27 Aralık 2020 Pazar

TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR – 9


‘1975-82 yılları arası 7 yıl öğrencilik sonrası 2003-2019 yılları arası 16 yıllık görev sürecinde yaşadığım, Cumhuriyetle özdeşleşen başkent Ankara’nın Keklikpınarı semtinde –Atatürk/Seğmenler Parkı üzerindeki ikametimizden- Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu büyük önder Atatürk’ün Ankara’ya geliş anısına ‘Kızılca Gün’ olarak da söylenegelen 27 Aralık gününün coşkusuna tanıklık -minnet/özlem/saygı bağlamında- ayrı bir duygu yoğunluğu oluşturur.’

ANKARA / KIZILCA GÜN 27 ARALIK / MİLLİ MÜCADELE MERKEZİ…  

Ankara (Eski Çağlardan Günümüze)

Anker, Ankyra, Anküra, Angora, Ankora,  Angarya, Engürü sonrası bugünkü Ankara adına ulaşmış. Çeşitli söylentiler olmakla birlikte, tarihe geçmiş adı Eskiçağlardan günümüze kadar hemen hemen hiç değişmemiş gibidir.

Ankara’nın geçmişi tarih öncesi devirlere kadar uzanır. Taş, Maden devirlerinin yaşandığı MÖ. 8000’lerden bu yana çok değişik uygarlıklara ev sahipliği yapmış, Ankara ovasının doğusundaki volkanik kütlenin çevresinde kurulmuştur. Şehir Hititler döneminde yapıldığı sanılan Ankara Kalesi çevresinde gelişmiştir. Ünlü gezgin ve coğrafyacı Lidyalı Pausanios Frigya kralı Midas’ın bir gemi çapası (Ankyra) bulduğu yerde şehri kurduğunu yazar. Kimi tarihçilerde Ankyra adının şehre Galatlar tarafından verildiğini ileri sürerler. Galatlar, Mısırlıları denize kadar sürmüş ve çapalara el koymuşlar. Bundan dolayı Galat dilinde gemi çapası anlamında Anküra demişler. Bazı kaynaklar Büyük İskender’in Gordion’daki ünlü Kördüğümü çözdükten sonra Ankara’ya uğradığını söz ederken, Bugünkü Ankara adının konulmasında etken olan ve de kale çevresinde bulunan Gemi Çapasının, Nuhun Gemisine ait olduğu ayrı bir mitolojidir.

Ankara, Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Orta Anadolu’nun bozkırını kuzeyden çevreleyen tarihi yol şebekesi üzerinde olması nedeniyle çağlar boyunca olduğu gibi günümüzde de stratejik bir önem taşımaktadır. Hititleri, Frigleri, Kimmerleri, Persleri, Lidyalıları, Makedonyalıları, Galatları, Romalıları, Bizansı yaşamış. 1073 yılında Selçuklularla Türklerin egemenliğine girmiş,12. yy.da Selçukluların Anadolu üzerindeki otoritelerini kaybetmeleri üzerine Osmanlıların egemenliğine girene kadar tarihinde ilk kez Ahi Cumhuriyetinin kuruluşuyla başkent olmuştur. 1354 yılında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmış,  1900’lerin başında Kayseri, Yozgat, Kırşehir ve Çorum Sancakları bağlanmıştır.

Şehir, Sakarya ırmağına karışan Engürü Suyunu oluşturan üç akarsuyun (Bent Deresi, İncesu, Çubuk Suyu) birleştiği küçük bir ovanın doğu ucundaki bir tepenin batı ve güney kenarından, ovaya doğru büyüyerek karşı yamaçlara doğru yayılmış gelişmesine devam etmekte, çevreye açılmaktadır. Çanak olarak bildiğimiz kent taşarak bendini aşmakta, genişlemekte, büyümektedir. Cumhuriyet sonrası planlı bir kent gelişimi izleyerek Türkiye’ye yakışır bir kent olarak dünya Başkentleri arasında yerini alır. Ankara’nın bir diğer özelliği Cumhuriyet öncesi yeşilden yoksun, bozkır olmasıydı. Başkent olduktan sonra Ankara, pek çok alanda büyüyerek gelişmesine paralel olarak, parkları ve yeşil alanları ile giderek yemyeşil bir kent görünümüne kavuşmuştur.

Kızılca Gün 27 Aralık / Milli Mücadele Merkezi

19 Mayıs 1919 günü Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarınca Samsun’da yakılan “Kurtuluş Meşalesi” Amasya, Erzurum, Sivas üzerinden 7 aylık süreçte Ankara’ya ulaştırılacaktır. Mustafa Kemal Paşa/Temsil Heyeti 18 Aralık günü Sivas’tan ayrılırken hava soğuk ve kar yağışlıdır. Otomobillerin üstü açık olduğundan kar içeri dolarken, karla kaplanan yolda lastik izleri takip edilerek 20-25 km hızla yol alınır. Ankara’ya gelirken Kayseri ve Kırşehir’de konaklayıp dini liderler ve yöre halkıyla görüşmelerde bulunur. Hacıbektaş’ta -Alevileri milli mücadeleye kazanabilmek için- Çelebi Cemalettin Efendi'ye Heyet-i Temsiliye üyeleriyle uğrar ve desteğini alır. Ankaralılar, “Kızılca Gün” (Türk/Oğuz töresine göre bir devletin yıkılıp yeni bir devletin kurulduğu ve yeni liderin seçildiği gün) olarak tanımladıkları 27 Aralık’ta, -Ankara’ya ulaşan üç otomobillik kafileyi Dikmen sırtlarında Keklikpınarı’nda dört gözle bekleyerek-, bembeyaz bir kış günü simsiyah bir kuyruk olmuş, büyük bir coşkuyla karşılamışlar.  Seğmenler zeybek oynayarak şölene çevirmişler bu gelişi. İşte bu geliş Ankara’nın kaderini, çizgisini yeniden yaratmış. Zor günler var daha geçecek. Çöl yeşerecek, hayat bulacaktır. Bozkır filiz verip çiçek açacaktır. Ancak; işgalciler, mandacılar, himayeciler neyse de isyancılar ve işbirlikçiler Ankara’ya zor günler yaşatacaktır.

Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya gelişini “şimdilik Temsil Heyetinin merkezi Ankara’da dır” şeklinde duyururken -Cephelere ve İstanbul’a demiryolu ile bağlı bulunan ve millî teşkilatı kuvvetli olan- Ankara, genel durumu yönetme açısından Milli Mücadelenin merkezi olma konumunda en uygun şehirdir. Böylece Ankara (coğrafi konum ve güvenlik, ulaşım ve haberleşme, cephelere eşit uzaklık vb nedenlerle), Milli Mücadelenin merkezi olur.

27 Aralık 1919’da Temsil Heyetinin gelişi ile Ankara Milli Mücadelenin merkezi olmuş, 23 Nisan 1920’de TBMM açılarak kurulan Ankara Hükümeti, Kurtuluş savaşını buradan yönetmiştir. Savaş Kurtuluşla sonuçlandıktan sonra 13 Ekim 1923’de yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetine Başkent olurken, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet burada ilan edilir. Ardından çağdaş uygarlık yolunda yapılan devrimlere/ yeniliklere ev sahipliği yapar. Başkent Ankara hızlı bir toplumsal/ekonomik/siyasal/askeri/kültürel bir gelişime sahne olurken, Türkiye’nin/Cumhuriyet’in Kurucusu Büyük Önder Atatürk’ü Anıtkabir’de sonsuza dek bağrına basacaktır.

Hiç yorum yok:

Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz