13 Mayıs 2010 Perşembe

DOĞU SORUNU, ERMENİ SORUNU - TÜRK SOYKIRIMI VE ERZURUM’UN KURTULUŞU ÜZERİNE..! (III)

“Toprak kazanma fikri besleyen Ermeniler, Nahcıvan’dan, Oltu’ya kadar bütün İslam topraklarını ele geçirmek istiyorlardı. Bu amaçlarına doğru güvenle yaklaşmak için İslam halkını ölüme mahkum ediyorlar, bazı yerlerde ise sıkıştırarak göçe zorluyorlar ve yağmacılıkta bulunuyorlardı. Bir yandan da 400.000 Osmanlı Ermenisini, bir dayanak olmak üzere ülkemize sürmek istiyorlar.“ M. Kemal ATATÜRK

VE ERZURUMDAKİ ERMENİ ZULMÜ

Rus Askeri birlikleri Erzurum’u terk etmiş ve genel karargâhını Sarıkamış’ta tesis etmiş, Erzurum’daki komutanlığa da Ermeni Komiteci Antranik’i tayin etmişlerdi. Erzurum’da 1918 yılının Şubat ve Mart aylarında tam bir “Türk Soykırımı” Antranik ve Dr. Azeryev tarafından düzenlenmiş ve yaptırılmıştır. Ermeni Taşnak Çeteleri tarihi Türk Yurdu Erzurum’u insanıyla, medeniyetiyle, kültür varlıklarıyla, sanat eserleriyle ve bin yıldan beri gururla taşıdığı Türk kimliği ile ortadan kaldırmaya ve tarih sahnesinden silmeye çalışmışlardır. (5)
Ermeni Komitacıları; Yanıkdere, Ezirmikli Konağı, Mürsel Paşa Konağı, Karskapıdaki bir Kışlanın bodrumunda 2000 ve her köyden yüzlerce insanı hunharca katlederler. bu saydıklarımız katliamların yapıldığı yerlerden sadece bir kaçıdır.

Bu Vahşeti O Günlerden, O Günleri Yaşayanlardan, Canlı Tanıklardan Dinleyelim:

Yanıkdere de: 20 Şubat 1918’de, demiryoluna biriken karların temizletileceği bahanesi ile şehirden toplanan yüzlerce yaşlı ve çocuk elleri bağlı olduğu halde yirmişer kişilik guruplar halinde vagonlara doldurulup Yanıkdere Mevkiine götürülür. Tren Yanıkdere Köprüsüne gelince, elleri birbirine bağlı insanlar silah zoruyla ve kafalarına baltalarla vurularak dereye itilir. Kopan feryatların duyulmaması için ise, tren sürekli düdük çalmaktadır. Vagonlar boşaltıldıkça tekrar doldurulur. Ve bu hunharca cinayetler sabaha kadar tekrarlanır durur. Ermeni caniler, ellerindeki tüfek ve el bombaları ile de dereye döktükleri insanlara ateş yağdırmaktadırlar...

Küçük bir çocukken, Alaca Köyündeki katliamdan kurtulmayı başarabilen bir Gazimiz de şunları anlatmaktadır:
“Katliamlardan bir hafta evvel köye gelen yabancıları içeri alıp, dışarıya kimseyi bırakmıyorlardı. 2 veya 3 Mart 1918’de Ermeni bozgun askeri köyümüze geldi. Bütün köylüyü toplayıp, ikişer ikişer ellerinden bağladıktan sonra mereklere doldurdular ve kurşuna dizmeye başladılar. Bu korkunç facia, bir değil, birkaç binada icra edildi. Benimle annemi elele bağlamışlardı. Kurşunlar anneme değer değmez kendini içeri atmasıyla bana kurşun değmemiş oldu. Sonradan ölüleri süngülerken bana da iki süngü darbesi isabet etti. ‘’

Bir başka Gazimiz anlatıyor:
“Hınıs’da bir köy evine girdik. Başları kapalı, ağızları yaşmaklı olduğu halde, kırk kadar kadın hiç kımıldamadan oturuyordu. Anne, bacı neden konuşmuyorsunuz ? dedik, hiç ses çıkarmadılar. Eşarplarını açıp baktığımızda hepsi ölmüştü. Yerden kaldırmak istediğimizde ise, kazıklara çakılmış olduklarını gördük.“

Kazım KARABEKİR Paşa 12 Mart sabahını şöyle dile getiriyordu :
Erzurumda halk gözyaşları içinde kimi oğlunu, kimi babasını, kimi karısını yakılmış yada süngülenmiş buluyor, saçlarını yoluyorlardı. Sokaklarda canlılıktan bir iz bile kalmamıştı. Yerlerde çocuk, kadın ve yaşlılar kanlar içinde yatıyordu.
Demiryolu istasyonunda sanki bir mezarlık ölülerini dışarıya cıkarmıştı. Cenazeler arasından geçerek feci duruma gözleremizle şahit olduk. Bilhassa Tahtacılar semtinde ki karşılıklı yer alan Ezirmikli osman ağa ve Mürsel Paşa konaklarına doldurup yakarak katlettikleri Erzurumlular, insanı titretiyordu. Erzurum da resmi belgelere gore 9563 yerli türk ahali Taşnak Ermeni çeteleri tarafından şehit edilmiştir.

Tarihçi Ahmet Refik ALTINAY 9 Mayıs 1918 de Erzurum’a geldikten sonra şunları yazar: “Rusların çekilmesi üzerine şehir kamilen Ermenilerin elinde kalmış. İşte bütün zulümler, yangınlar ve facialar o zaman başlamıştır. Yalnız Erzurum sokaklarında toplanan İslam naşı, dört binden fazla evlere doldurulup, yakılanlar, yol yaptırmak bahanesi ile uzaklara götürülüp öldürülenler bu hesaba dahil değil.“

Ahmet Refik ALTINAY harabe haline gelen Erzurum’u gezerken yanına sokulan biri
“Bu gördüğünüz, şehrin temiz halidir. Bu sokaklar hep kadın ve çocuk ölüleriyle doluydu. Kadınların memeleri ve mahrem yerleri kesilmiş, duvarlara çakılmıştı. Şu telgraf tellerine hep çocuk başları asılmıştı. Karınları deşilmiş yarı cıplak kadın cesetleri geçeceğimiz yolun iki tarafına dizilmişti. Talihsiz milletimizin bu halini görerek, delirecek hale gelmiştik. Bakalım medeni Avrupa, bu büyük cinayetlerin faillerini arayacak mı?… tarih böylesine bir vahşilik kaydetmemiştir.“

Üçüncü Ordu Komutanı Vehip Paşa, işgalden sonra Erzurumun durumunun başkomutanlık makamına gönderdiği bir mektupta : “Erzurumda Ermeniler tarafından uygulanan katliam, Engizisyon zulümlerine rahmet okutulacak düzeyde düzenlenmiştir. Tarih bu katliamların henüz böyle bir benzerini kaydetmemiştir” şeklinde ifade etmiştir.

Amerikan Heyetine Belediye Başkanı Zakir Beyce Verilen Cevap:
1919 yılının Eylül aylarında, Erzurum ve çevresinin Ermeni toprağı olduğu yolundaki iddiaları incelemek üzere Erzurum’a bir Amerikan Heyeti gelir.
Heyet üyelerine Erzurum’un o dönemdeki üst yöneticileri eşlik ederler. Heyete Yanıkdere, Karskapı, Ezirmikli Osmanağa ve Mürsel paşa konaklarındaki ermenilerin katliamları gezdirilerek gösterilir. Heyete tercüman aracılığıyla; “ Eski çağlardan beri bu topraklarda bir Ermeni Devletinin kurulmadığı, yüz yıllardır Ermeni nüfusun Türkler’in onda biri kadar olduğu, bunun da İslam’ın hoş görüsünden kaynaklandığı“ anlatılmaktadır.
Belediye başkanı Zakir Bey, tercümanı yanına çağırarak eliyle şehrin kuzeyine düşen Gez ve Kavak Mahallelerinin mezarlıklarını göstererek, söze karışır.
“ Şu geniş taşlıkları görüyormusunuz? İşte bunlar Müslüman mezarlıklarıdır. Şehrin öbür taraflarında daha bunun on misli mezarlıklarımız var. Şimdi iyice bak. Şurada da etrafı duvarla çevrilmiş küçük bir mezarlık var. O da Ermeni mezarlığıdır. Şimdi Ermenilerin mi, Türklerin mi daha çok olduğunu anladın mı, bu keratalar ölülerini yemediler ya? Erzurumun ölüsüde Türk, diriside Türk! Şimdi bunları Amerikalı Generale anlat “ diyerek kenara çekilir.
Tercümanın anlatımları sonucu Heyetin başkanı General herkese teşekkür ettikten sonra gülerek “Bu zatın sözleri beni daha çok aydınlattı.“ Diyerek memnuniyetini belirtir.
Amerikan heyeti daha sonra Erzurum dan ayrılararak Kars’a doğru yol alır. Ermenilerin giderayak yaptığı zulümleri yerinde gören heyetin hazırladığı rapor neticesinde, bütün dünya bu faciayı az da olsa öğrenmiş olur. (age)

Birde O Günleri, Katliamları Yabancılardan Dinleyelim :

Erzurumdaki Rus İkinci Topçu Alay Komutanı Yarbay Tverdo-Khlebov hatıratında,“Ermeniler bana 27 Şubat gecesi 3000 Türk’ü öldürdüklerini iftiharla beyan ettikleri zaman, savunmasız, masum insanların öldürülmesinin bir vahşet olduğunu söylediğim de, bize siz Rus’sunuz, Ermeni Milletinin idealini anlayamazsınız” diye cevap verdiklerini eserinde üzülerek ifade etmiştir.
Yine Khlebov hatıratında: “Erzurum’da kalan bütün Rus Subayları, kendi haysiyet ve formaları ile Ermenilerin Türklere yönelik katliamlarını örtmek için kalmayıp ancak amirlerine itaatte, yalnız Rusya’ya hizmet için kaldık. Erzurum’da bulunduğumuz müddetçe Ermeni Çetelerinin vahşet ve rezaletine son verilmesini istedik” demek suretiyle, Ermenilerin Erzurum ve çevresindeki vahşetine dikkati çekmektedir.
Rus Yarbayı hatıratının bir başka yerinde de diyor ki; Büyük rütbeli topçu subayları birleşerek Rus Başkomutanına verdiğimiz raporda, “Erzurum’dan hepimizin ayrılmasına müsaade edilmesini, çünkü burada hiçbir şey yapmayıp, ancak Ermeni Eşkiyası yüzünden adımızın lekelenmesini hiçbir zaman istemediğimizi bildirdik”
Rus Yarbayı Grizyanov Ermeni çetelerinin hizmetinde telefonculuk vazifesi yapan ermeni kızlarından ikisini, Ilıca’daki Merkez Camisinin avlusuna götürüp kadın cenazelerini gösterdi. Üzülüp teessüf edeceklerini sanan Rus subayı gözlerine inanamadı. Ermeni kızları sevinçle gülüyorlar, pek neşelenmişe benziyorlardı.Yarbay Grizyanov dayanamadı: Savaşmış, nice vahşetler görmüş bir subayın bile tüylerini ürperten böyle manzara karşısında mektep görmüş genç kızların gülüp eğlenmeleri Ermeniler kadın bile olsalar o anki ruh hallerinin nasıl göründüğü buna delildir.
Tiflis’te 1919 yılında yayınlanan “Zakavkazya ve Gürcistan” adlı belgelerden oluşan Rusça eserde, Rusya’nın Doğu Orduları Başkomutanı General Odişelidze’de 1918 yılı başlarında, Erzincan ve Erzurum’da Ermenilerin yerli Türk ahalisine yönelik katliamlarından bahsetmektedir.
25 Eylül 1919 tarihinde Erzurum’a Amerika Birleşik Devletlerinden General Harbord başkanlığında bir inceleme heyeti gelmiştir. Bu ABD’li heyet Yanıkdere’de, Karskapısı’nda, Ezirmikli Osman Ağa ve Mürsel Paşa Konaklarında, Türk insanına yönelik katliama tanık olduklarında, “Hz. İsa’nın kulları nasıl böyle bir katliam yapabildiler” hükmüne varmışlardır.
İngilizler, araştırmalarını Osmanlı arşivleri dışında ABD Senato Arşivinde de genişletmişlerdir. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 11 Mart 1920’de Lordlar Kamarasında yapılan bir görüşmede, “Ermeniler bazı kişi ve çevrelerin kabul ettikleri ve etmeye hazır oldukları gibi masum birer kuzu değillerdir ve şu anda elimde Ermenilerce Türklere karşı girişilen kanlı olayları belgeleyen dökümanlar bulunmaktadır” demek gereğini duymuştu. (İngiltere Dışişleri Bakanlığı Arşivi, No.05043 E 1714) (age)

Ama üzerinden yıllar geçtikten sonra batı dünyası o günleri kendi emperyalist emelleri doğrultusunda yeniden gündeme getirerek, sözde Ermeni soykırımı şeklinde küllendirirler... (Sürecek)

Remzi KOÇÖZ

Kaynakça:
(5) A.Ü. Türk-Ermeni İlişkilerini Araştırma Merkezi Müdürü Yrd.Doç.Dr. Erol Kürkçüoğlu’nun Konferans ve yazı notlarından.

Hiç yorum yok:

Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz