TARİHTEN -Tarih Sayfalarından-
NOTLAR - 39
Ali Nejat Ölçen, Kuvayı Milliyeci
subay bir ailenin çocuğu olarak 1922’de dünyaya gelirken Cumhuriyet ve
devrimlerle birlikte büyüyecekti. İlkokul son sınıf öğrencisi iken 1933 yılında
Atatürk'ü üstü açık bir araçta gören, Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği
gençlerdendi. Kabataş Lisesi ardından İTÜ’yü bitirecekti. DSİ’de su mühendisi olarak 1940’lı yılların
sonlarından 1960’lara kadar sahada baraj inşalarında görev sonrası,
mühendislikten planlamacılığa geçiş yapacaktı.
Türkiye’nin yönetim kadrosuyla bir şekilde yakinen çalışırken, 2. Adam İnönü’yle yolları önce cumhurbakanı
iken Porsuk barajında, sonrasında başbakan olarak DPT’de kesişmişti. Kenan
Evren yedeksubaylığında komutanı, Süleyman Demirel ve Turgut Özal DPT’de mesai
arkadaşı idi! Ölçen, DPT’deki yıllarını ve Türkiye’nin sarsıntılı yıllarını
“Devlet Yokuşu” kitabıyla anı olarak aktaracaktır.
“Gerçeğin, doğrunun yanında, içinde,
arkasında; yanlışın, art niyetin ise karşısında olacağız.” (Ali Nejat Ölçen)
DSİ’de su mühendisi olarak 1940’lı
yılların sonlarından 1960’lara kadar sahada baraj inşalarında görev sonrası,
1960 ihtilali ardından henüz yasası çıkmamış (1961 anayasasında yer alacak)
olan DPT’ye atanınca; “1952’de enerji
kongresine sunmuş olduğum tebliğde DPT kurulmalı, devlet plansızlıktan
kurtulmalı diye yazdığım için başıma gelmedik kalmamıştı. Kara listeye alınmış,
görevden ayrılmak zorunda kalmıştım. 8 yıl sonra öyle bir teşkilata uzman
olarak atanacağımı nereden bilebilirdim ki” derken, “Ulusal
planlama düşüncesi” önerisi gerçekleşip matematiğe/analitik düşünceye yatkın
bir mühendis olarak, DPT’de ilk ulusal plancılar çekirdeğine katılımı ilginç
bir tesadüf olacaktır.
DPT Danışmanı Prof. Tinbergen’i
dinlerken; “Yeni bir dünyanın ışıklarının
aydınlığını yaşıyor gibiydik. Önümüzde daha mutlu bir Türkiye uzanıyordu ve
salonda biz 20 kişi, o mutluluğu avuçlarımızın içine almıştık.” (Süleyman
Demirel, Turgut Özal, Atilla Karaosmanoğlu, Ayhan Çilingiroğlu, Turan Ottova,
Yalçın Küçük, Yücel Yener vd uzmanlar.)
I.Beş Yıllık
Kalkınma Planı matematik hesapları bittikten sonra yurt dışına gönderilir. Almanya’da
(Kiel üniversitesi matematiksel ekonomi/ekonometri) “endüstride yer seçimi”
araştırması yaparken “Prof.Schneider, maksimum kazanç ilkesinden yola
çıkmış, kurduğu denklemleri çözüme ulaştıramamıştı. Gelişmekte olan ülkelerde,
minimum maliyetin toplumsal yararını gözeterek, farklı yöntemle yola çıkmaya
karar verdim.” Talep esnekliği küçük olan nesnelerin üretiminde, maksimum
kazanca ulaşmanın olanaksızlığını ve kurulan denklemlerin çözümsüzlüğünü ispat etmiş”,
araştırması Weltwirtschfliches Archiv’de yayınlanarak, Dünya ekonomi arşivine
girmişti. Ancak “Kapitalist dünyanın
maksimum kazanç ilkesini devirdiğimin farkında değildim” diyecekti.
“Bir
sarı zarf geldi. Görevi başında bulunmadığım için 16.9.1962 tarihinden itibaren
aylık ücret ödenmeyecek, görevime son verilecekmiş.”
Almanya’da devlet burslu olarak araştırma yaparken, Ankara geri dönmesini
müstafi olmasını isterken, BM’den aldığı yeni bir mektupla bursu süre olarak 5
ay uzatılıp miktarı (750 iken 950 marka) artırılır.
DPT’de verilen sicilinde ise “Bilimsel ayrıntıya girmezse yönetici
olabilir” şerhi düşülüp, “uzman
olarak kalır bilimsel çalışmalarını sürdürürsün” denilerek birnevi
cezalandırılır.
Ölçen’e göre
dış ticaret psikolojisini bilmiyorduk; “Duygularımıza
göre resim yapmak, alıcıyı kendi limanlarımızda beklemek değildi, ülkenin
dışına açılmalıydık.”
“Konserve kutularından çıkarttığım kaplama
kağıtlarıyla oyalanmaya başladım. Bu albümü Türkiye’ye götürüp müsteşara teslim
edecektim. Dış ticaretimizi yeniden düzenlemek gerekiyordu. Elle tutulur tarafı
kalmamıştı. Yugoslavya/Yunanistan/Romanya’nın ihraç mallarının üzerine
yapıştırılan kağıtlar gerçek bir sanat eseri idi.”
Köyden kente
yaşanan göç sağlıksızdı. “Gecekondular
masabaşı mimarlarına indirilmiş bir şamardır, aslında. Altyapı ilkel olmasa, en
güzel konut ve en sağlıklı yerleşim koşulları şehirde değil gecekondularda.
Kendi kendilerine güç koşullar altında şehir kuran bu insanlar ülkenin yarın ki
en güçlü nüfusunu oluşturacak. Yanlış bir yoldayız. Köyden şehre göç olayını
şehirleşme sanıyoruz. Oysaki bu, şehirlerin köyleşmesi artan nüfusu şehirler
değil sanayiler içermeli. Şehirleşme sanayileşmenin bir sonucu olmalı,
başlangıcı değil. Köyden göç eden nüfusu şehirler değil, sanayiler yutmalı.”
Ölçen, DSİ
ve DPT’de birlikte görev yaptığı ve sonrasında başbakan yrd ve başbakan olacak
Süleyman Demirel ile ilkesel çerçevede yatırım/israf konularında ayrı
düşecekti. Özal ile hem yakın hemde uzak olacaktı.
Turgut Özal ve Kenan Evren
Birlikte
DPT’de uzman olarak başladıkları ve sonrasında 6. müsteşar olarak çalıştıkları Özal’la
aynı zamanda ordonat okulunda da asker arkadaşı idiler. Birliğin komutanı ise kurmay
albay Kenan Evren, eğitim alanında elbisesi/kepi dağınık görüntüsüyle yedeksubay
adayı Turgut Özal’a: “senden bu ülkeye
hayır gelir mi” diye bağıracaktı. (Tabii
yıllar sonra 12 Eylül ardından Özal, Evren yönetiminin -iktidarın kapılarını
ardına kadar açarak-, başbakan yardımcısı ve başbakanı olarak görev yapacak, Evren sonrası ise cumhurbaşkanı olacaktı.)
Özal; “Bizim gen. md (İbrahim Deriner) enerji
bakanı oldu, yerine kendisi yerine
başkasını bıraktı. İstifamı etmeli ne yapmalıydı. Bunca yıl emek verdiğim
elektrik etüd idaresinden ayrılmayı hiç istemiyorum.”
Ölçen; “Başbakan Demirel’in özel kalem müdürünün
odasında oturur başbakanı ziyaret etmek istediğini söylersin. O dışarı
çıktığında telefonlardaki mesajı ona iletmek için kaydedersin.” Birkaç gün sonra Demirel’in danışmanı olmuş
yurt gezilerindeki konuşmalarının teknik verilerini hazırlayan biri
olmuştu.
Müsteşar Özal
Mehmet
Turgut sanayi bakanı olunca, Özal’da DPT’ye müsteşar olur. DPT’deki ilk mesai
arkadaşlarından Ölçen’e“Seninle çok daha
yakın çalışacağız dedi ve örgütte görevi değişen ilk kişi ben oldum. Yerime
sakallı Yahya Oğuz atandı. Müsteşar müşaviri olmuş, eskilerin deyimiyle kızağa
çekildim.”
Özal’ın yeni
atadığı uzmanlara yer bulmak için eskilerin masaları koridorlara çıkarılıp
bırakılarken, yersiz/masasız uzmanlar grubu kendi aralarında anlaşıp toplantı
salonuna doluverirler.
“Müsteşar Turgut Özal olmak üzere devletin
arabalarıyla konvoy halinde Cuma namazına giderek örgüte maneviyatın
üstünlüğünü de getirmeye başladılar. Hiçbiri yabancı dil bilmiyor, planlama
yöntemleriyle de ilgilenmiş değillerdi ama örgütün yıllanmış uzmanlarından daha
yüksek ücretle sözleşmeleri Özal tarafından imza edilmişti ve başbakan Demirel
de onaylamıştı. Takunyalı biraderler (Yusuf-Korkut Özal gibi) olarak anılan grubun
devletin kilit noktalarına atanması DPT’de başlamıştı. Aralarındaki parola
selamünaleyküm idi. Devleti, tüm kurumlarıyla, örümcek ağları örmeye
başlamıştı.”
DPT
temsilcisi olarak Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın yurt gezisinde; “Anadol otomobilinin ilk ürün olarak ne
denli ilkel bir tesiste imal edildiğine tanık olmuştum. Fiber-glasın kullanımı
cangüvenliği koşullarına aykırıydı. Ama sızan bilgilere göre uygunluğuna
ilişkin rapor cumhurbaşkanının oğlu/damadı tarafından düzenlenmekteydi. Sanayicilik
yalnız ticaretle değil kamu yönetimimin üst düzeyiyle de koalisyon ortaklığı
içindeydiler. Bu düzene karşı saygı duymam olanaksız hale gelmişti.”
Süleyman Demirel
Özal’da
Demirel ile DPT’de mesai arkadaşı, birlikte siyasi parti çalışmaları ardından, Demirel
başbakanlığında DPT ve Başbakanlık müsteşarlığı görevlerinde bulunacak, Demirel
ise Evren sonrası cumhurbaşkanı seçilen Özal’ın başbakanı olurken, Özal’ın
ölümünün ardından da o cumhurbaşkanı olacaktı.
Süleyman Demirel:
“Daha çok çimento fabrikalarına ihtiyacımız
var. Ne kadar çok fabrika yapılırsa o kadar çabuk kalkınırız. Yeni iş alanları
açmak gerekir. Bunun yolu fabrika yapmak, yeni iş alanları yaratmaktır.”
Ölçen: “Önemli olan fabrikaların sayısı değil,
talebi karşılayacak kadar üretim” zaman ve kaynak israfıydı bu. Siyasal
amaçlarla küçük kapasitede tesisler kurularak maliyetler artmış, kimi yerde
çimento karaborsadayken kimi ilde de sıkıntı çekilir olmuştu. Önemli olan çok
fabrika yapmak değil. Nerede hangi kapasitede fabrika kurmaktır. Ve buda yeterli
değil nasıl bir teknoloji tercihiyle kurmaktır asıl olan. Tesbih taneleri gibi
siyasal amaçla ülke yüzeyine fabrikaları savurmak değil.”
Demirel,
DPT’de kendisine karşı çıkılmasının ardından hışımla ayağa kalkarak toplantıyı
terkedecek, öcünü başbakan yrd iken gel Ali Nejat karşıma geç diyerek,
alacaktı.
Kişilerin
alınyazısı vardır, örgütlerinde. Demirel başbakan, Özal’da müsteşar olacaktı.
Başbakan
Demirel, “Özal’ın dehasından
yararlandığını” söylerken, “Müsteşar
Özal başbakandan aldığı güçle bakanlar kurulu üyesi düzeyinde karar sahibi
olmuştu.”
Prof. Aydın
Yalçın (DP sonrası AP ekonomisine yön veren), İstanbul’da köktendincilerin
şahlanış mitinginden duyulan tedirginlik nedeniyle, başbakana bunun sakıncaları
ile gericilerin DPT’de örgütlendiklerini belirtmişler. Demirel ise “Özal dini vecibelerini yerine getirir ama
gerici değildir, Mehmet Turgut ve Erbakan’la ilişkisi yoktur. DPT’deki durumla
ilgili bana belge getirirseniz üzerinde önemle dururum” diyecekti.
Yalçın; “DPT’nin bugünkü yapısını en iyi bilen
güvenilir kişisiniz, bana yardım edebilirmisiniz. Gericilikle CHP mücadele ederken biz seyirci
kalamayız.”
Ölçen; “Kanımca gericilik AP’nin kanadı altında
yaygınlaşmaktadır. Buna sizler parti içinde karşı çıkabilirsiniz sanıyorum.”
Başbakan Demirel’e yansıtılan hususların
özeti:
1-Gerici kadrolar devleti ele
geçirmektedir.
2-Yabancı firmalara etüd/proje hizmeti
verilerek teknik işgücümüz atıl bırakılmaktadır.
3-Özel sektörü teşvik yasasından sadece büyük firmalar yararlandırılmaktadır.
Başbakan
Demirel devletin hangi yöne doğru kaymakta olduğunu biliyordu. Neden seyirci
kalıyordu. Bunu zaman gösterecekti.
İmam
hatip okulları dahil teknik/mesleki okullarından mezunlara yüksek öğrenim
olanağı tanınmıştı. Ama yükseköğrenime ancak kendi alanlarında devam koşulu
getirilmişti. Özal, bu tümcenin içine
bir parantez açıp imam hatip hariç deyimini ekleyerek, büyük bir ayrıcalık
getirmişti. Bu önerge eğitimde fırsat eşitliğini yok eden ve sadece imam-hatip
okullarından mezunlara yüksek öğretimin tüm kapılarını açık tutan böyle bir
ilkenin kalkınma planından çıkarılmasını öngeren önerge kabul görmez. İmam
hatip okullarının din adamı yetiştirme amacı ortadan kalkıyor, Türk eğitim
sisteminin temel ilkesi tersyüz ediliyordu.
Doğu Kalkınması
MGK,
doğunun ekonomik/sosyal kalkınması/gelişmesi için sorunun DPT’de ele alınması
kararına ilişkin; “Doğudaki geri kalmış
yöreler ulusal kültürle bütünleşebilmeliydi. Sosyal/ekonomik dengeleri ve
bütünleşmeyi sağlayacak olanakları araştırmak, yörenin yönetsel dokusunu çağdaş
ve etkin biçimde yeniden düzenlemek ve varılan bulguları hükümete sunmak, ilgili
dairenin görevleri arasında yer almalıydı.”
DPT, “Köhne bir devlet dairesi değil, iktidarın
her kararına başları sallamak için değil”, siyasal iktidarın kararlarının
irdelendiği ve yol gösterici eleştirilerin yapılması amacıyla kurulmuştu.
Yüksek planlama kurulunda hükümetin 4 üyesine karşı eşit oy hakkına sahip
DPT’nin 4 üyesine bu nedenle yasada yer verilmişti.
DPT’den / Bürokrasiden Ayrılış
Ölçen, Bürokrasinin
dişli çarklarına elini kaptırmayacak, üstesinden gele gele yurtdışından
döndükten sonra önce masası yoktu, masası oldu ancak yeri koridordu, sonrasında
sıkış-tıkış bir odaya verildi ve genel müdürle restleşecekti. Ardından istifa
dilekçesine:
“DPT’de kalkınma planı çalışmalarının gerektirdiği
niteliğin/yeterliliğin gün geçtikçe yitirildiğini, uzmanlar düzeyinde
sözlü/yazılı başvuruların hiçbirinin dikkate alınmadığı, uzun vadeli uğraşılmak
yerine teşkilatın ayrıntılar içine gömüldüğünü, bunun bazı yetkilerin, onu
taşımaya ehil olmayan zevata tevdi edilmesinden kaynaklandığını belirterek,
yazdıklarımı ispata hazırım diyordu.”
Demokrasinin
temel ilkesi; iktidarın yanlışlıklarının iktidar değişikliğiyle giderilmesi
olmalı, yanlışlık yanlışlıkla düzeltilemezdi. Genç bir planlamacı olarak
yanlışlıkları dile getirecekti:
“Namus sadece bireysel bir nitelik
değildir, onun toplumsal boyutu da olmalıdır. O toplumsal boyut, kişinin
devletten aldığı maaşı hak etmesini gerektirir. Öylesi namus, suskunluğu,
çekingenliği, seyirci kalmayı yadsır, yadsımalıdır.”
“Kendimi örgüte çakılan bir çiviye
benzetiyordum. Her müsteşar tepeme çekiçle vurmuş, beni örgüte daha çok
saplamıştı. DPT’nin görevi yanlışlık karşısında hükümeti uyarmak değilmiydi.
Bunu sözlü değilde yazılı olarak yapıyordum. Birileri çıkıp eleştirilerimde
yanlışlık olduğunu söylemiyordu. Öyleyse yazdıklarım doğruydu ve buda bana
yetiyordu.”
“Dış
yardım kredi, kalkınma fonu adları adı altında yapılan anlaşmaların hemen
tümünde, bizim Türkiye’yi kalkındırma meraklılarının yaya kaldığını görüyoruz. Onların
ulusal onurumuzu ve hemde döviz kaynaklarımızı heba ettiğini görmekteyiz. Bu
işten vazgeçseler de Türkiye’miz bir an önce namusuyla/şerefiyle –zarar yok- az
da olsa kalkınmanın yolunu tutabilse.”
Müsteşarın:
“Makale yazmaktan vazgeç” sözüne
cevabı: “Nasıl vazgeçerim yazmaktan.
Örgütten vazgeçerim öyleyse. Alın kerpeteni, çıkarın beni, paslanmış bir çivi
gibi atın kurtarın, tüm müsteşarlardan kurtarın.”
Ali
Nejat Ölçen; yüksek çalışma temposuyla
notları/raporları/araştırmaları/makaleleri/ kitaplarıyla 1960-1971 yılları
arası ilk uzmanlarından biri olarak çalıştığı süreçte -dönemin ve geleceğin
Türkiye’sinin kaderine hükmedecek (cumhurbaşkanı/başbakan/bakanlar/müsteşarlar/genel
müdürler gibi üst düzey) kişilerle bir şekilde yolunun kesiştiği- DPT’nin
kurumsallaşmasına katkıları ardından “değerliler değersiz, değersizler değerli”
olunan/kılınan kamu
bürokrasisinden ayrılarak kendine yeni bir yol çizecekti.
[*] (Bkz. Ölçen, Ali
Nejat, Devlet Yokuşu, Doruk Yay., Ank.1996, ss.292)
(25
Ekim 2026)
Remzi Koçöz
(www.remzikocoz.com)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder