29 Ekim 2022 Cumartesi

TARİHTE BUGÜN (29 Ekim 1923)

           "Cumhuriyet, düşünceli, bilgili, kültürlü, sağlam vücutlu ve karakterli koruyucular ister."  Mustafa Kemal ATATÜRK

20 Yıl Öncesinden;

29 Ekim’e, Cumhuriyet’e ve Türkiye’ye Bakış

(Gürcistan Gezi Notlarından)

Bugünkü 29 Ekim cumhuriyet kutlaması törenlerine katılamıyorum. Ancak bir yabancı ülkede, bizim almış olduğumuz mesafeyi kazanımlarımızı iyi değerlendirebiliyorum. Bizim ülkemizdeki Demokratik ortam, sistemi beğenmeyenleri Atatürk ve O’nun devrimlerini eleştirip, yok etmek, ülkeyi bölmek isteyenleri, doğusundan-batısına, güneyinden-kuzeyine buralara getirip göstermek gerekiyor. O zaman ülkenin ve kurulan Cumhuriyetin değerini anlayabilirler.

Çok fazlasına gerek yok: Cumhuriyet bir erdemlilik/fazilettir. Onun değerini çok iyi bilmemiz yeterli olacaktır. O zaman O’nu korur ve de geliştirebiliriz. Ve tekrar Büyük önder ve Arkadaşlarının bu en büyük eserleri için yürekten minnet, saygı duyuyorum. Onlar kendileri için yaşamayarak, servet sahibi, Diktatörlük peşinde koşmayarak ülkelerinin geleceği için Cumhuriyeti yaşatmak için sağlam temeller oluşturup kendilerinden sonra gelecek nesiller, bizler ve bizlerden sonrakiler için nesil olarak yaşamlarını feda ettiler. Bu çok büyük bir ülkü! Onun için Cumhuriyete yönelik özellikle aydın/entel takımının yıkıcı, 2.Cumhuriyet özlemleri, Demokratik ortam olmadığı, İstiklal Mahkemelerini ortaya çıkarıp/ısıtıp koymaları, Sevr özlemleri insanı kahrediyor. Gençliğe Hitabe bunun hepsini vurguluyor. İç ve dış düşmanlar, yöneticilerin gaflet ve delaleti...!

Var olan değeri geliştirmek, yerine; birşeyler üretmek yerine, birşeyler yaratmak yerine, kalemlerini/yüreklerini hep olumsuz şekilde kullanıp iğne gibi batırıyorlar. Dönüp baktığınızda onlar gibi Kuruluş yıllarında çok gazeteci/yazar/aydınlar, hep kenar köşede saklanarak Amerika, İngiliz, Fransız hegemonyasını savunuyorlar. İstiklal Mücadelesine inanmıyorlardı. Yaptıkları tek şey konuşmak. Zoru görünce kaçmak, saklanmak ve de teslim olmaktı. Onlar bilmiyorlar, bilmek istemiyorlardı.

Buradan Türkiye’ye, 80 yıl öncesine gidiyoruz. Atatürk’ün Cumhuriyeti bu tür yöneterek, diktatör olabilir, rant elde ederek, sülalesine yakın arkadaşlarına peşkeş çekebilirdi. İşte fark burada, O hala dünyanın 20. yüzyılın en büyük lideri. O’nun çağdaşları hepsi fikirleri/eserleri/ heykelleri ile birlikte yok oldular, yok edildiler. Leninler, Stalinler, Titolar, Maolar, Hitlerler, Mussoliniler ve niceleri... Biz bu lideri yarın 29 Ekim’de yürekten anacağız. Anmalıyız da. Resepsiyonlarda törenlerde değil sadece. Halkın gönlünde, eserlerine sahip çıkarak, yaşatarak!

           (Gürcistan/ Batum - 29 Ekim 2002)

Remzi KOÇÖZ




27 Ekim 2022 Perşembe

KARASU ÜZERİNE NOTLAR – 13

           ‘1877-78 Osmanlı-Rus savaşları sonrası Kafkaslardan Acara/Batum’dan Müslüman Gürcüler batıya doğru Anadolu topraklarına göç yollarına düşerler. Binlerce Batum sakini köyündeki tasını, tarağını vede yaşadığı toprağını geride bırakıp diğer akrabaları gibi kafileler halinde Anadolu’ya göçerken, bu göç dalgasının bir kolu Büyük Dedemler Süleyman ve Davut olmak üzere sülalece, -3. kuşak olarak bizlerin doğup büyüyeceği- Karasu’da konuşlanırlar.

            Kafkaslardan / Kafdağının Ardından...

            20 yıl öncesinde bu günlerde (26-29 Ekim 2002) 4 günlük bir Gürcistan gezim olur. Belkide ilk kez başka ülke topraklarını (1999 kışında günübirlik Azerbaycan/ Nahcivan gezisini saymazsak) gezme/görme zamanlamam ayrı bir özellik taşır. Çünkü bu coğrafyanın benim/ailem için ayrı bir önemi var.

Annemin/Babamın Babalarının yani Dedelerimin de aralarında bulunduğu Müslüman Gürcüler 93 Harbi denilen savaşın ardından Türkiye’yi kendilerine yurt edinmek üzere Kafkaslardan göç etmişler. Bir kısmı Artvin başta olmak üzere Karadeniz sahiline, oralardan da İstanbul’a kadar ülkenin bir ucundan bir ucuna yayılmışlar.

Batı Karadeniz’e kadar gelenleri Sakarya nehrinin Karadeniz’e döküldüğü bölge olan Karasu, Batum’dan gelenleri bağrına basar. Batum muhacirleri Karasu’nun doğusunda Aziziye adıyla bir mahalle kurarlar. Bizim öykümüzde bu bölgeye/ilçeye/mahalleye muhacir olarak gelip konaklayan ve de bu toprakları vatan belleyen -işgale karşı milli mücadelede kuvayı milliyeye kurtuluşa destek veren- insanların yaşam mücadelesi olacaktır.

Yıllar sonra Kaf dağının ardına Ata toprakları olan bu ülkeye ayak basma fırsatım olur. Gürcistan gezisi ile ilgili notlarımı, duygu ve düşüncelerimi “Gürcistan Notları” olarak kaleme alıp (diğer gezilerle birlikte zamanla peyder pey paylaşma düşüncesiyle) “Seyahat Notları” havuzuna atıyorum. Sonrasında 15 yıl sonra 2017 yılı sonbaharında günübirlik Batum gezisi ile nostalji yapmaya çalışsamda, bu güzel coğrafyayı yeniden -en azından 1 haftalık bir zaman diliminde- baştanbaşa gezme istemim, yapacaklarım arasında sırasını beklemede.

Gürcistan ile ilgili gezi notları dışında web/blog sayfamda (www.remzikocoz.com) “Tarihten Günümüze Gürcüler” başlıklı 3 bölümlük yazı dizimin sonunda Ek olarak yer alan “Muhacir Gürcüler” sayfasını tarihsel bir bilgi bağlamında paylaşmak istedim.

Saygı/sevgi/selamlarımla...

(Karasu / 26. 10. 2022)

Remzi KOÇÖZ















TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR – 26 (GÜRCÜLER - Ek)

            'Etnik/yerel/bölgesel, dinsel/mezhepsel nitelikteki alt kimlikler, ulus çatısı altında bütünleşip üst kimlik oluştururken, ayni zamanda ortak bir bilinç ve kültürel zenginlik oluştururlar. Cumhuriyetimizin Kurucusu Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünün anlamı; alt kimlik değil üst kimlik olarak ulusal kimliğin adıdır. Bu ulusal kimliğin vücut bulmuş hali ulus devlet; “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” şeklinde anayasa ile güvence altına alınmıştır.'

            MUHACİR GÜRCÜLER

            Muhacirler Kaybedilmiş Topraklarımızın Aziz Hatıralarıdır.” Mustafa Kemal ATATÜRK

Muhacir’, Arapça bir kelime olup anlamı çeşitli nedenlerle yerinden, yurdundan göçmek zorunda kalanlara yani göçmenlere verilen addır. Konuşma dilinde ‘h’ yoksunu Balkan göçmenleri kısaca kendilerini ‘Macir’ olarak adlandırırlar. ‘Muhacir Gürcüler’ kavramı, dilimize 19. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkmış ve Gürcistan’dan Türkiye’ye göçen Gürcüleri tanımlamak için kullanılmıştır. Muhacir Gürcüler ise kendilerini bizden, bize ait anlamına gelen “Çveneburi” diye nitelendirmişlerdir.1

Muhacirliğin oldukça zor bir tarihi vardır. Muhacirlik, ilk olarak 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda Ahıska Bölgesi Mesheti’nin Rusların kontrolünde Gürcistan’a katılmasından sonra başlayıp (birinci dalga), 1867 yılında Abazaların muhacirliğinin ardından (ikinci dalga), 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında (93 Harbi) ise daha da yaygınlaşır (üçüncü dalga). Berlin Kongresi kararıyla daha önce Osmanlı uyruğu altında yaşayan nüfusa Rus uyruğunu kabul etme ya da Osmanlı topraklarına göç etme hakkı tanınmasının ardından 27 Ocak 1879’da İstanbul’da imzalanan anlaşma uyarınca -Batum ve sınır bölgelerinden- göç etmek isteyenlere 1882‘ye kadar tanınan süre sonraki yıllarda da sürer ve gerçekte göç kendiliğinden bir biçimde 1921 yılına kadar devam eder.2

Muhacirlik sırasında Kola, Ardahan, Şavşat, Klarceti, Artvin, Macaheli, Tao, Acara ve Kobuleti (Çürüksu) neredeyse tamamen boşalmış. Boşalan köylerde tarım tamamen ortadan kalkmış, birçok köy tarih sahnesinden silinmiştir. Muhacirlik döneminde göç edenlerin sayısı hakkında kesin bilgi günümüze ulaşmamıştır. Z. Çiçinadze’nin Batumi müftüsü Hasan Efendi Gverdadze’ye dayanarak aktardığı bilgilere göre Osmanlı İmparatorluğu’na toplam 1 milyon insan göç etmiştir.3

Muhacirlik, Gürcü halkının tarihinde ki en zor trajedilerden birisidir. Göçün tarihsel yukarı Kartli dolaylarında yol açtığı zararı ne bir istila, ne de bir barbarlık yıkımı gerçekleştirmemiştir. En eski Gürcü toprağı boşalmıştır. Bu topraklarda (Acara ve Kobuleti) savaştan dolayı sefalet hüküm sürmeye başlar. Halk bu süre boyunca yaşamını sürdürebilmek için son derece ağır şartlarda mücadele eder. Köylerin ormanları ve düzlükleri yanmış. Yaşananlardan ızdıraba düşen halk göçü yeğler. Göçerken elinde kalanları da götürmesi imkansızdır. Yaşananlar; bolluk içindeyken tohumsuz kalmak, sonra ölüm ve kandır. Bir kısım Halk evini, barkını, eşyasını sırtına almış ve o korkunç karda ve kışta eşi ve çocuğuyla yola koyulmuş. Çoğu yolda, soğuk, hastalık ve açlıktan can vermiş. Ama göç eden nüfusun ne kadar olduğu bilinmediği gibi göç sırasında ve sonrasında ne kadar insanın öldüğü de bilinmemektedir.

Türkiye Gürcülerinin tarihi Osmanlıların Gürcistan topraklarına kalıcı olarak girdiği 1578 (Lala Mustafa Paşa- Acem Seferi) yılından başlayarak 1878 Osmanlı-Rus savaşının bitimine dek tamtamına 300 yıl sürer. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na hep, yenilen ve yenen gözüyle bakılmış, kimse orada ezilen insanların o dönemdeki durumlarını dikkate almamıştır.

Hristiyan Gürcülerden farklı kültürel özelliklere sahip olan Acaralı Müslüman Gürcülerin çoğu savaş sonrası ‘Rus zulmüne uğrama korkusu ile’ ülkelerini terk ederek kara ve deniz yoluyla Giresun, Ordu, Samsun, Sinop, İstanbul ve Karadeniz kıyısındaki diğer limanlara geldiler. Bir bölümü bu liman kentleri çevresinde kalırken bir kısmı iç kesimlere doğru giderek Amasya, Tokat, Bolu, Adapazarı, Bursa ve Balıkesir çevresindeki köylere yerleştiler. Türkiye’deki Gürcü nüfusun 1.5 milyon civarında olduğu (gerçeğe daha yakın bir sayı olarak) tahmin edilmektedir.

Osmanlı yönetimi her şeyi yeniden kurmak zorunda olan Gürcüleri göçlerinden sonra 5-6 yıl her türlü vergi ve askerlikten muaf tuttu. (Türk Kurtuluş Savaşında İzmit ve Adapazarı illerinden seferberliğe çağrılanların dışında, 7000 Gürcü gönüllü savaşa katılmıştır.) Gürcüler kısa bir süre içerisinde o dönem için mükemmel denebilecek evler yaptılar. (Evlerinin yanında hasat edilen mısırı korumaya yarayan ambar/nalia ve serenler/beğeli bulunuyordu. Bunlar dört direk ve her direğin üzerine, farelerin çıkmasını önlemek için konan tekerlek biçimindeki tahtalar üstünde inşa ediliyor, çatıları saz, mısır sapı ya da tahta ile örtülüyordu.)

Gürcüler 5-10 kişilik aileler halinde göç etmişler. Gürcülerin birbirleriyle dayanışarak/yardımlaşarak yaptıkları işe meci ya da imece (nadi) denir. Geldiklerinde "30 kuruş gibi bir para" dışında hiç bir şeyleri yoktur. Ama bir kaç yıl içinde ihtiyaç fazlası oluşturacak kadar tarla ve hayvan edinmeyi, yerli halka göre daha iyi bir yaşam düzeyine ulaşmayı başardılar. Müslüman Gürcüler, ulusal kültürü ve yaşam biçimini tümden yadsımamış/unutmamışlardır. Gürcüce konuşmak (Gürcüce’yi yalnızca konuşma dili olarak kullanıyorlardı. Çoğunluğu Gürcüce okuma yazma bilmiyordu.) başta olmak üzere, Müslümanlıkla açık biçimde çelişmeyen, Müslümanlığa uyarlanabilen gelenek ve göreneklerini korurlar. Gürcüler düğün ve özel toplantılarda oldukça çevik ve çabuk hareket edilmesi gereken horoni/horon dedikleri bir oyun oynarlar.4

Remzi KOÇÖZ

Kaynakça:

1 Fahrettin ÇİLOĞLU, Gürcülerin Tarihi, Ant Yayınları, İstanbul 1993; İsmetzade Doktor Mehmed Arif, Gürcü Köyleri, Haz. Fahrettin Çiloğlu, Sinatle Yayınları, İstanbul 2002, s.37-55; Şuşana PUTKARADZE, Çveneburebis Kartuli (Bizimkilerin Gürcücesi) “Muhacire Kartvelebi (Muhacir Gürcüler)”, Çev. Fevzi Çelebi, Çveneburi Kültürel Dergi, Sayı:27, İstanbul, Ocak-Mart 1998, s.15-19.

2 Malkhaz ÇOKHARADZE, Kartuli Enis Geograpia Turketşi (Gürcü Dilinin Türkiyede’ki Coğrafyası) Batum 2016, “Muhacirliğin Kısa Tarihi”, Çev.Erdoğan Şenol, http://www.gurcu.org/muhacirligin-kisa-tarihi-icerigi-804.html)

3 Göçün nedenleri; Gürcistan’ın güneybatı kesimindeki Gürcülerin, Osmanlı yönetimi altında kalması ve 17-18. yüzyıllarda Müslümanlaşmasıyla birlikte Hıristiyan Gürcülerden yaşam biçimi bakımından büyük ölçüde farklılaştığı söylenebilir. Her şeyden önce bu, İslam’ın kurallarını benimsemenin kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Öte yandan siyasal gelişmeler ve savaşlarda, etnik olarak aynı ama dinsel bakımından farklı olan bu toplulukları birbirinden koparmıştır.

Muhacirliğin tarihi, literatürde ayrıntıları ile birlikte ciddi bir değerlendirmeye tutulmuş ve başlıca nedenleri, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda yöre halkı için oluşan çok ağır ekonomik ve sosyal koşullar, anavatanına yeniden katılan bölgelerde Rus yönetiminin barbarca uygulamaları ve Müslümanlaşmış nüfusun dini fanatizmi olarak kabul edilmiştir. Araştırmacıların bir kısmı dini fanatizmin muhacirliğin başlamasındaki rolünü abartmışlardır. Fakat pek çok Gürcü aydını muhacirliğin başlıca nedeni olarak yönetim çevrelerinin yerel halka karşı takındığı barbarca tutum ve ağır yaşam koşulları olduğunu kabul etmiştir.

4 PUTKARADZE, Şuşana, “Türkiye’deki Gürcü Köylerinde Alan Çalışmasının Sonuçları”, Mamuli DergisiSayı 5, İstanbul Mayıs 1998.



26 Ekim 2022 Çarşamba

TARİHTEN GÜNÜMÜZE GÜRCÜLER - III

Altın Post yurdu.

Promete'nin zincire vurulduğu,

            Kafdağı’nın en güzel ülkesi Gürcistan.

            Sümer ve Hititlere akraba,

            Dili ve edebiyatı,

            Folklor, müzik ve sanatları ile

Dünyanın en dinamik halk oyunlarını oynayan,

            Beyaz ırkın en güzel insanları Gürcüler.1

EKONOMİ

Çarlık Rusya hegemonyasında iken hemen hemen hiç endüstrisi yoktu. Bağımsızlığını ilan ettiği 26 Mayıs 1918 tarihinden sonra hızlı bir kalkınma hamlesi görülür. Sovyet döneminde de cumhuriyet ağır endüstri ve modern ekipmanlarla süslendi. II. Dünya savaşı sonrası da Gürcü endüstrisi gelişmeye devam etti. Elektrik santralleri, maden ocakları ve her türlü sanayi dalları oluştu. Font, çelik, otomobil, boru, metal, makine araçları vs. üretilir oldu. Ayni zamanda tarım alanında da köklü reformlar olmuş, modern tarıma geçilerek, tarım ve endüstri dengeli bir gelişme izlemiştir.

Sovyetler Birliği döneminde refah seviyesi oldukça yüksek olan Gürcistan, Birliğin dağılmasından sonra kurulan diğer tüm cumhuriyetler gibi ciddi boyutlarda ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kalmışr. Hammadde, enerji ve diğer endüstri ürünlerinin pazarlandığı diğer Cumhuriyetlerle arasındaki bağların ortadan kalkması Gürcistan ekonomisini olumsuz etkilemiştir.

Başkent Tiflis, 1966 yılında yakındoğunun metrosu bulunan yegane kentidir.

1991 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra ülkede ekonomik açıdan istikrarsız bir yapı ortaya çıkmıştır. Bağımsızlığın ilk yıllarında, yüksek enflasyon, sanayi ve tarım ürünleri üretiminde azalma, ülkeye gelen turist sayısında düşüş ve işsizlik oranında artış görülmüştür. Bağımsızlığın ilan edilmesinden 1995 yılına kadar geçen sürede Gürcistan'ın GSYİH'sı her yıl azalan bir seyir izlemiştir.

1995 yılında başlatılan ekonomik istikrar programlarının başarıyla uygulanması sonucunda, Gürcistan ekonomisinde gözle görülür bir düzelme kaydedilmiştir. 2008 yılında Rusya ile giriştiği kısa süreli savaş Gürcistan ekonomisini olumsuz etkilemiştir.

2016 verilerine göre Enflasyon % 1.8, İstihdam % 67.8, işsizlik %12, GSYH ülke % 2.3 oranlarında seyretmektedir.2

Gürcistan'da serbest pazar ekonomisinin kurum ve kuruluşlarıyla tesis edilme çalışmalarının başlatılmasından bu yana özel sektörün GSYİH'deki payında artış eğilimi görülmektedir.

Jeopolitik Enerji Hatları; Hazar petrollerinin ve Orta Asya doğalgazının dünya pazarlarına taşınmasında Gürcistan yine geçiş noktası konumundadır. Bu jeopolitik özelliğinden dolayı tarih boyunca ve günümüzde de büyük devletlerin çatışma alanlarından birisi olmaya devam etmektedir. Yılda 50 milyon ton petrol taşıyan Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı’nın Rusya’nın uluslararası arenadaki tüm engellemelerine rağmen, Batı dünyasının da desteklemesiyle 2005 tarihinde tamamlanmış ve işletime açılmıştır. Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı (BTC) ile aynı koridoru kullanan, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı (BTE) inşasına 2004 tarihinde başlanmış ve 2007 tarihi itibariyle boru hattı üzerinden gaz akışı başlamıştır.3

Doğal kaynaklar; Gürcistan'ın petrol ve doğalgaz rezervleri oldukça sınırlıdır. Ülkede çıkarılan başlıca mineraller manganez (Metal alaşımları üretiminde kullanılan ve önemli ihracat potansiyeline sahip Dünyadaki en zengin manganez rezervleri Gürcistan’ın Chiatura bölgesinde bulunmaktadır) ve perlittir.

Tarım ve hayvancılık; Tarım Gürcistan ekonomisindeki en önemli sektörlerden birisidir. Nüfusun yaklaşık %40'ı tarım sektöründe istihdam edilmektedir. Tarım ve hayvancılık %20,3 ile GSYİH içindeki en önemli kalemdir (üzüm, narenciye, çay, fındık, sebze, patates, çiftlik hayvanları). Dünyaca ünlü ‘Sinandali’ şarapları bağcılık üretiminin yüksekliğinin bir göstergesidir. Gürcistan topraklarının %13’ü düz arazi, %33,4’ü meyilli arazi, kalan kısmı da dağlık alandan oluşmaktadır. Toprağın yaklaşık %44’ü tarım amaçlı kullanılmaktadır. Tarım alanlarının %21’i sulu arazidir.

Turizm; Gürcistan, Karadeniz'e bakan sahil şeridi, dağları, kış turizmine elverişli tesisleri, tarihi ve kültürel zenginlikleri ile önemli ölçüde turizm potansiyeline sahiptir. Ayrıca, zengin termal su kaynakları ve kaplıcaları da birçok turisti ülkeye çekmektedir. Diğer taraftan Avrupa'ya yakınlığı büyük bir avantaj oluşturmaktadır.

1990'lı yılların başında yaşanan güvenlik sorunları ve ekonomik durgunluk nedeniyle, ülkenin turizmi gelişme kaydedememiştir ve ülkeye gelen turist sayısında büyük düşüş yaşanmıştır. Konaklama, uluslararası ulaşım hizmetleri ve diğer birçok altyapı unsuru geliştirilmeye gerek duymaktadır.

Gürcistan’da son yıllarda uluslararası kuruluşlarla birlikte turizm sektöründeki altyapının geliştirilmesine yönelik olarak etkin ve ciddi adımlar atılmıştır. Dünya Turizm Örgütü (WTO) ve UNESCO'nun işbirliğinde ‘İpek Yolu Projesi’nin hayata geçirilmesi desteklenmiştir.

Nüfus ve Demografi (Etnik Durum)

Gürcistan’ın 2016 yılı itibariyle nüfusu yaklaşık 4.500.000’dir. Bu nüfusun çoğunluğunu, yaklaşık %83.8’le, kendi dilinde Kartveli olarak adlandırılan Gürcüler oluşturur. Azerbaycan Türklerinin bu nüfus içindeki oranı %6.5 (500.000), Ermenilerin %5.7, Rusların %1.5’tir (Rusların çoğunluğu bağımsızlık ilanından sonra Gürcistan’dan göç etmiştir). Abhazya’daki Abhazlar ve Güney Osetya'daki Osetler, fiilen ayrı yaşamaktadırlar. Ama Gürcistan’ın başka bölgelerinde de yerleşik olan Osetlerin genel nüfusa oranı %2.5, Abhazların oranı ise %1.8 kadardır. Kartveli grubu içinde sayıları yaklaşık olarak 1 milyon olan Megreller ve 150.000 civarında olan Svanlar ülkenin batı ve kuzeybatı bölümlerinde yaşamaktadırlar. Türkiye sınırına yakın bölgede, az sayıda Laz yaşamaktadır. Lazlar, farklı dillerine rağmen etnik ve kültürel olarak Gürcülere yakındır.

Gürcistan’da yaşayan nüfusun dinsel dağılımı; %65 Gürcü Ortodoks, %11 Müslüman, %10 Rus Ortodoks, %8 Ermeni Ortodoks.

Kafkas halklarının güney koluna mensup olan Gürcüler, kendilerini efsanevi ataları Kartlos'tan dolayı Kartveli şeklinde adlandırırlar ve dillerine Kartuli ülkelerine de Sakartvelo derler. Gürcüler kendi aralarında birçok soya ayrılır; Batum ve Acara'da Acarlar, Kolhit ovasında Güri ve İmeretler, Batı Gürcistan'ın dağlık yöresinde Svanlar ve Hevsurlar, güneyde Meshiler Gürcüce konuşan topluluklardır.

Federal bir yapıya sahip olan Gürcistan'ın sınırları içinde Abhazya ve Acara özerk cumhuriyetleriyle Güney Osetya özerk bölgesi bulunmaktadır. (Abhazya ve Osetya’nın iç savaş sonrası statüleri net değildir.)

Acara; 300 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Acarlar, Gürcistan'a bağlı özerk bir cumhuriyet şeklinde teşkilatlanmış olup merkezleri Doğu Karadeniz kıyısındaki Batum şehridir. Acarlar ve Güriler genellikle çay ve turunçgil tarımı ile uğraşırken dağlık bir bölge olan Svaneti'de yaşayan Svanlar'la Hevsurlar hayvancılık yaparlar. Hevsurlar'ın konuştukları dil modern Gürcüce'den bazı farklılıklar taşır.

Güney Osetya; Ülkenin en eski halkı güneydeki Meshiler'dir. Güney Osetya özerk bölgesinde yaşayan ve etnik bakımından Gürcülerle akrabalıkları bulunmayan merkezi Tsinvali olan Osetler, Farsça'ya yakın bir dil konuşan tipik bir Kafkasya halkı olup Müslümandırlar ve çiftçilik-hayvancılıkla geçinirler.

Abhazya; Etnik bakımından yine Gürcülerle akrabalıkları bulunmayan Abhazlar, ülkenin kuzeybatısındaki merkezi Suhumi olan Abhazya Özerk Cumhuriyeti'nde yaşamakta olan Kafkas dillerinin kuzeybatı grubunu oluşturan bir dil konuşmaktadırlar. Çifçilik hayvancılık ve denizcilikle uğraşan Abhazlar'ın bir kısmı Müslüman, bir kısmı ise ristiyan’dır.

Ülkede yaşayan Ruslar'ın çoğu kamu kurumlarında, Ermeniler ticaret sektöründe, daha küçük topluluklardan Rum ve Yahudiler ise el sanatları ve sanayide etkin konumdadırlar.

Nüfusun %60'tan çoğu şehirlerde, kalanı köylerde yaşamaktadır. Mimarlık anıtlarıyla modern yapıların içiçe geçtiği en büyük şehir aynı zamanda başşehir olan Tiflis'tir (nüfusu 2014'de 1.350.000). Diğer önemli şehirler Batum (137.000), Kutaisi (238.000), Sohumi (120.000), Rustavi (162.000), Gori, Kaheti ve Poti'dir

(Gürcistan’da yaşayan Gürcülerin sayısı yaklaşık 3.900.000’dir. Türkiye’de 1.500.000 kadar, Rusya’da 198.000, ABD’de 150.000, Azerbaycan’da 50.000, İran’da 50.000, Batı Avrupa ülkelerinde 50.000 ve Ukrayna’da 34.000 Gürcü kökenli bir nüfusun olduğu tahmin edilmektedir.)

Gürcistan’ın Uluslararası Platforma Yansıyan Sorunları

Acara Krizi; Acara Otonom Cumhuriyeti de, “Tiflis yönetimini tanımayacağını” ilan etti. Acara bölgesi ise ülkenin bağımsızlığından beri hukuken Tiflis'e bağlı iken fiilen bağımsız kalmıştır. Aslan Abaşidze merkeze hesap ve gelirlerden pay vermemiş, sınırlarını kendi oluşturduğu silahlı güçle korumuş ve kendi yönetimini oluşturmuştur. Ancak Kadife Devrim (Gül Devrimi) ile devrilen Şevardnadze sonrası Abaşidze'de, ABD-Rusya anlaşması ile Mayıs 2004 tarihinde Moskova'ya uçarak Acara Özerk Cumhuriyeti'ni Tiflis'e bırakmak zorunda kalmıştır.

Abhazya ve Güney Osetya; SSCB döneminde Gürcistan içinde iki özerk cumhuriyet (Abhazya ve Acaristan) ve bir de özerk bölge (Güney Osetya) bulunmaktaydı. 1989’da, Abhazya ve Güney Osetya’nın Birlik Cumhuriyeti olmak istemeleri, Gürcistan’ın bunu reddetmesi üzerine, bu bölgelerle Tiflis yönetimleri arasında gerginlikler başladı. Rusların da kışkırtması ile önce Abhaz-Gürcü çatışması başladı. Diğer yandan, Güney Osetya’da da iç savaş tehlikesi belirdi. Aşırı milliyetçi politikalar izleyen Gamsakhurdia’nın görevden uzaklaştırılarak ülkeden ayrılmasından sonra (Ocak 1992), Rusya’nın desteğiyle Abhazya bağımsızlığını ilan etti. Bu nedenle başlayan çatışmalar nedeniyle, 220 bin Gürcü, Abhazya’yı terk etmeye zorlandı. Rusya’nın araya girmesi ile Güney Osetya’daki çatışmalar 1992’de, Abhazya’daki çatışmalar ise 1994’te ateşkes sağlanarak durduruldu. Gürcistan içersindeki Osetya ve Abhazya özerk cumhuriyetleri Kosova’yı örnek alarak 2008’de bağımsızlıklarını ilan etmelerinin ardından Gürcistan’ın Güney Osetya’ya askeri müdahalesine Ruslar misilleme yaparak Ağustos 2008'de Gürcistan'a müdahale etmiş ve Güney Osetya ile Abhazya'nın tek taraflı ilan ettikleri bağımsızlıklarını tanımıştır. Her iki otonom bölgede de Rus Barış Gücü askerleri görev yapıyor.

Cavaheti Ermenileri; Çatışmaya dönüşmeyen başka problemler de ortaya çıkmıştır. Cavaheti bölgesinde yoğun olarak yaşayan Ermeniler, özerklik isterlerken zaman zaman Ermenistan'a bağlanma talebinde bulunmaktadırlar.

Pankisi (Panki) Vadisi; Gürcü-Çeçen sınırında 65 km uzunluğa sahip ve Tiflis’in 190 km Kuzey Doğu’sundadır. Çeçen-Rus mücadelesi sebebiyle Vadide 10 bin civarı Çeçen mülteci yaşamaktadır. Yine bu mülteciler de Gürcü-Rus gerginliğine sebep teşkil eden etmenlerden biri olmuştur.

Ahıska Türkleri; Türkiye sınırına bitişik olan Ahıska bölgesi, Ruslar tarafından Mesketya adı ile isimlendirildiği için bu bölgede yaşayanlar Mesket Türkleri olarak ta anılmışlardır. Şu an Mesheti olarak anılan bölge, 1578’de 3.Murat devrinde Osmanlı idaresine girmiştir. 1829 Osmanlı-Rus savaşı sonucu yapılan Edirne Antlaşması ile Rusya’nın eline geçmiş olan bölgeden 1877-78 (93 Harbi) yıllarında Osmanlı topraklarına yoğun bir göç yaşanmıştır. 1919 Gürcistan’ın eline geçen bölge daha sonra Gürcistan ile birlikte Rusya egemenliğine girmiştir. 1921 Kars Antlaşması ile Ahıska’nın bir bölümü Türkiye’de bir bölümü de Rusya’da kalmıştır. 2.Dünya Savaşı’nda 40 bin genç Rus ordusunda görev yapmak için alınmıştır. Geride kalan ihtiyar, çocuk ve kadınlar, demiryolu yapımında çalıştırılmışlardır. Bu demiryolları ise 14 Kasım 1944’te 91 bin Ahıska Türkünü Stalin’in emriyle Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın Fergana Vadisine sürgüne götürmüştür. Sürgüne gönderilenlerin topraklarına Gürcüler yerleştirilmiştir. Şu an Özbekistan, Türkiye ve diğer ülkelerde yaşayan Ahıska Türkleri ana yurtlarına dönememektedirler. Türkiye Gürcistan’dan bunun çözümünü isterken Rusya’da Gürcüleri köşeye sıkıştırmak için Ahıska meselesini bir koz olarak kullanmak istemektedir. Sürgünde yaşayan Ahıskalılar ise geri dönmek istiyorlar ve bu isteklerinde Türkiye’den yardım bekliyorlar.4 1968 yılında Azerbaycan-Saatli bölgesine göç ve yerleşme izninin ardından Ahıska'ya dönebilen 6 aile kendi vatanlarında yalnızlığı paylaşıyorlar:

Rus Askeri Üsleri; 1999 yılında İstanbul’da yapılan AGİT zirvesinde imzalanan Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması’na (AKKA) binaen, Vaziani ve Gudauta üsleri Temmuz 2001’de boşaltılmıştır. Rusya, AKKA kararları gereği 31 Aralık 2003’e kadar Batum ve Ahılkelek üslerini de boşaltması gerekirken bu süreç uzamıştır. Gürcistan, Rus kontrolünden uzaklaşmak isterken, NATO, AB ve Türkiye’ye yaklaşmaya çalışmakta ve ABD'yi bölgede rahat etmek için can simidi olarak görmektedir. 5 Rusya, Gürcistan'daki askeri üslerini kapatıp birliklerinin çekilmesini 15 Kasım 2007’ye kadar tamamlamıştır. Sadece Abhazya ve Güney Osetya’da Rusya’nın barış güçleri kalmıştır.

Yakın Tarihi ve Bugünü ile Gürcistan

Gerçekten de Gürcü halkı, yüksek tepelerin, ovaların ve yaylaların insanın doğasına yansıtabileceği tüm özellikleri taşıyor. Coşkulu, dost canlısı bu insanlar genellikle hoşgörülü ve açık fikirlidirler. Gürcü halkının doğasına tüm bu özelliklerini veren toprakların fiziki yapısı olduğu söylenebilir.

İlkçağlara uzanan bir medeniyetin geleneği olan Gürcüler; Sümer ve Hititlere akraba olması yanında binlerce yıllık tarihleri içinde 200 yıl Selçuklularla, 600 yıldan fazla Osmanlılarla komşuluk etmişlerdir. Asya ile Avrupa arasındaki coğrafi durumu ve diğer faktörler sosyal, politik, ekonomik ve kültürel evrimine etki yapmıştır. Bunun yanında tarihi boyunca istilalara uğramış ve bağımsızlığını sürekli koruyamamıştır. Yüzyılı aşkın Çarlık Rusya’nın ardından 3 yıla yakın bağımsızlık sonrası (1918-1921), 70 yıllık Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra (1991) yeniden bağımsızlığını kazanan Gürcistan, dış güçlerin kışkırtması ile iç savaş ve bölgesel çatışmaların ardından yeniden yapılanma sürecini yaşamaktadır. Askeri yönden zayıf bir durumda olan Gürcistan 2005’te NATO’ya girmeyi hedeflerken Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİT)’na üyedir.

Bağımsızlığını ilan eden Gürcistan’ı dünyada tanıyan ilk ülke olan Türkiye, o tarihten bu yana sürdürdüğü sıcak ilişkilerle, ülkenin gelişmesinde önemli roller üslenir. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol ve Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz boru hatları projelerinde ortak çıkarları bulunan Gürcistan ve Türkiye arasında herhangi bir sorun bulunmuyor. Türkiye ayrıca, Gürcistan ordusunun kuruluş çalışmaları ve ekonomisinin geliştirilmesine yaptığı katkılarla, bu Gürcistan’ın Batılı ülkelerle olan ilişkilerinde birinci derecede rol oynamaktadır.

Gürcistan, Kafkasya'nın Karadeniz kıyısında jeopolitik, ekonomik ve stratejik açılardan öneme sahip bir ülkedir. Azerbaycan, Ermenistan ve Kuzey Kafkasya'nın dünyaya açılan kapısı olan ülke, Hazar petrollerini ve Orta Asya doğalgazını dünyaya taşıyacak güzergâhta yer almaktadır. Bu yüzdendir ki ülke ekonomik ve siyasi sıkıntılarla boğuşmaktadır. Rus ve ABD mücadelesinde manevra alanı olarak belirlenen Gürcistan daha uzun yıllar sıkıntı çekeceğe benzemektedir.

Remzi KOÇÖZ

Kaynakça:

1 ÖZKAN, A., Gürcüstan, arka kapak yazısı.

2 KOÇÖZ R., age, s.513.

4 “Ahıskalılar Sürgünden Dönmek İstiyor”, Muharrem Coşkun’un Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz ile Röportajı, Milli Gazete, 11.12.2003.

5 AĞACAN, Kamil, “ABD’nin Gürcistan’a Asker Göndermesi”; LEBANİDZE,T., “11 Eylül Sonrasında Kafkasya’da” , Stratejik Analiz Dergisi, Cilt:2, Sayı:24, Nisan 2002, s.69, 138.



25 Ekim 2022 Salı

TARİHTEN GÜNÜMÜZE GÜRCÜLER - II

            Sen ey koca sanatçı, yaratan evreni özünden,

Canından can katan doğaya ve nefes göklerinden.

Ne güzel eksiksiz bahçende olmak, yaşam ne güzel!

Her şeyden bol bol veren bize sevgi dolu El.

Sen ey tanrım! Varolan her şeyin tek ustası,

Ört, doldur beni özünle, şimdi bana bir güç gerek.

Serpiştir gönlüme sevginden, sonsuz sevgi,

Sönmesin isterim, ayrılmasın benden ölene dek,

Bize ışıklar saçan okları,parlayan kılıcıyla,

Güneşin kı o, kara saçlı güzel Tamara,

Bilirim; kolay değil ondan söz etmek, hele çizmek,

Ama bilsin isterim, ona yazdım bu destanı emek vererek.

Ona öğütler yazmağa kalsam, yaşarır gözlerim kan kan,

Oysa övmek gerek Tamara’yı, seni övmek nazlı sultan.

Ürperir mürekkebim sevgiyle, hokkasında coşar dile gelir.

Kalem için göller nazlı kamışların bana gönderir.

Oysa öv dediler bana, Tamara’yı öv, öz sözünle,

Kaşları, kirpikleriyle gözleri için şiir yaz dediler.

Güçsüzlere güç vermesinden söz ettiler ve tükenmez sevgisinden,

Ama sabır taşını çatlatan tatlı bakışından söz etmediler…”  Şota RUSTAVELİ 1

Kültür

Gürcüler Kafkasya’nın yerli halkları arasında köklü edebiyat geleneği ve ayrı alfabesi olan tek halktır. Yazı dili Gürcü alfabesi ile gelişti. Edebiyatın yanı sıra, mimari ve resimle birlikte kültürel mirasın oluşmasında kilisenin önemli rolü olmuştur. Ortaçağ Gürcü mimarisi büyük gelişme göstererek Bizans mimarisini önemli ölçüde etkilemiştir. Gürcü mimarisini yansıtan bu anıtlar bugün koruma altına alınmıştır. Gürcü kültürü ülke dışında da etkili olmuş, Anadolu, Filistin, Mısır, Suriye gibi bölgelerin kutsal olarak bilinen bazı yerlerinde Gürcü kültürünü yansıtan sayısız yapılar inşa edilmiştir.

XII. yüzyılda Gürcistan Avrupa’nın ancak XV. yüzyılda tanımaya başlayacağı Rönesans’ı yaşıyordu. Sanat, felsefe, bilim ilerlemiş, halkın kültür ve hoşgörüsü en yüksek seviyesini bulmuştu. Altın Çağ olarak adlandırılan bu dönemde Gürcüler, mimari, edebiyat, ekonomi açısından büyük gelişme gösterdiler

Gürcistan’da N. Pirosmanaşvili, İ. Toidze, L. Gudiaşvili, S. Kobuladze, E.Ahvlediani, G.Gabaşvili gibi ünlü ressamlar, Z. Paliaşvili, M. Balançivadze, V. Çabukiani gibi besteciler yetişti. K.Marcanişvili, S. Ahmeteli, R. Sturua gibi çağdaş tiyatro yönetmenleri Gürcü tiyatrosunu dünyanın birçok ülkesine taşıdılar. M. Kobahidze, T. Abuladze, T. Babluani gibi dünyaca ünlü sinema yönetmenleri uluslararası başarı kazanan filmlere imza attılar.

Gürcistan'ın başkenti Tiflis'te yaklaşık 14 tiyatro faaliyet göstermektedir. Ülkedeki kötü ekonomik koşullar tiyatro ve diğer sanat dallarını olumsuz etkilemiştir. Ancak, Tiflis'teki kültürel hayatın imkanlar ölçüsünde canlı olduğu söylenebilir. Son zamanlarda sergi salonları sayısı artmakta, sinema salonlarının sayısı azalmaktadır. Televizyon ve radyo faaliyetleri de artmaktadır; iki devlet televizyon kanalı ile 7 özel televizyon kanalı yayın faaliyetinde bulunmaktadır. Gürcistan Canaşia Devlet Müzesi, Gürcistan Sanat Müzesi, Tiflis Tarih ve Etnografya Müzesi bulunmaktadır.

Okuma yazma sorunu 1930’lu yıllarda çözümlenmiş olup, kültür ve bilim alanında en ileri ülkelerle yarışmaktan geri kalmamaktadır.

Antropolojik Açıdan;

Bugünkü Gürcistan topraklarında yaşam alt paleolitik çağa kadar iner. Neolitik dönemden kalma sitlerde yapılan kazılarda o dönemde bölgede hayvancılık ve tarımla uğraşan yerleşik kabilelerin varlığını kanıtlamaktadır. Arkeolojik kalıntılar, dilin verileri, yazılı kaynaklar Gürcülerin Antik çağda Ortadoğu’da metal işleme yöntemlerine büyük katkıda bulunduklarını göstermektedir. Yunanlılara göre demir dökümcülüğünü Gürcülerin ataları bulmuşlardır. Eski çağlarda Kafkasya metal işlemeciliğin beşiği sayılırdı. MÖ 3000’lerde Tunç, MÖ 2000’lerde Altın-Gümüş kapların yapıldığı saptanmıştır. Trialeti’de bulunan altın-gümüş kupalar, takılar, pişmiş topraktan kaplar gelişmiş bir sanat geleneğinin kanıtlarıdır.

Gürcüler, Svanlar ve Megrel-Lazlarla birlikte 'Ponto-Zagros' diye adlandırılan grupta yer alırlar ve palaeo-Kafkas halkları ailesi içinde ortada bir konum işgal ederler. Çağdaş Gürcüler Debets'e göre geçen 2000 yıl için fiziksel görünümleri büyük değişimler geçirmiş olmasına rağmen, büyük ölçüde brakisefal veya hiperbrakisefaldir. Çoğu Gürcü güzel, açık ve renkli ten karışımına sahip ve sarışınlar bulunmasına rağmen çoğunlukla siyah saçlıdır. Çoğu ela gözlü, %30 kadarı da mavi gri gözlüdür. Gürcüler yapısal olarak genellikle ortalamadan uzun, iri yapılı, atletik ve güçlüdürler. Kartli ve Kaheti doğu eyaletlerinden insanlar çengel burunlu, yüksek ve geniş alına sahipken, Batı Gürcistan’da düz ince burun daha çok görülür, buradaki fizyonomi Güney İtalya ve Yunanistan'dakileri andıran Akdeniz yüz biçimine benzer. Gürcüler, 3.bin yılın Hint-Avrupa sızması unsurlarının karışmasına ve bunu izleyen dönemlerde İskitlerin ve Kimmerlerin istilaları, Miletoslu Yunanlı sakinlerin ve daha sonra da Arap, Moğol, Türk ve İranlı işgalcilerin yarattığı dalgalara rağmen, Kafkas bölgesinin ve hemen güneydoğusunun bitişiğindeki yerli sakinlerinin devamı olarak değerlendirilebilir.

Gürcü ulusunun toplum yaşamının kökleri Hitit, Urartu ve Asur dönemlerinde bulunmaktadır; bu kaybolmuş uygarlıkların aksine Gürcistan günümüze kadar sağlam bir biçimde ayakta kalmayı başarmıştır.2

Dil

Kafkas bölgesinin bugün bile varlığını koruyan olağanüstü etnik farklılıkları dikkate alındığında, dil birliğinin önemi anlaşılır. Gürcüce, temel olarak Doğu Gürcüce’si üzerinde gelişmiş, süreç içinde edebiyat ve devlet dili olmuştur. Bu standart dile dayanan Gürcü edebiyatı, yaklaşık 1.500 yıllık bir geleneğe sahiptir. Dilbilimcilerin çoğunluğu Gürcüce’yi Kafkas dilleri ailesinden Güney Kafkas dillerine bağlı bir dil olarak sınıflandırır.

Gürcülerin konuştuğu dil Gürcüce, günümüzde Gürcistan’ın standart dilidir. Gürcü alfabesi (Anbani) olarak bilinen ayrı bir yazı sistemiyle (Kiril) yazılır. Bu alfabe 28’i ünsüz olmak üzere 33 harften oluşur. Gürcü alfabesinde büyük harf yoktur.

Gürcistan, tarihi boyunca farklı feodal siyasi yapıların varlığını sürdürdüğü bir ülkeydi. Birkaç yüzyılın birleşik bir devlet yapısı olmasına karşın, bu zaman dilimini dışında ülke topraklarında birden fazla krallık ve prenslik bulunuyordu. Ayrı siyasi yapıların da korunduğu bu bölgelere bağlı olarak Gürcüce’nin farklı diyalektleri konuşuluyordu. Günümüzde bu diyalektlere konuşma dilinde rastlanır, ancak bu diyalektler ayrı bir yazı dili olarak kullanılmamıştır. Gürcistan (Gürcüce: საქართველო/ Sakartvelo olarak yazılır)

Edebiyat

Yazılı dilin MS V. yüzyılda geliştiği zengin ve köklü bir kültürel mirasa dayanır. Geleneksel olarak edebiyata büyük önem veren Gürcü toplumu birçok şair ve yazar yetiştirmiştir. Gürcü edebiyatı, Hıristiyanlık sonrası din kitaplarının Gürcüce’ye çevrilmesi ile başlar. Buda’ya ilişkin bir efsaneden uyarlanan ‘Balavariani’ daha sonra Gürcüce’den bütün Avrupa’ya yayıldı. Kilise dışı ilk önemli eserler XI. yüzyıldan sonra S.Tmogveli, M.Honeli, Çahruhadze, İ. Şavteli tarafından yazıldı. Bu dönemde yazılan, ayni zamanda klasik Gürcü edebiyatının en önemli ürünü, Şota Rustaveli’nin (Vephistkaosani)Kaplan Postlu Kahraman’ıdır.

(Gürcü halkının, insana ve onun yapıtlarına olan övgüsü, dostluğa ve kardeşliğe olan tutkunluğu, Şota Rustaveli’nin ‘Kaplan Postlu Kahraman’ının da dile getirilmiştir. Onun insan anlayışı yüzyıl sonra Anadolu’da Yunus Emre ve Mevlana tarafından tekrarlanacaktır. Ondan yaklaşık 400 yıl sonra Fuzuli ‘Leyla ile Mecnun’ eserini yazacaktır. Günümüzde destanı ezberden okuyan Gürcü köylüleri bulunduğu gibi bir kopyası geleneksel olarak her Gürcü gelininin çeyizinin bir parçasını oluşturur. Rustaveli’nin bu eseri 1978 yılı itibariyle 34 dile çevrilmiştir.)

XIII. yüzyılda başlayan yabancı istilalar nedeniyle kesintiye uğrayan Gürcü edebiyatı XVII-XVIII. yüzyılda S. Orbeliani, D. Guramişvili, B. Gabaşvili, A. Çavçavadze, G. Orbeliani, N. Barataşvili gibi yazar ve şairlerle yeniden canlanmaya başlar. 1860’larda İlia Çavçavadze ve Akaki Tzereteli’nin başını çektiği (Birinci gurup) bağımsızlık ve yurt sevgisini işledi. A. Kazbegi, V. Pşavela, D. Kldiaşvili, V. Barnovi, XIX. yüzyılın önde gelen yazar ve şairleridir. XX. yüzyıl başlarında M. Cavahişvili, N. Lortkipanidze, G. Robakidze, L. Kiaçeli, K. Gamsahurdia, A. Abaşeli gibi yazar ve şairler ortaya çıktı. 1950’ler sonrası yumuşama nedeniyle önceki döneme ait biçimci ve kısır edebiyat anlayışı da aşıldı. G. Rçeulişvili, A. Sulakauri, T. Çiladze, O. Çiladze, N. Dumbadze, G. Gegeşidze gibi yazar ve şairler kişisel özgürlükleri ve ulusal değerleri savundular.

            Sanat

Ortaçağda Gürcistan’da kabartma nakış ve heykel sanatı dünyada önemli bir yer işgal ediyordu. Bu çağda ne Bizans nede Batı Avrupa, Gürcistan’dan ileri değildi. Gürcülerin katkısının tartışılamayacağı ortaçağ sanat dalları arasında dövme işi, kakma mine işi ve genel olarak altın ve gümüş işleme sanatları bulunmaktadır.

Triyati’de bulunan altın ve gümüş kaseler Maykop ve Kuban bölgelerinde yapılan araştırmalar sonunda ele geçen belgeler Gürcü kültürünü Sümer kültürüne yaklaştırmaktadır. Eğer Sümer sanatı öyle bir çağda Kafkasya’da canlanıp gelişti ve yeni hamleler yaptı ki bu çağın hemen önünde Batı Roman sanatı oluşmaya başladı.

Sanat tarihçileri, Gürcü sanatının, Hitit sanatının ilk devirlerinde önemli bir rol oynadığı konusunda hem fikirdirler. MÖ VIII. Yüzyıldan sonra uzun yıllar Kafkas dağlarının koruyuculuğu altında kültürlerin devam ettirirlerken MÖ V. yüzyıla doğru Yunan kültürü ile tanıştılar. Hıristiyanlık sonrası Bizanslılarla karşılıklı etkileşim içinde oldular. IX ve X. yüzyıllarda nakış sanatı yeniden gelişerek eski manastırların, sarayların duvarlarını süsleyerek daha da gelişti. XII. Yüzyıl sonrası Moğol ve Timur istilaları sanat yaşamını bir süre durdurdu. Sonrasında devam eden gelişmeler XIX. Yüzyılda Avrupa kültürü ile yeniden iletişim sağlanarak Realist Resim ve Heykeltıraşlığın temeli atılır. XX. yüzyıl sonrası mimaride ulusal motifler öne çıkar. Gürcü halk mimarisinin uzun bir tarihe sahip olan bir başka biçimi de ‘Darbazi’ olarak bilinen köy evidir.3

Başkent Tiflis’in hakim tepelerinden birinde ülkenin sembolü vardır. Bu sağ elinde kılıç, sol elinde tabak bulunan Gürcü annesini simgeleyen Kraliçe Tamara’nın heykelidir. ‘Kılıç düşmana, tabak ülke ürünlerinin dosta ikram’ anlamını taşır.

            Müzik

            Gürcülerin en önemli özelliklerinden biri şarkı ve dansa olan sevgidir. Hemen hemen her gün Daira, özel davul ve çoguri (üç ipek telli gitar, çok eski müzik aleti) eşliğinde şarkı söylenir. Gürcülerin müzik aletleri için geleneksel bir isimleri vardır: Sakravi (vurulan). Diğer yandan kutsal kitaplarda, Gürcülerin atalarından Tuballar’ın ilk müzik aletlerinin üreticisi olduğu açıklanmıştır. Buradan önceleri vurgulu çalgıları, sonraları telli ve nefesli çalgıları buldukları yargısına ulaşılıyor. El yazmaları onların icraatlarını zil, lavta, def ve flütle yaptıklarını göstermektedir.

Müzik Gürcü kültüründe çok önemli bir yer tutmakta, kökeni çok eski çağlara kadar uzanmaktadır. Eski çağların tarihçi, coğrafyacı ve bilginleri (Herodot, Pline, Strabon) eserlerinde Gürcülerin istisnai müzik yeteneklerinden bahsetmişlerdir. Gürcü müzik terminolojisinde Avrupa’dan alınmış hiçbir terim yoktur. Çok sesli müzik, Gürcistan’da putperestlik devrinde doğmuştur. Hıristiyanlık sonrası kilise müziğine uyarlanmıştır. İlksel işaretler, ses isimleri vs. bütün deyimler Gürcücedir. IX. Yüzyıla ait bir yazı iki çeşit sesli müzik olduğunu açıklar: Yunan müziği tek sesli, Gürcü müziği üç sesli. Gürcistan’da eski Gürcü şarkılarını derlemek amacıyla Etnoloji ve müzikoloji komisyonu kurularak köy kent dolaşılarak yaklaşık 10 bin şarkı derlenmiştir.4

           Gürcü halkının özelliklerinden biride türkü ve ulusal oyunlara olan tutkusudur. Fırsat buldukça şarkı söylenir. Mısır tarlasını çapalarken ya da başka bir tarım işi yaparken düzgün sıralar halinde dizilen erkekler düzdükleri şiirleri türkü halinde söylerler. Koro aynı zamanda tempo ödevini görür. Tempo yavaştan başlar, sonradan hız kazanır. Çalışma temposu da müziğe uyar. Tarlanın kenarına gelince türkü ve koro birden durur. Çapalama düzeni kurulunca yeniden başlar.5

Folklor

         Gürcistan, orijinal, zengin, egzotik ve dinamik folkloru ile dünyaya ün salmış eşsiz ülkelerden biridir. Eski kaynaklar Gürcülerin zengin ve gelişmiş folklorlarının bulunduğunu kaydetmektedirler. İlk folklorculara ait orijinal ve zengin kaynaklar mevcuttur. Gürcü halk yaratıcılığı gelişme yolunda esaslı değişiklikler geçirmiştir. MS IV. yüzyılda folklor çok gelişmiş, esaslı türleri oluşmuştu. Kahramanlık şiirleri, mitolojik kol, epik, lirik ve dramatik eserler Gürcü halk adet ve gelenekleriyle doluydu. XII-XIII. Yüzyıllarda çeşitli Gürcü sosyal kesimlerinde mersiye, methiye ve şiir yazan sanatçılar çoğalmıştı. Gürcistan’da folklor çok eski çağlardan beri düğün, ziyafet, iş hayatı, oyun, eğlence, imece, avcılık ve sonraları vaftizlerde gelenek haline gelmiş ölçüde revaçta idi. Bu ilgi günümüzde de devam etmektedir.6

       Gürcü halk danslarının kökleri, binlerce yıllık ulusal tarihine ve bağımsızlık mücadelelerine kadar uzanır. Halk, sosyal hayatı içinde zengin, dinamik folklor oyunlarını bütün orijinalitesiyle koruyageldi. Sonraları, figürlerinde değişiklik yapılarak reform yapıldı. Genel durumu ile danslar solo, çift ayak, gurup ve yığın olarak gözükür. Dansların karakteristiği, gerek kadınlarda gerekse erkeklerde vücudun üst kısmı sabit kalırken kolların ve bacakların son derece hızlı bir tempoya ulaşmasıdır. Bu danslara eşlik eden enstrümanların başlıcaları şunlardır: Duduki (nefesli), Doli (trampet), Akordeon, Tulum, Çonguri (üç telli gitar, saz)

        Kafkas kıyafeti çoha; Her Kafkasyalı her an savaşa gitmek için hazır olmak zorunda idi. Bundan dolayı ulusal kıyafetin askeri görünüşte olması gerekiyordu. Kemerle belden bağlanmış, göğüsler fişeklikle kapatılmış bol ve uzun ceket (çoha), bele takılmış sivri ve keskin kama, hareketleri kolaylaştıran külot pantolon ile hareketleri hafifletmek amacıyla eldiven yumuşaklığında yapılmış çizmeler. Boynu muhafaza eden resmi yakalı gömlek, çok sayıda düğmelerle sert hareketlerde dahi kapalı kalmasını sağlar.7

Spor açısından; Tüm spor dallarında uluslararası platformlarda mücadele verilirken özellikle Satrançta başarılı bir grafik çizilir. Özellikle kadınlar-genç kızlar dalında dünya şampiyonluklarına imza atmışlardır. Bunun açıklaması olarak da kadının tarih boyunca toplumdaki yeri ve ülkenin Satranç tarihi vermektedir. VII. Yy’da ülkeye giren Satranç kadın ve erkek ayrımı yapılmaksızın oynanarak günümüze ulaşır. Sonrasında genç kızlara düğün hediyesi olarak verilirken onunda oyunu bilmesi şart koşulur.8

Kaynakça:

1 Gürcülerin ulusal destanı sayılan Şota Rustaveli'nin ünlü ‘Kaplan Postlu Kahraman’ının başlangıç bölümünden alınmıştır.

2 LANG, D.M., Gürcüler, s.17-20.

3 OLGUN Kamil, “Gürcü Sanatı”, Ahmet ÖZKAN, Gürcüstan, s.167-171

4 GOGOLAŞVİLİ, J., “Gürcü Halk Müziğinde Çok Seslilik”, Ahmet ÖZKAN, Gürcüstan, s.179-183

5 ÖZKAN İberya, “Gürcü Halk Müziği”,Çveneburi Kafkasoloji Dergisi,Sayı:4-5, Stockholm 1978, s.60

6 STAMSTİŞVİLİ Amiran,“Gürcü Folkloru Üzerine Tarihi Bilgiler”, Ahmet ÖZKAN, Gürcüstan, s.195-198

7 ÖZKAN, A., Gürcüstan, s.216-218

8 Axel Orntein “Gürcü Satranç Şampiyonları”, Svenska Dagbladet, İsveç 13.3.1978, Çev. Şalva Tevzadze, Çveneburi Kafkasoloji Dergisi, Sayı:4-5, Stockholm 1978, s.72-73



Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz