca ateşe verilerek yakılmıştır. Madımak otelinde yanarak can veren 37 insanın ölümü şehrin adının üzerinde karabasan gibi duracak, uzun süre hafızalardan silinmeyecek, Kara bir gün olarak tarihe geçecektir. 

Her 2 Temmuz geldiğinde de, bu şehir/ bu ülke/ bu zihniyet bu utancı yeniden yaşayacaktır...     

 Madımak'ta yakılan/kıyılan Can'lara rahmet ve saygılarımla... 

Remzi KOÇÖZ 

27 Haziran 2021 Pazar

TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR – 14

 

“Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir.” Mustafa Kemal ATATÜRK

İşbirlikçiler/Mandacılar/Himayeciler/Seçkin ihaneti/Vatanseverlik

“Limanda 70 tane yabancı gemi varken kuvayı milliye ayaklanmasından korkulmaz.”(Sadrazam Damat Ferit Paşa)

“Avrupa ile başa çıkmayı asırlardan beri Asya’nın hangi kavmi başardı ki biz başarabilelim.” (İçişleri Nazırı Ali Kemal)

“Umumun arzusu İngiltere tarafından idare edilmekliğimizdir.” (Hariciye Nazırı Mustafa Şerif Paşa)

“Yunan ordusunun muzafferiyeti için dua ediniz.” (Adliye Nazırı Ali Rüştü)

“Kim milliyetçilerle birlikte Yunana karşı giderse şeran kafirdir. Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır.” (İskilipli Atıf Hoca-Teali İslam Cemiyeti bildirisi)

“Medeniyeti temsil eden İngiltere gibi bir devlete itiraz etmek küstahlıktır.” (Filozof Rıza Tevfik)

“Bizim için tutulacak tek kurtuluş yolu İngiltere ile beraber yürümektir. Mustafa Kemal’in muzaffer olduğunu görmektense, memleketin Yunanlılar tarafından alınmasını tercih ederim.” (Yazar Refik Halit Karay)

 “Tek çare galiplerle uyuşmak ve anlaşmaktır.” (Yazar Refi Cevat Ulunay)

..........................................................................................................

Mütareke döneminde/İstanbul’unda; işgale karşı mücadele eden vatanseverlerin karşısında işgalcilerin yanında; sadrazamlar, nazırlar, paşalar, yazarlar, hocalar vd. ihanet yarışlarında o kadar çokturlar ki işbirlikçiler say say bitmez!

Atatürk’ün, Nutuk adlı eserinin giriş bölümlerinde yer alan seçkin ihaneti ve vatanseverlik değerlendirmeleri anlamlıdır:

“Kurtuluş yolu ararken, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi devletleri gücendirmemek, temel ilke gibi görülmekteydi. Özellikle seçkin denilen insanlar bile böyle düşünüyorlardı.

Birincisi: İngiltere’nin koruyuculuğunu istemek.

İkincisi: Amerika’nın güdümünü istemek.

Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş yolları ile ilgilidir.

Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir! O halde, ya istiklâl ya ölüm!”

İşte, gerçek vatanseverlerin / kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır:

Ya Bağımsızlık Ya Ölüm!

Remzi KOÇÖZ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

13 Haziran 2021 Pazar

TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR – 13

 

‘Mütareke Dönemi, ayni zamanda Osmanlının çöküşünün/yıkılışının yaşandığı yıllar olması nedeniyle “Çöküş Dönemi” olarak da adlandırılabilir.’

MÜTAREKE / ÇÖKÜŞ DÖNEMİ

Osmanlı Devletinin son dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki Partisi/İktidarı, I. Dünya Savaşı kaybının kesinleşmesi üzerine 1918 sonbaharında istifa/fesih kararı ardından yeni kabine üyelerinden oluşan Osmanlı heyeti Mondros'a giderek ateşkes anlaşmasını imzalarlar (30 Ekim 1918). Mondros Mütarekesi ile açılacak dönemin adı “Mütareke Dönemi” olarak anılırken, o döneme ilişkin anlatımlar “Mütareke İstanbul’u, Mütareke Basını” olarak adlandırılır.

İşte bu dönemin ilk 6 ayı, -Mütareke sonrası İstanbul’a çağrılmasının ardından “Geldikleri gibi giderler” dediği ve Mütareke İstanbul’unda yaşadığı dönem-, Mustafa Kemal’in liderliğini, askeri dehasını, öngörüsünü, önderliğini sınadığı ve de pekiştirdiği önemli bir süreçtir.

Mütareke döneminde (1918-1922) yaşanan iç siyasi gelişmeler ve yabancı devletlerin etkileri sonucu hükümetler kısa ömürlü olurlar. İstanbul’da saray desteğiyle, -İngiliz sevdalısı ve Osmanlı devletini İngiltere devletine mutlak bir teslimiyetle bağlamaya çalışan- Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki Hürriyet ve İtilaf Partisi öne çıkar. Mütareke dönemi hükümetlerinin omurgasını oluştururken, İtilaf/işgal güçleriyle Türkiye’nin parçalanması konusunda işbirliği yapar.

İngilizlere güvenen ve işgale karşı teslimiyet politikası güden ve de "Bu millet koyun sürüsü" diyen Padişah Vahdettin ve İstanbul Hükümetince Şeyhülislama yazdırılan “milli mücadeleye girişenlerin katlinin vacip olduğu” fetvası İngiliz uçaklarıyla Anadolu içlerine dağıtılır.

TBMM öncülüğünde ve Mustafa Kemal Paşa önderliğinde işgale karşı Anadolu’da ölüm-kalım mücadelesi verilirken, yeni bir izdivaç peşinde olan Padişah Vahdettin’de -saray ve tahtının derdinde- bir kararname ile Hanedan ödeneklerinin artırılması çerçevesinde İngilizlerden yardım talebinde bulunur.

Osmanlı Devletinin son buluş tarihi, 1-2 Kasım 1922’de ‘hukukî bakımdan’ saltanatı ilga eden kararın tarihi sayılabilir. ‘Siyasî bakımdan’, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışının ardından TBMM Hükümeti’nin kuruluşu -bütün mülkî ve askerî makamların ve bütün milletin mercii olarak Büyük Millet Meclisi’nin ilân edilmesiyle- kesin bir niteliğe sahiptir.

Bu olay yeni bir meşruluk ve yasallık anlayışının da kurulması anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak 23 Nisan 1920, Osmanlı Devletinin çöküş sürecinde  -TBMM’nin açılışı ile birlikte Misakı Milli çerçevesinde- bağımsız yeni bir Türk Devletinin, Modern Türkiye’nin temelinin atılma tarihidir.

Remzi KOÇÖZ

6 Haziran 2021 Pazar

KARANTİNA GÜN(CE)LERİ - 34

 

‘Üniversite; en üst seviyede eğitim/araştırma ile bilgi üretilen ve de

öğretimin en üst performans düzeyine çıkarılarak ileri teknoloji yaratılmasıdır.’

 

BİLİM / BAĞIMSIZLIK /ÜNİVERSİTE

Cumhuriyetin ilk 15 yılı sonrasında,

Değişimler/yenilikler/atılımlar,

Hız keserek durağanlaşır,

Özellikle dünya savaşı sonrasında,

-Başlayıp sonraki yıllara yayılarak-

Her şeyde olduğu gibi-

Ulusal kalkınmadan vazgeçilip,

Uluslararası/dünyaya açılım denilerek,

Bağımlı politikalar sarmalında,

Hükümetlerin politik tercihleri,

Üniversal/akademik arenada,

Özgürlük/özerklik dışlanırken, 

Bilimde politikanın gölgesine,

Siyasete angaje popülizmle,

Üniversitelerinin sayısının artırılıp,

-Üniversite adı verilerek,

Her şehre yüksek lise açmakla,

Parayla yazılan/yazdırılan tezlerle,

İntihallerle akademik kariyer oluşmaz.-

Siyaseten rektör atamakla,

Niteliksiz kadrolarla doldurmakla,

Öğretim kalitesi düşürülürken,

-Yöneticilerini kendileri seçip,

Araştırmayı kendileri örgütlediklerinde,

Çağdaş düzeyde üretken olunma,

Geleceği kotaracak uzman yetiştirme yerine-,

Ezber eğitimle öğrenilenleri tekrarlarla,

Bilim/ buluş/ yenilik gelişmezken,

Mantalite/anlayış açısından,

Ortaçağ mantığıyla,

19. yüzyıla geri dönme özleminde,

Bir uygulama ortamında,

Tarihle karşı karşıya kalakaldık.

Remzi KOÇÖZ

 

 

Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz