11 Temmuz 2020 Cumartesi

KARANTİNA GÜN(CE)LERİ - 16



“Aldatan, sizi Allah ile aldatmasın!” (KUR’AN; Lukman33, Fatır5, Hadid14)
“Din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir.
Hak olan Kur’an, haksızlığı kabule araç yapıldı.” (M. Kemal ATATÜRK)
“Halkın bilgisizlik ve duygusallığını sömürmek. Allah ile aldatma, hiçbir ödün ve uzlaşmayla aşılamaz. Çünkü ölümsüz olan bir aracı kullanmaktadır.
Türk halkının en büyük zaafı, dinini, uyanma/sorgulama aracı olarak değilde; uyuma/susma aracı olarak kullanmasıdır.” (Y. Nuri ÖZTÜRK)

DİN İLE SÖMÜRMEK

“Allah ile Aldatmak”,
Özünde dinin istismarının izahıydı.
Yaradan’ın akıl ile donattığı, İnsanoğlu,
Zalimlerin/ kralların zulmüne karşı Yaradan’a sığındı.
Kullarına gönderdiğine inandığı,
Dinlerine/kitaplarına/peygamberlerine inanma,
Haksızlığa/ zulme/ adaletsizliğe karşı buluşma noktasıydı.
Şeytana/ kötülüklere karşı,
Sığınılacak liman, güvenilecek korunaktı.
Gel gör ki işler öyle gitmedi.
Zulmü ile hüküm süren,
Hükümdarlar/krallar/sultanlar,
Kendilerini tanrının yeryüzünde elçisi olduğunu,
O’nun egemenliği kendilerine verdiğini,
O’nun adına yönettiğini,
Sadece O’na hesap vereceğini,
Yönetilenlerinde onun tebası olduğunu,
O’nun tarafından seçildiğini,
Halife kılındığını,
-Sinagog/ kilise/camiler gibi-
O’nun adına devasa ibadet yerleri inşa ettiğini,
Kullarına kabul ettirirler.
Tarım devriminde bu böyle süregeldi.
Sanayi devriminde ise insanlar,
Kendi güçlerinin emeklerinin farkına varıp,
Dinlerle sömürüldüklerini,
Anlamaya başlasalar da;
Bu onları dinsiz, tanrı karşıtı, nankör yapacaktı.
Kapitalizm sömürürken insanlığı,
Dini mabetlere dokunmayıp aksine sahiplenip,
-Ezenleri kutsayan ezilenlerin şükretmesini isteyen-
Din adamlarından bir sınıf yaratarak,
-Hahamları/ papazları/ imamları yanına alarak-
Onları kullanarak insanları sömürmeye devam eder.
Bu dünyayı boşverin diyenler,
-“Hoca verir talkımı kendi yutar salkımı” misali-
Dünya nimetlerinden yararlanıp,
Öbür dünyayı pazarlarlar.
Egemen güçler/hükümranlar;
Din savaşları/ mezhep savaşları,
Ardından cemaat savaşları ile
Yüzyıllarca oyalayıp/meşgul eder,
Ürettiği yeni yeni silahlarla,
Tanrı adına birbirlerini kırdırarak/öldürterek,
Gelişmeye doyamayıp sermayesini artırırken,
Onları ise kendilerine modern köle yapar.
Teknolojisini kullanacaklar,
-Uçaklar, yatlar, otomobiller, bilgisayarlar-
Ama Milatta/Hicrette yaşayacaklar,
Dinlerini böyle yaşatacaklar,
Din ile sömürü düzeni böyle devam edecekti!
Bu ne yaman çelişkiydi;
-Yahudilerin kutsal saydığı toprakları neyse-
Müslümanların Hac yaptıkları ülkeyi/toprakları,
Kafir/küffar olarak adlandırdıkları,
Hristiyan askerleri korumakta!
Yaradan akıl vermiş insanoğluna,
İnancın arkasına saklanmak yerine,
Yaşamı/yaşanılanları sorgula diye.
Bu işi sorgulayan/yüzleşen,
İnancının/inandığının bilincinde olan,
-Ezen/sömüren, cehaletle beslenen sistemi-
Ve onun devamından nemalanan,
Din simsarlarını/bezirganları aradan çıkaran,
Ezilen/sömürülen gerçek dindarlar,
Ve de aydınlanan insanlar bitirecektir.
(Gömeç / 07. 07. 2020)

Remzi KOÇÖZ

5 Temmuz 2020 Pazar

YAŞAMDAN KESİTLER


60 YIL…

20.yy’ın ikinci yarısında/1960’larda/60 yıl öncesinde;
-Cumhuriyet’in ilanından 37,
Büyük Önder’in ölümünden 22 yıl sonra-
Sakarya/Karasu/Aziziye Mahallesi ahşap bir evde başlayan yaşam,
Atalar -Babaanne dışında- 93 Batum muhaciri (¾ Gürcü),
-Kuvayı Milliyeci/Kurtuluş Savaşı Gazisi/Cumhuriyetçi/Atatürkçü-
Anne -annesinden öksüz- toprakta/tarlada/harmanda bir çiftçi,
Baba -babasından öksüz- kunduracı/dükkanda/pazarda bir esnaf,
Çalışan/üreten emekçi insanlar.
Babaanne/Haminne ailenin hamisi, ilk öğreten/öğretmen,
Dini terbiye/ahlaki telkinler
-sevgi dağarcığında- ondan yadigar.
Kapıda/ bahçede/ sokakta oynanan oyunlar,
Dimon araba ile bayırdan kayarken yaşanan heyecanlar,
Ağaçlara tırmanma, meyvelerden aşırma,
Avlalardan/tel örgülerden atlarken düşmeler/sıyrıklar ve haylazlıklar,
Yamalı pantol/zıbın neyse yamalı çorap giyen, ekmeği katık etmeyi bilen,
Biri kız dört kardeşin en küçüğü olarak,
İlk/ortaokul Karasu’da tamamlanır.
3 beyaz (şeker/tuz/gazyağı) dışında,
Gereksinimlerini kendi üreten,
Suyu tulumbadan çeken,
Gazlambası ile aydınlanan,
Elektrik ve TV ile 1970’lerde tanışan,
Çocuk olarak çiftçilik (çobanlık/tarım işçiliği),
Esnaflık (seyyar satıcılık/pazarcılık/tezgahtarlık),
İnşaatta (amelelik/çıraklık),
Çalışmaktan fırsat bulup kaytarınca,
Mahalle/sınıf arkadaşları ile futbol müsabakaları,
Yazları Kuran kursu/hatimler,
Gazete makalesi yanında klasiklerden okumalar.
(60 ihtilali sonrası 1961’de Mendereslerin idamında ana kucağında,
67/68 Anadolu Rock müziğinin doğuşunda,
68 olayları/71 muhtırası sonrası 1972’de
Deniz Gezmişlerin idamında ilkokulda,
1973’de yürürlüğe giren -AET/AB ile ortaklık anlaşması olan- Katma Protokolde,
Cumhuriyetin 50. Yılında, İkinci Adam İnönü’nün ölümünde,
GS-FB derbisinde Dolmabahçe/İnönü stadında,
CHP-MSP laik/dinci koalisyonunda,
1974 Kıbrıs çıkarmasında ortaokulda..)
1975’de yatılı okul sınavlarında kazanılan okullardan,
-Çapa Öğretmen Okulu/Kuleli Askeri Lisesi/Polis Koleji-
Sonuncusu tercih edilirken 15’inde gurbete çıkıp,
75 sonbaharında Ankara’da Polis Koleji ailesine katılınır.
1976 1 Mayısı Ankara/Tandoğan’da ilk gençlik heyacanıdır.
1977 yazında Türkiye’nin en ucuna Hakkari’ye kadar uzanıp,
1978 Temmuzunda Kolej bitimi Enstitü’ye başlayıp,
Stajyer polis memuru olarak ilk maaşa hak kazanırken,
1978 Ekiminde -Diyarbakır stajı ardından- Polis Enstitüsü boykotu,
Ve sonrasında Sakarya’da 3 aylık geçici görev,
1979’da Zonguldak, 1980 İzmir stajları derken,
İzmir’de/Fuarda ülkenin gözde sanatçılarını izlerken,
Muhteşem “Hisseli Harikalar Kumpanyası” müzikali,
“Yasaklar” Kabaresi/Tiyatro oyunları yanında,
Bazı Sanatçılarla tanışma/sohbet fırsatı bulacaktır.
1980 ihtilalini İzmir’de/stajda yaşarken,
Enstitü -1 yıl daha uzayıp- Akademi’ye dönüşüp 4 yıla çıkarken,
1981 stajında da İzmir’dedir.
1975-1982 arası Ankara’da 7 yıllık okul/öğrenim sürecinde,
Etüdlerde kitap okuma yanında -kaybolan- şiirleri/denemeleri,
Aile dışında mektuplaştığı Danimarkalı bir kız arkadaşı olur.
(Hello. My name is Remzi, I am 15 years old,
I was born in Karasu district on the black sea coast but I live in the capital Ankara…)
Pul koleksiyonu da merak konusudur.
Boks/güreş dışında futbol başta olmak üzere tüm branşlarda vardır,
Atletizm takımında turnuvaya katılamayan bir maratoncudur.
Tüm bayramlarda yürüyüş kolunda, 19 Mayıslarda statlardadır.
1982’de Polis Akademisinden mezuniyet sonrası,
Başlayan meslek/görev yolculuğunda 7 il 6 ilçe de görev yapılır.
(Çanakkale/Gökçeada/Bayramiç, Şanlıurfa/Bozova, Yozgat/Yerköy,
Denizli/Güney, Aydın/İncirliova, Erzurum, Ankara/EGM)
1984-86 Askerlik sürecinde 181. Dönem Piyade Asteğmen olarak,
Trakya’da NATO’85 Tatbikatına katılış ve yaşamındaki ilk takdirname..
1987 yazında ilk şark görevine atanırken,
İdari yargı kararı ile -2 yıl gecikmeli olarak- komiser rütbesine ulaşır,
1989’da Evlilik sonrası
-ilk otomobil sahibi olunurken-
1991 Temmuzunda Baba olunur.
1992 yılına (Komiser/Başkomiser/Emniyet Amiri) 3 rütbe birden sığdırılır.
1995’de müdür rütbesine ulaşıp birinci yıldızını takarken,
Teknolojik bir yenilik Bilgisayarla tanışılır,
Halı sahada sakatlanıp -futbol gazisi olarak-
3 ay koltuk değneğiyle dolaşır.
1998 kışında ise ikinci şark görevi başlar,
1999 kışında -Ailece ilk kez yurtdışına çıkılarak- Azerbaycan/Nahcivan günübirlik gezilir,
Ardından bel/boyun fıtığı, menisküs yırtığı gerekçesiyle futbola veda edilirken,
99 yazında ilk kez uçağa binilip,
Erzurum’dan-İstanbul’a uçarken,
17 Ağustosta İstanbul/Baltalimanı/polisevinde büyük depreme yakalanır.
2000’de Milenyum olarak adlandırılan 21.yy’a Erzurum’da girilir.
2002 yazında İspir’de Çoruh nehrinde rafting yaparken,
Kışında ise Palandöken’de kayak öğrenir.
Sonbaharında da Atalarının göç ettiği Gürcistan’a 3 günlük bir gezi yapılır.
-Askerde Bölük komutanlığına, ilçelerde kaymakamlıklara uzun süreli vekalet etmişken-
2003’ün ilk yarısında -vekaleten de olsa- Erzurum İl Emniyet Müdürlüğü görevi ifa edilir.
2003 yazında -21 yıl önce ayrıldığı-
başkent Ankara’ya dönüş yaparken,
2005’de 4. yıldıza hak kazanarak -mesleki son rütbeye- 1.Sınıf Emniyet Müdürlüğüne terfi eder.
2005 yazında -Orta Avrupa gezisi- ilk kez Avrupa’ya çıkar.
2006-2019 arası kesintisiz 13 yıl Teftiş Kurulunda Polis Başmüfettişliği sürecinde;
MGA 62.dönem (2007), TODAİE 43.dönem (2010) Kamu Diplomasisi Müdavimi olurken,
Sayısız Teftiş/Soruşturma/İnceleme görevlerinin ardından,
-1978 Temmuzunda başlayan memuriyet 2019 Temmuzunda sonlanıp-
Bilfiil 41 yıllık bir zaman dilimi geride kalırken artık emeklilik başlar.
Yeni yaşamı;
yürümek/yüzmek/yazmak yanında,
Yaşadıklarıyla/ yaşayacaklarıyla/ yaratacaklarıyla yönlenecektir.
Çekirdek ailesinden ilk kaybı 1979 Aralık ayında Haminnesidir,
İkinci kaybı ise 2004 Ağustosunda
Mehmet Akif /Erol abisi olur.
(Tabiki yakın çevresinden/arkadaşlarından çokça kayıplar yaşar.)
Çocukluğunda 2 boğulma tehlikesi (1970/72),
Gençliğinde 2 trafik kazası (1984/89),
Yetişkin olarak 3 ameliyat geçirir (2000/02/18).
(Kahve kültürü olarak Kağıt oyunlarında çok becerikli olmasa da Tavlada iddialıdır.
Pinpon ve Bilardo becerisi orta ayardadır.)
Enstrüman olarak saz ve gitara merak sarsa da iyi bir dinleyicidir.
Yabancı dil, akademisyenlik ve folklor içinde uhdedir.
Gezgincidir. Kilis hariç Türkiye’nin 80 vilayetini görmüş/gezmiştir.
-Salgında Japonya/Kore gezisi iptal olurken-
1999-2019 arası 20 yılda 30 ülke gezilir.
2000 yılından itibaren makale/yazıları gazete/dergilerde yayınlanırken,
2010 yılında açtığı blog sayfasında da
(http://www.remzikocoz.com) yazılarını paylaşır.
2012 yılında yayınlanan "Avrupa Uluslarından Birleşik Avrupa'ya" isimli kitabının ardından,
Türk tarihi ile ilgili ikinci kitap çalışması -çok ağırdan- devam ederken,
Seyahat notları, öyküleri/şiirleri/anı-biyografi çalışmaları yayın için zaman beklemektedir.
Dile kolay değil, 60 yılllık bir yaşam geride kalan,
-Kendini kesitler halinde ‘bende yaşadım’ şeklinde-
Geçmişle/yaşadıklarıyla özellikle muhasebe bağlamında,
-Kendince anlatmak ta zorlanılsa da-
Tarihe not düşmek adına;
Umutlar/kırgınlıklar,
Hayaller/kırıklıklar,
Sevinçler/hüzünler,
Mücadele/çatışmalar,
Başarılar/hatalar,
Ve de yaşanmışlıklar,
Geriye tüm bu yaşanılanlar dışında, hoş bir seda kalacak…
(Gömeç / 01. 07. 2020)

Remzi KOÇÖZ

24 Haziran 2020 Çarşamba

KARASU ÜZERİNE NOTLAR…


Karasu Üzerine Notlar…

Geçmişten Geleceğe İzdüşümler 
Sakarya ilinin kendi adıyla bütünleşen nehrinin Karadeniz’e döküldü ağızda/bölgede yer alan Karasu ilçesi, 1975’li yıllarda kendi halinde bir sahil kasabası iken tarım ağırlıklı bir yaşam çerçevesinde, küçük esnaf dışında tamamen toprağa bağlı bir ekonomik yapıya sahipti. İlçe yıllar öncesi Kafkas ve Balkan ağırlıklı göç almış, sonrasında da –toprak yeterli gelmeyip ve de artan nüfusu besleyemeyince- kısmi olarak göç vermeye başlamış; çareyi gurbete gitmekte aramış. Birinci kuşak Avrupa’ya, ikinci kuşak ise Adapazarı-İzmit-Bursa-İstanbul gibi diğer illere, sanayi bölgesine çalışmaya gitmiştir.
Fındık dışında buğday, mısır, sebze, meyve gibi üretilen ürünler halkın kendi ihtiyaçlarını karşılarken fındık ise ticari bir meta olarak ekonomik getirisi/katkısı olan bir ürün olarak ilçenin olmazsa olmazıydı. Ailenin geçiminden tutunda çocukların okuması, evlendirilmeleri, sermaye edinmeleri, ev yapmaları, araba almaları gibi her şeye deva olurken; aileler, adeta fındık ile geleceklerini şekillendirirlerdi!
Bu güzelim ilçenin insanları mazbut bir yaşam sürerken denize yakın araziler tarım alanı olarak kullanılır, bölgenin yeşilliği ile denizin mavisi birbirini tamamlardı. İlk olarak 1976 yılında sahil yolu ile bir sınır çizildi. Derken sahil yolu ile deniz arasında kalan araziler betonlaştı. Toplumu birdenbire “deniz kültürü” sarıverdi. Plajdan Küçükboğaz’a kadar aralıksız yazlık konutlar çok katlı binalar şeklinde -izin verilmemesi gerekirken- mantar gibi türedi.
Tarım da üretim azalırken, turizm can simidi olarak ortaya çıkmış ve sahil adeta yağmalanarak o güzelim tarım alanları, beton yığını haline geliverdi. Sonrasında deniz bitti! Mevsimi bir ay gibi kısa olan bir bölgede yapılan konutlar istenilen cazibeyi sağlayamadı. Turizm bacasız fabrika, ancak ilçenin coğrafi konumu, iklim durumu çok getirimli değil. Olsa olsa en çok yakın bölgeyi denize çekebilir, alternatif olabilirsin; Ege ve Akdeniz’le yarışamazsın!
Tabiî ki turizm denilince sadece deniz olgusu anlaşılmamalı. Yayla, göl, nehir turizmi akla gelebilir. Yeşil alanlar; gezi alanları, mesire yerleri olarak cazibe oluşturabilir. Sakarya Nehri, Küçükboğaz Gölü ve çevresinin; Muğla-Dalyan-Köyceğiz gibi denize açılan yapısıyla tekne gezintisi, su sporları, balık çiftlikleri gibi değerlendirilebilir. Maden deresi ve çevresi keza aynı şekilde değerlendirilebilir. Orada I. Dünya Savaşından kalanlar; tüneller, raylar, baraj bölgeye bir otantik özellik kazandırabilir. Tabiî ki doğallığı, ekolojik yapıyı bozmadan, betonlaşmadan, -liman-tersane yerindeki/yapımındaki hataya düşülmeden, mahmuzlara/dalgakıranlara başvurmadan- bunların iyice etüd edilmesi gerekmektedir.
Gelelim ilçenin kabuğunu kırmasına, makûs talihini tersine çevirmesine… Günümüzde tarım da turizm de işgücü olarak istihdam oluşturacak bir umut vaat etmemekte; Her ikisi de mevsimlik işler olduğundan kalıcılığı, sürekliliği bulunmamaktadır. İş kala kala sanayiye kalmaktadır. Bunun için liman, tersane ardından da serbest bölge bir umut olmuştur.
Sanayi ve yatırımın gelmesi kara-deniz-demiryolu bağlantıları şeklinde ulaşım ağının geliştirilmesini gerekli kılmış; ilk etapta Karasu-Adapazarı yolu bölünmüş yol olarak hem zamanı kısaltmış hem de ulaşımı rahatlatmış ve 1,5 saatte alınan yol yarım saate düşmüştür. Diğer taraftan 1975 yılından bu yana sahil yolu projesi İstanbul’u Karasu üzerinden Karadeniz’e bağlamayı (Şile-Kandıra-Kaynarca-Karasu-Kocaali-Akçakoca-Alaplı-Ereğli-Zonguldak) öngördüyse de bu beklenti çok ama çok ağır kalmıştır. 2011 yılı içerisinde projenin yeniden canlandırılarak (bu proje bağlamındaki üçüncü boğaz köprüsünün güzergâhı, Karasu-İstanbul arasındaki mesafeyi 110 km’ye indirecektir) sahil yolunun yeni ihalesinin yapılıp/altyapının başlaması yeni bir umut doğururken; ardından demiryolu (Adapazarı-Karasu-Bartın arası) projesi de ayrı bir katkı sağlayacaktır. Karasu 2000’li yıllar öncesine göre kapalı kutu olmaktan çıkmış, yeniden göç almaya başlamış, her ne kadar çirkin yapılaşmalar hakim olsa da konut sektörü yeniden hareketlenmiştir.
Sonuçta; Karasu’nun akil adamları, girişimcileri, esnafı, siyasetçileri, kamu yöneticileri ve sivil toplum kuruluşları hep birlikte bu ilçeyi canlı/cazip kılmak için el ele vererek, proje üreterek -ilçe için oluşturulacak stratejik bir plan/bir yol haritası çerçevesinde- kamu yatırımları ve alt yapısı desteğinde, yerli-yabancı özel sektörü/yatırımı bu bölgeye getirmek durumundadırlar.
Saygı, sevgi ve selamlarımla… Mayıs /2013
Remzi KOÇÖZ

21 Haziran 2020 Pazar

BABA



‘Adamlıktır Babalık! Adam Olan Tüm Babalara…’
Zor zanaattır ‘Baba’lık.
Belki de yaradılış gereği,
-Ailesinin/çocuklarının önünde/yanında-
Hep dik duracak,
Hiç eğilmeyecek,
Üzülmeyecek,
-Mertliğine mert olsa da sert görünecek-
Hele hele hiç ağlamayacak/gözyaşı dökmeyecektir.
Zorlukları aşmak,
Çözüm oluşturmak için,
Hep içine akıtacak,
Onur/gurur meselesi yapacaktır.
Baba zirvedir dağdır, Yeri gelir ulaşılmazdır.
Herşeyden en son onun haberi olsa da,
Yiğitliği elden bırakmayıp,
Bunu bir kaderin cilvesi olarak algılayacaktır.
Çocuklarını uzaktan/uyurken,
İçinden/yüreğinden sevecek,
-Sevgisini dışarı yansıtmayacak-
Şımarırlar diye aferin diyemeyecek,
Öyle görünecektir.
-Adettir/gelenektir/görenektir-
Öyle görmüştür çünkü;
Atasından/babasından/çevresinden,
Doğanın kanunu gibi!
Duygularını uzaktan paylaşacak,
Bazen mesajlarla, bazen de mektuplarla,
Uzun uzadıya devrik cümlelerle,
Başkalarından örneklerle bezeyip, 
Aslında yüreğinden geçenleri iletecektir.
Çocuklar büyüyüp yuvadan uçsa da,
Meslek sahibi olsa da,
-Gizliden gizliye-
Gözetim/denetim devam edecek,
Yanlış yapmaları halinde,
-Gözü üzerlerinde-
Hemen yanıbaşında bitecektir.
Çocuklarından esirgediği sevgiyi,
Sonraki nesile/torunlarına saklayacak,
Her daim ciddiyetini koruyacaktır.
Tıpkı yuvasını yükseklere yapan kartallar gibi,
-Sürüngenlerden/haşarattan kollayan-
Ailesinin her daim koruyucusu olacaktır.
En zor olanı/en acısı/yüreğini korlayanı;
Kendini toprağa verecek olan,
Kendinden sonraki neslini/çocuklarını,
Toprağa vermek olacaktır.
En büyük mirası ise;
Mal-mülkten öte,
Okutup/meslek iş sahibi yapıp,
Koluna altın bilezik takmakla birlikte,
Atadan onur olarak devraldığı,
Soyadını bırakırken,
Ona halel getirmeyin,
Başka bir şey istemem şeklinde,
Vasiyeti olacaktır.
(Karasu / 20. 06. 2020)
Remzi KOÇÖZ


Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz