25 Mayıs 2024 Cumartesi

GEZİ GÜN(LÜK)LERİ - 3

 

“Antik çağlardan gelen bir efsaneye göre Tanrılar, aralarında dünyayı paylaştıklarında Tanrı Helios, hayranlık içinde, denizin derinliklerinden çok güzel bir adanın suyun yüzüne çıktığını görünce hemen bu adayı Zeus'tan kendisine vermesini istemiş ve Helios’un dünyadan payı Rodos Adası olmuş. Rodos Doğu'nun Batı ile kaynaştığı yerde, Ege Denizi'nin güney doğusundaki billur denizlerde antik zamanlardan beri yunus balığını hatırlatan zarif hareketlerle yüzen büyüleyici bir adadır.”

 

YUNANİSTAN / RODOS - IŞIĞA YOLCULUK

 

Tarihçe

Rodos Şövalyeleri yönetiminde iken Kanuni Sultan Süleyman (1522)  tarafından fethedilen Rodos yaklaşık 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmıştır. 1912'de Trablusgarp Savaşı sırasında İtalya tarafından işgali ardından, 1948'de 12 adalarla birlikte, Yunanistan'a katılır. Adada bulunan Türk azınlık 1923'teki Türk-Yunan nüfus mübadelesi sırasında İtalya topraklarında sayıldıkları için mübadeleden kurtulurlar. Günümüzde 3.500 civarında bir Türk azınlık Rodos’ta yaşamaktadır.

Dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen Rodos Heykeli (Kolossos) MÖ 280 yılında Dorlar tarafından Rodos liman girişine inşa edilmiş (ilahları Helios adına zafer anıtı olarak elinde meşale ile New York’taki Özgürlük Heykeli'ni andıran 32 m yüksekliğinde tunç heykel) ancak 50 yıl ayakta kalabilmiş ve MÖ 223 yılında bir depremde yıkılmıştır.

          Lindos’da 116 m yüksek dik bir kayanın üzerine -masmavi bir gök altında denize bakan bir balkon gibi- inşa edilmiş Acropolis'in tepesinde Athena tapınağı (MÖ 4. yy),  Rodos şehrinin Tapınak Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş kalesi ve Orta Çağ'dan kalma mahallesi UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir.

Rodos, Antik Hellenik dünyasının önemli ticaret ve kültür merkezi olarak hızla gelişmiş; Zenginliği, doğa güzellikleri ve stratejik konumu ile önem kazanmış; güçlü hükümdarların ilgi odağı olmuştur. Romalılar, Saint Jean Şövalyeleri, Osmanlılar, İtalyanlar bu adadan geçip izlerini bırakmışlardır.

Coğrafya

Rodos, Ege Denizi'ndeki 12 Adaların en büyüğü, Yunanistan'ın, -Meis adası hesaba katılmazsa- en doğudaki adası, Yunanistan'ın 12 Adalar idari bölgesinin ve Rodos ilinin merkezidir. Adanın 2004 nüfusu 130.000 olup, bunun 55.000'i Rodos şehrinde yaşamaktadır. Türkiye kıyılarına en yakın noktası olan Bozburun Yarımadası'na 18 km (11 mil) uzaklıktadır.

Rodos adası mızrak ucu benzeri biçimde, 80 km uzunluk, 38 km genişlik ve deniz sahili yaklaşık 220 km dir. Rodos şehri adanın kuzey ucu sonundadır. Antik çağ sitesi ve modern ticaret limanını içerir. Rodos Diagoras Uluslararası Paradisi şehrinin 14 km güney batısındadır. Attaviros dağı (1215 m) adanın en yüksek noktasıdır.

İç kısımları ormanlıktır ve Türk çamı da denilen Pinus brutia ağaçları Kızılçamlar ile kaplıdır. Adanın flora ve faunasının, genel olarak, Yunanistan'ın kalan kısımlarından ziyade Türkiye'nin batı sahillerini andırdığı kabul görmektedir. Adanın kuzey ucundaki Rodos dışındaki en önemli yerleşim, güneydoğu sahilindeki Lindos'tur.

Ada Rodos geyiğine anayurttur. Petalus yani Kelebekler Vadisinde yazın çok sayıda kelebek toplanır. Sahiller taş gibi katı iken ada ekilebilir topraklara sahiptir. Burada turunçgiller, şaraplık üzüm, sebzeler, zeytin ağaçları ve diğer ürünler yetiştirilir. Turizm adanın birincil gelir kaynağıdır. Masmavi suları ve kilometrelerce uzanan plajı, yazın serin ve kışın ılıman iklimi ile en çok sevilen tatil yerlerinden biridir.

Marmaris / Rodos

2010 yılı Ekiminde Muğla teftişi bitiminde gitmeyi düşündüğümüz Rodos adasına bir sonraki yaz Marmaris’te tatil yaptığımız esnada gitmeyi planlayıp, 12 Temmuz 2011 Salı günü Sabah 08.00 gibi Marmaris gümrük bölgesine giden servise biniyoruz. Otobüsün çoğunluğu yabancılardan oluşurken bizim gibi günübirlikçilerin sayısı az. Marmaris girişinden sağa dönerek marinayı geçip gümrük bölgesine ulaşmamız 15 dakikayı buluyor. Pasaport ve bilet işlemleri sonrası küçük bir freshoptan geçerek bizi Rodos’a götürecek olan deniz otobüsü katamarana biniyoruz. 400 kişilik deniz otobüsünün üst katı yolcu sayısının azlığı -hafta içi olması- nedeniyle kapalı olup alt bölümde de yaklaşık 200 yolcu var.

09.00 gibi limandan ayrılarak Marmaris körfezindeki adalar arasından geçerek Akdeniz’e açılıyoruz. Geçen hafta tekne turu esnasında yüzdüğümüz koyları (Turunç, Kumbükü gibi) uzaktan seyrederek güneye doğru yol alıyoruz. Açık denize çıkınca hafiften dalgalanma başlıyor, yer yer sallantıyı hissediyoruz. Gideceğimiz yol yaklaşık 50 km. havanın açık olması durumunda Rodos uzaktan da görülebiliyor. Yaklaştığımızda limanın hemen arkasında yer alan kale surlarını, kuleleri, yel değirmenlerini, sütunlar üzerindeki geyik heykellerini ve de tarihi bölgeyi seçebiliyoruz.  Eski Rodos'un 5 limanından biri olan Mandraki Limanı çok hareketli, marinasında çok sayıda yatlar bulunuyor. Göze çarpan Agora binaları da alışveriş merkezi olarak kullanılıyor. 1 saat 15 dakika sonra Rodos limanına ulaşıyor, yaklaşık 20 dakikalık gümrük-pasaport işlemleri sonrası Rodos topraklarında gezimize başlıyoruz. Bulunduğumuz gemide bizlere teklif edilen kişi başı 13 avroluk rehber eşliğinde gezmeyi tercih etmeyip, bilet alırken almış olduğumuz harita ve Rodos’a ilişkin bilgileri içeren broşür ve de internetten indirmiş olduğum bilgileri yolculuk boyunca irdeleyerek gezeceğimiz güzergahı ve yerleri tespit ediyorum.

İskeleden ayrılarak kendimizi Eski Rodos olarak adlandırılan tarihi bölgeye atıyoruz. Benzer kale-kentleri (Budva, Kotor, Dubrovnik gibi) Akdeniz bölgesinde değişik yerlerde görmüş vede beğenmiştik. Ancak Rodos pek bakımlı değil. Gümrükte girdiğimiz tuvaletlerin kirliliği ilk izlenim olarak bizde kötü bir görüntü oluşturdu. Sonrasında yeşil alanların kendi haline bırakılmış olması, çevrenin bakımsızlığı ve çöpler olumsuz görüntülerin devamıydı. Bunlar bir ülke, bir şehir için çok önemliydi. Hele turistik bir yer için daha da önemliydi. Eski bölgenin taş sokaklarını bir süre dolanıp, çevresini sarmalayan kanalın da dışına çıkarak bir süre eski şehri biraz tepeden ve dışarıdan seyrediyoruz. Bir yandan da limanda demirlemiş büyük yolcu gemilerini, yatları ve de Akdeniz’i süzüyoruz. Bir ara bakımsız bir parkın içersinden ilerleyerek stadyum solumuzda kalacak şekilde eski şehrin çevresinden turluyoruz. Bu kez farklı bir kapıdan yeniden kalenin içersine girerek taş sokakları ve çoğu harabe halindeki eski tarihi evleri görüyoruz. Hediyelik eşya satan bir dükkan önünde durduğumuzda konuşmalara kulak verip Türkçe konuşunca bu bölgenin ağırlıklı olarak Türklerin yaşadığı bir bölge olduğunu öğreniyoruz. Zaten biraz ileride de bir cami minaresi görünce oraya doğru geçip kapalı olan (Cuma, bayram gibi belirli günler ibadete açılıp hoparlörle ezan okunmasına izin verilmiyormuş) caminin önündeki bankta biraz oturuyor, akmayan şadırvanı ve camiyi seyrediyoruz. Burada yaşayan Türkler, Adanın İtalya toprağı olması nedeniyle Lozan sonrası yaşanan mübadeleden etkilenmemişler. Rodos’lu Türk esnaflarla selamlaşarak hediyelik Murano taşından (Çin yapımı) kolyeler bakıyoruz. Bir ara babaannesinin Erzurum’lu olduğunu söyleyen bir esnafla çat pat sohbet ediyoruz. Ardından meydan-ara sokaklar-dükkanlar derken nerdeyse Rodos’un labirentlerinde kayboluyoruz. Recep Paşa Camii iyice harabe halinde, Unesco tarafından restorasyon için iskelelerle çevrili ve de restorasyon sonrası oluşacak projeyi yansıtan afişler görüyoruz. Şehirle yaşıt tarih olmuş ağaçlar görüyoruz. Türk Hamamı tabelası dikkatimi çekiyor. Osmanlı-Türk eserleri biraz bakımsız olsa da en azından Yunanistan karasında olduğu gibi tamamen tahrip edilmeye yok edilmeye bırakılmamış.  Belki de burada yaşayan Türkler buraları yaşatmak için uğraş vermişlerdir.

Eski şehrin en işlek en geniş ve de en bakımlı Socrates Caddesi bizi şaşırtıyor. Bir tarafı, birçok bar, lokanta ve eğlence yerleri bulunan Hipokrat meydanına açılan ve eski ticaret merkezi olarak da anılan cadde üzerinde Dükkanlar sağlı sollu hediyelik eşya yanında değişik markalar içeren mağazalar görüyoruz.  Hafız Ahmet Ağa Konağın-Kütüphanesini geziyor ve bahçesindeki bankta dinleniyor; konağın karşısına düşen Süleyman camiini geziyoruz. Kanuni adına yaptırılan bu cami ahşap ağırlıklı olup Unesco tarafından restore edilerek bakımlı hale getirilmiş. Bizim gibi farklı ülkelerden gelen turistler de caminin içerisini geziyorlar.

Camiden çıkarak Şövalyeler kulesinin yanından geçip Chollachium'un görkemli ana yolu olan Şövalyeler caddesini takiben Büyük Mayistro'nun Sarayının bulunduğu bölgeye doğru ilerliyoruz. Eski kamu binaları görünümündeki yerlerin ön cepheleri restore edilmiş durumda. Buraları, Şövalyelerin "Diller" diye anılan etnik gruplarının kaldıkları yerlermiş. Rodos şövalyeleri tarafından yapılarak kullanılan sarayın dış bahçesine ulaşınca burada da restorasyon çalışmalarından dolayı eski eserler pek seçilemiyor. Eski kentin en heybetli binası görünümündeki Büyük Mayistro'in Sarayı; 14. yy'da orada bulunan Bizans kalesinin harabeleri üzerine inşa edilerek Saint Jean Şövalyeleri'nce karargah olarak kullanılmış;  Saray günümüzde müzeye dönüştürülerek salonlarında antik ve ortaçağ devirlerine ait önemli arkeolojik eserler sergilenmektedir. Saray içersine gelmeden çevrede sergilenen eski topların yanından geçerek Saray içersine geçip geniş avluyu ve iki katlı bölümün avlu kenarlarına serpiştirilmiş tarihi şahsiyetleri figüre eden heykelleri görüyoruz. Saray içersinde ise Rodos tarihini aktaran müzeyi, giriş katındaki ibadet yeri olan kiliseyi geziyoruz. Biraz Bodrum kalesi gibi ancak daha küçüğü konumunda.. İki katlı sarayın odalarındaki ihtişamı gözlemlerken; tahta sandukalar, tarihi eşyalar ve şövalye giysileri sergileniyor.

Kalenin ilersindeki bir başka kapıdan çıkarak eski şehre veda edip kendimizi yeni şehre atıyoruz. Tarihle iç içe olduğumuz 3 saatlik süreçte eski şehri dört bir yanından turluyoruz tabii havanın sıcaklığı nedeniylede iyice bunalıyoruz. Geri kalan süreyi de yeni şehre ayırarak hem ihtiyaç giderip hem de akvaryum denilen bölgeyi gezerek limana dönmeyi düşünüyoruz. Medikal ürün satan bir dükkandan anatomik-süet ayakkabı alıyorum. Caddeyi takiben sahile inerken Türk Konsolosluğu binasının önünden geçiyoruz. Biraz daha yürüyüp sahilin bir ön caddesinde yemek molası veriyor; spagetti, patates cips, tavuk, salata karışımı bir şeyler atıştırıyoruz.

Saat 15.00 gibi son kalan bir saatimizi yüksek tempoda yürüyerek ilk olarak Akvaryum denilen bölgeye ulaşarak sahilde resim çekiliyoruz. Bu bölge plajlar ve oteller bölgesi, deniz olarak da güzel bir görünüm sergiliyor. Akvaryum koyunda denize girenleri izleyip limana doğru dönüşe geçerken bol bol resim çekiyoruz. Geyikli sütunlar, saat kulesi, taş yapı resmi binalar, yel değirmenleri, kale surları ve kuleleri.. Bir ara eski bir şadırvan tipi bir çeşmede serinliyoruz. Sonrasında kasino olarak anılan bölge bitişiğindeki Murat Reis Camii, türbesi ve bahçesindeki eski Osmanlı mezarlarını dışarıdan görüyoruz. Sahil kenarındaki surların içersinden geçerek gümrük çıkışına ulaşmak için oval bir yay çiziyoruz. Marmaris feribotu karşıdan görünse de mesafe olarak çevreyi dolaşmamız nedeniyle 16.00 gibi ancak gümrük bölgesine ulaşıp sırada kimse olmadığından beklemeden pasaport çıkışı yaparak bu kez Yunan freshopundan geçiyoruz. Ardından katamarana binerek kendimizi koltuklarda dinlenmeye bırakıyoruz.

Şaka maka 5 saat tempolu hızlandırılmış günübirlik bir gezi oldu bizimki.. Saat 16.30 gibi kalkan gemimiz daha dalgalı bir denizde seyrederek Türk karasularına doğru yol alırken bizde Rodos’u son kez uzaktan seyrediyoruz. Güneşin konumu nedeniyle Anadolu çok rahat görülüyor. Geldiğimiz süre kadar yol kat ederek Marmaris körfezine teknelerin dönüşü ile giriş yaparak 17.45 gibi gümrük bölgesindeki limana ulaşıp, Türkiye’ye giriş yapıyoruz.

(Marmaris / 12. 07. 2011)  

Remzi KOÇÖZ




Hiç yorum yok:

Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz