25 Ekim 2026 Pazar

TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR - 39

 

TARİHTEN -Tarih Sayfalarından- NOTLAR - 39

Ali Nejat Ölçen, Kuvayı Milliyeci subay bir ailenin çocuğu olarak 1922’de dünyaya gelirken Cumhuriyet ve devrimlerle birlikte büyüyecekti. İlkokul son sınıf öğrencisi iken 1933 yılında Atatürk'ü üstü açık bir araçta gören, Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençlerdendi. Kabataş Lisesi ardından İTÜ’yü bitirecekti. DSİ’de su mühendisi olarak 1940’lı yılların sonlarından 1960’lara kadar sahada baraj inşalarında görev sonrası, mühendislikten planlamacılığa geçiş yapacaktı. Türkiye’nin yönetim kadrosuyla bir şekilde yakinen çalışırken, 2. Adam İnönü’yle yolları önce cumhurbakanı iken Porsuk barajında, sonrasında başbakan olarak DPT’de kesişmişti. Kenan Evren yedeksubaylığında komutanı, Süleyman Demirel ve Turgut Özal DPT’de mesai arkadaşı idi! Ölçen, DPT’deki yıllarını ve Türkiye’nin sarsıntılı yıllarını “Devlet Yokuşu” kitabıyla anı olarak aktaracaktır.

“Gerçeğin, doğrunun yanında, içinde, arkasında; yanlışın, art niyetin ise karşısında olacağız.” (Ali Nejat Ölçen)

 ALİ NEJAT ÖLÇEN ve DEVLET YOKUŞU [*]

 -Mühendislikten Planlamacılığa Bir Dönemin Yansımaları-

DSİ’de su mühendisi olarak 1940’lı yılların sonlarından 1960’lara kadar sahada baraj inşalarında görev sonrası, 1960 ihtilali ardından henüz yasası çıkmamış (1961 anayasasında yer alacak) olan DPT’ye atanınca; “1952’de enerji kongresine sunmuş olduğum tebliğde DPT kurulmalı, devlet plansızlıktan kurtulmalı diye yazdığım için başıma gelmedik kalmamıştı. Kara listeye alınmış, görevden ayrılmak zorunda kalmıştım. 8 yıl sonra öyle bir teşkilata uzman olarak atanacağımı nereden bilebilirdim ki” derken, “Ulusal planlama düşüncesi” önerisi gerçekleşip matematiğe/analitik düşünceye yatkın bir mühendis olarak, DPT’de ilk ulusal plancılar çekirdeğine katılımı ilginç bir tesadüf olacaktır. 

DPT Danışmanı Prof. Tinbergen’i dinlerken; “Yeni bir dünyanın ışıklarının aydınlığını yaşıyor gibiydik. Önümüzde daha mutlu bir Türkiye uzanıyordu ve salonda biz 20 kişi, o mutluluğu avuçlarımızın içine almıştık.” (Süleyman Demirel, Turgut Özal, Atilla Karaosmanoğlu, Ayhan Çilingiroğlu, Turan Ottova, Yalçın Küçük, Yücel Yener vd uzmanlar.)

I.Beş Yıllık Kalkınma Planı matematik hesapları bittikten sonra yurt dışına gönderilir. Almanya’da (Kiel üniversitesi matematiksel ekonomi/ekonometri) “endüstride yer seçimi” araştırması yaparken “Prof.Schneider, maksimum kazanç ilkesinden yola çıkmış, kurduğu denklemleri çözüme ulaştıramamıştı. Gelişmekte olan ülkelerde, minimum maliyetin toplumsal yararını gözeterek, farklı yöntemle yola çıkmaya karar verdim.” Talep esnekliği küçük olan nesnelerin üretiminde, maksimum kazanca ulaşmanın olanaksızlığını ve kurulan denklemlerin çözümsüzlüğünü ispat etmiş”, araştırması Weltwirtschfliches Archiv’de yayınlanarak, Dünya ekonomi arşivine girmişti. Ancak “Kapitalist dünyanın maksimum kazanç ilkesini devirdiğimin farkında değildim” diyecekti.  

“Bir sarı zarf geldi. Görevi başında bulunmadığım için 16.9.1962 tarihinden itibaren aylık ücret ödenmeyecek, görevime son verilecekmiş.” Almanya’da devlet burslu olarak araştırma yaparken, Ankara geri dönmesini müstafi olmasını isterken, BM’den aldığı yeni bir mektupla bursu süre olarak 5 ay uzatılıp miktarı (750 iken 950 marka) artırılır.

DPT’de verilen sicilinde ise “Bilimsel ayrıntıya girmezse yönetici olabilir” şerhi düşülüp, “uzman olarak kalır bilimsel çalışmalarını sürdürürsün” denilerek birnevi cezalandırılır.

Ölçen’e göre dış ticaret psikolojisini bilmiyorduk; “Duygularımıza göre resim yapmak, alıcıyı kendi limanlarımızda beklemek değildi, ülkenin dışına açılmalıydık.”

“Konserve kutularından çıkarttığım kaplama kağıtlarıyla oyalanmaya başladım. Bu albümü Türkiye’ye götürüp müsteşara teslim edecektim. Dış ticaretimizi yeniden düzenlemek gerekiyordu. Elle tutulur tarafı kalmamıştı. Yugoslavya/Yunanistan/Romanya’nın ihraç mallarının üzerine yapıştırılan kağıtlar gerçek bir sanat eseri idi.”

Köyden kente yaşanan göç sağlıksızdı. “Gecekondular masabaşı mimarlarına indirilmiş bir şamardır, aslında. Altyapı ilkel olmasa, en güzel konut ve en sağlıklı yerleşim koşulları şehirde değil gecekondularda. Kendi kendilerine güç koşullar altında şehir kuran bu insanlar ülkenin yarın ki en güçlü nüfusunu oluşturacak. Yanlış bir yoldayız. Köyden şehre göç olayını şehirleşme sanıyoruz. Oysaki bu, şehirlerin köyleşmesi artan nüfusu şehirler değil sanayiler içermeli. Şehirleşme sanayileşmenin bir sonucu olmalı, başlangıcı değil. Köyden göç eden nüfusu şehirler değil, sanayiler yutmalı.”

Ölçen, DSİ ve DPT’de birlikte görev yaptığı ve sonrasında başbakan yrd ve başbakan olacak Süleyman Demirel ile ilkesel çerçevede yatırım/israf konularında ayrı düşecekti. Özal ile hem yakın hemde uzak olacaktı.

Turgut Özal ve Kenan Evren

Birlikte DPT’de uzman olarak başladıkları ve sonrasında 6. müsteşar olarak çalıştıkları Özal’la aynı zamanda ordonat okulunda da asker arkadaşı idiler. Birliğin komutanı ise kurmay albay Kenan Evren, eğitim alanında elbisesi/kepi dağınık görüntüsüyle yedeksubay adayı Turgut Özal’a: “senden bu ülkeye hayır gelir mi” diye bağıracaktı. (Tabii yıllar sonra 12 Eylül ardından Özal, Evren yönetiminin -iktidarın kapılarını ardına kadar açarak-, başbakan yardımcısı ve başbakanı olarak görev yapacak,  Evren sonrası ise cumhurbaşkanı olacaktı.)

Özal; “Bizim gen. md (İbrahim Deriner) enerji bakanı oldu,  yerine kendisi yerine başkasını bıraktı. İstifamı etmeli ne yapmalıydı. Bunca yıl emek verdiğim elektrik etüd idaresinden ayrılmayı hiç istemiyorum.” 

Ölçen; “Başbakan Demirel’in özel kalem müdürünün odasında oturur başbakanı ziyaret etmek istediğini söylersin. O dışarı çıktığında telefonlardaki mesajı ona iletmek için kaydedersin.”  Birkaç gün sonra Demirel’in danışmanı olmuş yurt gezilerindeki konuşmalarının teknik verilerini hazırlayan biri olmuştu. 

Müsteşar Özal

Mehmet Turgut sanayi bakanı olunca, Özal’da DPT’ye müsteşar olur. DPT’deki ilk mesai arkadaşlarından Ölçen’e“Seninle çok daha yakın çalışacağız dedi ve örgütte görevi değişen ilk kişi ben oldum. Yerime sakallı Yahya Oğuz atandı. Müsteşar müşaviri olmuş, eskilerin deyimiyle kızağa çekildim.”

Özal’ın yeni atadığı uzmanlara yer bulmak için eskilerin masaları koridorlara çıkarılıp bırakılarken, yersiz/masasız uzmanlar grubu kendi aralarında anlaşıp toplantı salonuna doluverirler.

“Müsteşar Turgut Özal olmak üzere devletin arabalarıyla konvoy halinde Cuma namazına giderek örgüte maneviyatın üstünlüğünü de getirmeye başladılar. Hiçbiri yabancı dil bilmiyor, planlama yöntemleriyle de ilgilenmiş değillerdi ama örgütün yıllanmış uzmanlarından daha yüksek ücretle sözleşmeleri Özal tarafından imza edilmişti ve başbakan Demirel de onaylamıştı. Takunyalı biraderler (Yusuf-Korkut Özal gibi) olarak anılan grubun devletin kilit noktalarına atanması DPT’de başlamıştı. Aralarındaki parola selamünaleyküm idi. Devleti, tüm kurumlarıyla, örümcek ağları örmeye başlamıştı.”

DPT temsilcisi olarak Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın yurt gezisinde; “Anadol otomobilinin ilk ürün olarak ne denli ilkel bir tesiste imal edildiğine tanık olmuştum. Fiber-glasın kullanımı cangüvenliği koşullarına aykırıydı. Ama sızan bilgilere göre uygunluğuna ilişkin rapor cumhurbaşkanının oğlu/damadı tarafından düzenlenmekteydi. Sanayicilik yalnız ticaretle değil kamu yönetimimin üst düzeyiyle de koalisyon ortaklığı içindeydiler. Bu düzene karşı saygı duymam olanaksız hale gelmişti.”

Süleyman Demirel

Özal’da Demirel ile DPT’de mesai arkadaşı, birlikte siyasi parti çalışmaları ardından, Demirel başbakanlığında DPT ve Başbakanlık müsteşarlığı görevlerinde bulunacak, Demirel ise Evren sonrası cumhurbaşkanı seçilen Özal’ın başbakanı olurken, Özal’ın ölümünün ardından da o cumhurbaşkanı olacaktı.

Süleyman Demirel: “Daha çok çimento fabrikalarına ihtiyacımız var. Ne kadar çok fabrika yapılırsa o kadar çabuk kalkınırız. Yeni iş alanları açmak gerekir. Bunun yolu fabrika yapmak, yeni iş alanları yaratmaktır.”  

Ölçen: “Önemli olan fabrikaların sayısı değil, talebi karşılayacak kadar üretim” zaman ve kaynak israfıydı bu. Siyasal amaçlarla küçük kapasitede tesisler kurularak maliyetler artmış, kimi yerde çimento karaborsadayken kimi ilde de sıkıntı çekilir olmuştu. Önemli olan çok fabrika yapmak değil. Nerede hangi kapasitede fabrika kurmaktır. Ve buda yeterli değil nasıl bir teknoloji tercihiyle kurmaktır asıl olan. Tesbih taneleri gibi siyasal amaçla ülke yüzeyine fabrikaları savurmak değil.”

Demirel, DPT’de kendisine karşı çıkılmasının ardından hışımla ayağa kalkarak toplantıyı terkedecek, öcünü başbakan yrd iken gel Ali Nejat karşıma geç diyerek, alacaktı.

Kişilerin alınyazısı vardır, örgütlerinde. Demirel başbakan, Özal’da müsteşar olacaktı.

Başbakan Demirel, “Özal’ın dehasından yararlandığını” söylerken, “Müsteşar Özal başbakandan aldığı güçle bakanlar kurulu üyesi düzeyinde karar sahibi olmuştu.”

Prof. Aydın Yalçın (DP sonrası AP ekonomisine yön veren), İstanbul’da köktendincilerin şahlanış mitinginden duyulan tedirginlik nedeniyle, başbakana bunun sakıncaları ile gericilerin DPT’de örgütlendiklerini belirtmişler. Demirel ise “Özal dini vecibelerini yerine getirir ama gerici değildir, Mehmet Turgut ve Erbakan’la ilişkisi yoktur. DPT’deki durumla ilgili bana belge getirirseniz üzerinde önemle dururum” diyecekti.

Yalçın; “DPT’nin bugünkü yapısını en iyi bilen güvenilir kişisiniz, bana yardım edebilirmisiniz.  Gericilikle CHP mücadele ederken biz seyirci kalamayız.”

Ölçen; “Kanımca gericilik AP’nin kanadı altında yaygınlaşmaktadır. Buna sizler parti içinde karşı çıkabilirsiniz sanıyorum.”

Başbakan Demirel’e yansıtılan hususların özeti:

1-Gerici kadrolar devleti ele geçirmektedir.

2-Yabancı firmalara etüd/proje hizmeti verilerek teknik işgücümüz atıl bırakılmaktadır.

3-Özel sektörü teşvik yasasından sadece büyük firmalar yararlandırılmaktadır. 

Başbakan Demirel devletin hangi yöne doğru kaymakta olduğunu biliyordu. Neden seyirci kalıyordu. Bunu zaman gösterecekti.

İmam hatip okulları dahil teknik/mesleki okullarından mezunlara yüksek öğrenim olanağı tanınmıştı. Ama yükseköğrenime ancak kendi alanlarında devam koşulu getirilmişti.  Özal, bu tümcenin içine bir parantez açıp imam hatip hariç deyimini ekleyerek, büyük bir ayrıcalık getirmişti. Bu önerge eğitimde fırsat eşitliğini yok eden ve sadece imam-hatip okullarından mezunlara yüksek öğretimin tüm kapılarını açık tutan böyle bir ilkenin kalkınma planından çıkarılmasını öngeren önerge kabul görmez. İmam hatip okullarının din adamı yetiştirme amacı ortadan kalkıyor, Türk eğitim sisteminin temel ilkesi tersyüz ediliyordu.

Doğu Kalkınması

MGK, doğunun ekonomik/sosyal kalkınması/gelişmesi için sorunun DPT’de ele alınması kararına ilişkin; “Doğudaki geri kalmış yöreler ulusal kültürle bütünleşebilmeliydi. Sosyal/ekonomik dengeleri ve bütünleşmeyi sağlayacak olanakları araştırmak, yörenin yönetsel dokusunu çağdaş ve etkin biçimde yeniden düzenlemek ve varılan bulguları hükümete sunmak, ilgili dairenin görevleri arasında yer almalıydı.”

DPT, “Köhne bir devlet dairesi değil, iktidarın her kararına başları sallamak için değil”, siyasal iktidarın kararlarının irdelendiği ve yol gösterici eleştirilerin yapılması amacıyla kurulmuştu. Yüksek planlama kurulunda hükümetin 4 üyesine karşı eşit oy hakkına sahip DPT’nin 4 üyesine bu nedenle yasada yer verilmişti.  

DPT’den / Bürokrasiden Ayrılış

Ölçen, Bürokrasinin dişli çarklarına elini kaptırmayacak, üstesinden gele gele yurtdışından döndükten sonra önce masası yoktu, masası oldu ancak yeri koridordu, sonrasında sıkış-tıkış bir odaya verildi ve genel müdürle restleşecekti. Ardından istifa dilekçesine:

“DPT’de kalkınma planı çalışmalarının gerektirdiği niteliğin/yeterliliğin gün geçtikçe yitirildiğini, uzmanlar düzeyinde sözlü/yazılı başvuruların hiçbirinin dikkate alınmadığı, uzun vadeli uğraşılmak yerine teşkilatın ayrıntılar içine gömüldüğünü, bunun bazı yetkilerin, onu taşımaya ehil olmayan zevata tevdi edilmesinden kaynaklandığını belirterek, yazdıklarımı ispata hazırım diyordu.”

Demokrasinin temel ilkesi; iktidarın yanlışlıklarının iktidar değişikliğiyle giderilmesi olmalı, yanlışlık yanlışlıkla düzeltilemezdi. Genç bir planlamacı olarak yanlışlıkları dile getirecekti:

“Namus sadece bireysel bir nitelik değildir, onun toplumsal boyutu da olmalıdır. O toplumsal boyut, kişinin devletten aldığı maaşı hak etmesini gerektirir. Öylesi namus, suskunluğu, çekingenliği, seyirci kalmayı yadsır, yadsımalıdır.”

“Kendimi örgüte çakılan bir çiviye benzetiyordum. Her müsteşar tepeme çekiçle vurmuş, beni örgüte daha çok saplamıştı. DPT’nin görevi yanlışlık karşısında hükümeti uyarmak değilmiydi. Bunu sözlü değilde yazılı olarak yapıyordum. Birileri çıkıp eleştirilerimde yanlışlık olduğunu söylemiyordu. Öyleyse yazdıklarım doğruydu ve buda bana yetiyordu.”

 “Dış yardım kredi, kalkınma fonu adları adı altında yapılan anlaşmaların hemen tümünde, bizim Türkiye’yi kalkındırma meraklılarının yaya kaldığını görüyoruz. Onların ulusal onurumuzu ve hemde döviz kaynaklarımızı heba ettiğini görmekteyiz. Bu işten vazgeçseler de Türkiye’miz bir an önce namusuyla/şerefiyle –zarar yok- az da olsa kalkınmanın yolunu tutabilse.”  

Müsteşarın: “Makale yazmaktan vazgeç” sözüne cevabı: “Nasıl vazgeçerim yazmaktan. Örgütten vazgeçerim öyleyse. Alın kerpeteni, çıkarın beni, paslanmış bir çivi gibi atın kurtarın, tüm müsteşarlardan kurtarın.”

Ali Nejat Ölçen; yüksek çalışma temposuyla notları/raporları/araştırmaları/makaleleri/ kitaplarıyla 1960-1971 yılları arası ilk uzmanlarından biri olarak çalıştığı süreçte -dönemin ve geleceğin Türkiye’sinin kaderine hükmedecek (cumhurbaşkanı/başbakan/bakanlar/müsteşarlar/genel müdürler gibi üst düzey) kişilerle bir şekilde yolunun kesiştiği- DPT’nin kurumsallaşmasına katkıları ardından “değerliler değersiz, değersizler değerli” olunan/kılınan kamu bürokrasisinden ayrılarak kendine yeni bir yol çizecekti.

[*] (Bkz. Ölçen, Ali Nejat, Devlet Yokuşu, Doruk Yay., Ank.1996, ss.292)

(25 Ekim 2026)

Remzi Koçöz

(www.remzikocoz.com)



Hiç yorum yok:

Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz