Kollektif bir sporcu siyah kuşak judocu,
Arkadaş sevdalısı bir Kolejli…’
SEZAİ KONUKLAR
-Kolejin Sporcu Gururu /
Candan Bir Arkadaş Ardından-
1975 yılının Eylül ayları, yurdun değişik yörelerinde/illerinde yapılan sınavlar sonucu sıralamaya giren 110 genç Polis Koleji 28. Dönem öğrencisi olarak 1. Sınıfa başlarlar. 1/A sınıfında öğrenime başlayan 2117 numaralı Sezai Konuklar önce sınıfının ardından da kolejin örnek sporcularından biri olur.
Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak Sakarya/ Adapazarı merkezden Polis Kolejine gelen 2.9.1959 doğumlu Muhittin-Zeyna oğlu Sezai (İsmail-Recai isimli 2 abisi ve Hacer ablası ardından) benim gibi ailenin en küçüğüdür. İlk ve ortaokulu Sakarya’da okuduktan sonra Ankara’da Polis Koleji ailesine katılır.
Sakarya kozmopolit bir şehirdir. Hatta 72.5 millet var denilir. Birisiyle sohbetiniz başında ayrımcılık/ırkçılık anlamı taşımasa da “hangi millettensiniz” deyimi garibinize gitse de halk diline yerleşmiştir. Bizim devrenin 4 Sakaryalısı aynı sınıfta buluşmuştuk. Hepimiz farklı yerlerden göç edip Sakarya’ya yerleşmiştik. Sezai Konuklar Balkan ben ise Kafkas göçmeni aileden geliyorduk. İbrahim Demirci/ Gümüşhane, Lütfü Denizli/Rize kökenli idiler.
Kolej/Enstitü Öğrencilik Yılları...
Sezai beni çocukluk günlerime geri götürdü mesleki yaşantısını ayrıntılı bir şekilde anlatmama çok gerek yok. Onunla o kadar çok anımız varki çocuklukla gençlik arasında geçiş günlerimizden -51 yıl öncesinden- o kadar çok birlikteliğimiz oldu ki sayfalar dolusu anlatmakla bitmez. Ankara’ya geldiğimizde aynı yöre çocuğu olsak da koleje başladığımız günlerde onun hemşeri tutkusu daha üstündü.
Okulun ilk günleri sınıf mümessilinin üzerime yürümesine engel olmakla kalmayıp onunla düollaya bile tutuşur.
Daha beni tanımadan koruma altına almaya çalışan Sezai, ailesi tarafından 1970’lerde spora yönlendirilmiş, kahverengi kuşak bir judocu olarak
derece yapmış, Koleje girişinde de bu sporculuğunun avantajını kullanıp aramıza katılmış.
Biz onunla yaz tatilinde Sakarya’da buluşup, Sapanca gölünü Lütfü ve İbrahim’le birlikte karşıdan karşıya yüzmüşüz. Ne kadar sürede yüzdüğümüzü hatırlamamakla birlikte yanımızda tedbir olarak yorulduğumuzda tutunmak için bir siyah şamrel olduğunu hatırlıyorum. Bu arada Ankara Gölbaşı Mogan gölünde de birlikte yüzmüştük. Hemen hemen her haftasonu birlikte bir semti /yeri keşfederken birbirimize yapışık gibiydik. Anıtkabir, AOÇ, Gençlik/ Kurtuluş/ Kuğulu/Botanik park gibi gezinti/mesire alanları.
Albümleri karıştırdığımda siyah-beyaz günlerde yatakhanede/yemekhanede/ okul bahçesinde en çok resim çekildiğimiz en yakın durduğumuz vede hiç küsüşmediğimiz bir arkadaşlığımız oldu.
Yatılı okul öğrencisi olarak gurbette hemşehri dayanışması kendiliğinden oluşurken, bayram/sömestr gibi izinlere giderken birlikte hareket ederdik. Karasu’ya gidiş Sakarya’dan dönüşlerde bir şekilde onlara evlerine/büfeye uğrayıp garajlara ya da Dörtyola geçip oradan Ankara’ya dönerdik. Sezailerin evleri Adapazarı/Yenicami bölgesinde idi. Yenicami yakınındaki İsmail abisinin büfesi ve yanındaki amcaogullarinin kahvehanesi buluşma yerimiz olur. Diğer abisi Recai’nin dolmuşunda/minübüsünde muavinlik yapması bize göre biraz avantajdır. Hernekadar taşrada esnaf çocuğu olup pazarcılık da yapsak, şehir merkezinde dolmuş muavinliğinin bize göre artıları vardır. Şoförlüğü erken öğrenir. Hayatı bizden daha erken tanır ve bıçkın insanların ortamında farklılıklara tanık olur. O ailesel lakabıyla “Hazbo”, ben ise onun tabiriyle “Ramo” idim.
Genelde ben taşrada onlar merkezde olduğu için Ada’ya gelir, yaz tatillerinde de buluşup hasret giderirken; Sezai yanında Lütfü ve İbrahimlerin evlerine misafir olur, aileleriyle tanışırız.
Polis Koleji Judo derslerine O dönem Emniyet amiri rütbesiyle giren hocamız Natık Canca’nın asistanı olurken, koleje geldiğinde kahverengi kuşak ona ayrı bir ağırlık veriyordu. İçimize sporcu olarak gelen müsabık bir kişilikti. Bizler taşrada futbol dışında pek beceri/yönlenme olmazken o lisanslı bir sporcu olarak sınıfımızın gururu olmuştu.
Sezai, okul bahçesindeki Kombine üzerinde de sporculuğunu çevikliğini/ gücünü gösterirdi. Büyük Önder Atatürk’ün; “Ben sporcunun zeki, çevik vede ahlaklısını severim” sözünde olduğu gibi zeki, çevik vede sportif bir arkadaşımızdır.
1983 Mezuniyet Albümü/Yıllığı sayfasında, “Okulumuzun yetiştirerek Türk sporuna armağan ettiği büyük güreşçi Sezai’nin aldığı madalyalar bize de gurur vesilesi olmaktadır. Okulumuzun en kıdemli judocusu da olan arkadaşımız, zamanının büyük bir bölümünü spora ayırmaktadır” sözleriyle tanıtılan Sezai; “Mesleğe tesadüfen girdiğini, severek hizmet vermek ve faydalı olmayı amaçladığını, hayli zamanını ayırdığı spora teşkilatta da devam etmek istediğini” söylerken, “tecrübeye büyük önem verdiğini, başarılı olmak için çalışma ve şansın gerektiğini” de vurgulamıştır.
Meslek/Kadro Yılları...
1983 yılında Polis Enstitüsü/Akademisini bitirince Gaziantep ilinde 69419 sicil sayılı Komiser Yardımcısı olarak göreve başlar. Askerliğini Çanakkale’de ilk görev yerim olan Gökçeada’da Jandarma komando asteğmen olarak yaparken Çanakkale merkeze gelişlerinde görüşecektik.
Meslek yaşamında farklı rütbe/görevlerle aşağıdaki kadrolarda sırasıyla çalışır: Gaziantep – Gümüşhane – Kocaeli - Yurtdışı Misyon koruma (Sırbistan) – Kırşehir – Düzce - Aydın/Didim - Polis Akademisi – Kastamonu/Çatalzeytin PEM Müdürlüğü ve Teftiş Kurulu Başkanlığı.
ABD’ye 2 dönem EGM adına Anti-Terör kurs kafile başkanı olarak katılırken ekibiyle birlikte uluslararası başarılara da imza atar.
O, sporcu fiziğiyle/görünümüyle içimizde en çok üniformaya yakışan bir arkadaşımızdı.
Sezai, aile yaşamına bizlerden çok erken adım atacaktır. Enstitü öğrencisi iken 1980'de hemşehrisi Hülya hanım ile evliliğinden 3 çocukları (Aybüke-Ayberk-Buse) olurken, sonrasında Ece isimli bir kız torun dedesi olacaktır.
Onunla uzun yıllar sonra Ankara’da Teftiş kurulunda müfettiş olarak buluşmuştuk.
Sezai’nin meslek yaşamındaki en zorlu günleri ilçe müdürü olarak görev yaptığı Düzce’de 3 ay arayla oluşan 17 Ağustos - 12 Kasım 1999 Depremleri olacaktır. Düzce, 1999 yılında ard arda yaşadığı bu büyük depremlerin ardından yaralarını daha hızlı sarmak amacıyla Bolu'dan ayrılarak 9 Aralık 1999 tarihinde il statüsü kazanırken Sezai’de Düzce’nin son ilçe emniyet müdürü olacaktır. 2 büyük depremin yaşandığı Düzce’nin zorlu günlerinde emniyet müdürü olarak ilçeye hizmetleri büyüktür.
Düzce halkı/ileri gelenleri tarafından zorlu görev sürecinde sevilen bir idareci olarak 1.SEM olduktan sonra yerelden yapılan Düzce il müdürlüğü talepleri, EGM yetkililerince yeni açılan (2006) Çatalzeytin PEM müdürlüğü görevlendirilmesi ardından il müdürü olarak atanabileceği konusunda ikna edilmesi sonrasında EGM hiyerarşisinde yaşanan değişimler ve FETÖ yapılanmasının ön almasıyla Ankara’da siyasi irade tarafından karşılık bulmamıştı.
O süreçlerde yanında bulunan, yaşananlara yakinen tanık olan bir arkadaşı olarak; nitelikli/liyakatli bir arkadaşımızın Düzce gibi küçük bir ilde il müdürlüğü ile onure edilmesi O’na çok görülmüştür. Sezai, tüm bu vefasızlık/değer/kıymetbilinmezlikler ardından daha fazla beklemeyip, 2015 yılında 56 yaşında kendi isteği ile emekli olmayı tercih etmiştir.
Kolej öğrenciliğinde Judo öğretmenlerinin yardımcısı konumundaki Sezai, yıllar sonra Polis Akademisinde dekan yardımcısı olarak “Toplumsal Olaylara Müdahale ve Yakın Savunma” dersleri verirken, hem akademi öğrencilerine hemde farklı rütbelerdeki kursiyerlere hocalık yapar. Emniyet Teşkilatı Spor birimleri yanında Akademi adına Üniversitelerarası spor birimlerinde de yönetim kurulu üyelikleri yaparken ayni zamanda FB kongre üyesiydi. Düzce ilçe müdürlüğü sürecinde Topukyaylası tesislerinin FB kulübüne kazandırılmasıyla övünürken, -FB’nin uzun yıllar şampiyon olamaması nedeniyle onu en çok kızdıranlardan vede FETÖ kumpaslarına karşı FB’yi destekleyen biri olarak- FB logosu ve marşının yer aldığı telefonundaki müziğini hiç değiştirmemesinin yakın tanığıydım.
Sezai, 1975 yılında Kolejli gururu ile giydiği üniformayı 40 yıl şerefle taşıyıp, çok sevdiği mesleğini kendine yakışır bir şekilde onurla/gururla tamamlayarak emeklilik yaşamına yelken açarken, sonrasında artık kendisine/ailesine zaman ayıracaktı.
Emeklilik Yılları...
Sezai, Aydın/Didim ilçe emniyet müdürlüğü döneminde Didim’den yazlık edinip Sakarya’da evi olsa da, Ankara’daki düzenini bozmayacak, bizim gibi Ankara’yı mesken edinecekti.
Her ikimizde Çankaya/ Dikmen bölgesine yerleşmiştik. Onlar Öveçler biz ise Keklikpınarı’nda ev sahibi olurken birbirimize komşu sayılırdık. Hafta sonları buluşma/yürüyüş dışında oyun arkadaşlığı da yaparız. Tavla/hapis müsabakalarımız taki Sezai’nin hastalığının nüksetmesinden bir ay öncesine kadar devam edecekti..
Araç alırken test sürüşünü birlikte yapıp onun beğenisini önemserdim. Araç mekaniği konusunda bilgisine güvenirdim. O bir minibüs tutkunuydu. Çocukluğundaki minibüs alışkanlığı geniş aile açısından minibüs kullanımına yönlendirmişti. En son kullanımındaki (aracın arka kısmını çekyat-masa-tv düzeneği şeklinde tasarlanmış) siyah WW Transporterı ile Sakarya’ya birlikte giderken, büyük araç konforunu yaşamış, onu takdir etmiştim.
2024 yazında Ankara’dan ayrılmadan onun ısrarıyla İzmir caddesindeki pasajlardan kansere karşı koruyucu Curcumin isimli vitaminlerden almıştık. Hemen hemen aklımıza gelen herşeyi paylaşır, öğrendiğimiz/beğendiğimiz şeyleri (giysi/gıda/seyahat/gösteri vd) birbirimize önerirdik. Ancak bir tek yıllık genel tahlil yaptırma konusunda pek ısrarcı olmamıştım. Ailesi/çocukları da zaten bu konuda onu ikna edememişlerdi.
Ben onun kolektif sporculuğu ve siyah kuşak 4.Dan judocu olarak sportmen yapısıyla/duruşuyla gururlanırken, o da benim yazı/makale/kitap konularındaki çalışmalarımı her türlü ortamda başarı olarak takdim ederdi. Akademik yönde kariyer yapmamamı da her fırsatta eleştirirdi.
O klasik bir düzlemde bir çizgide, sosyal medya ile pek işi olmazdı.
Onunla zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmaz ayrılırken ne zaman buluşuruzu da eksik etmezdik. Özellikle Ankara’da olduğumuz zamanlarda neredeyse günaşırı buluşur/görüşür, birbirimize zaman ayırırdık.
Beni en çok arayan, nazımı çeken, sitemlerime/şakalarımı anlayış/hoşgörü/ sükûnetle karşılayan, en çok da arkadaş olarak güven veren yapısı güvenilirliği benim için en önemlisiydi. Dile kolay değil bizimkisi kesintisiz/amasız/ fakatsız yarım asırlık bir arkadaşlık idi.
Hastalık Süreci ve Vedalaşma...
En son 10 Nisan haftasında Ankara’da TEMÜDDER’de buluşup tavla oynamış, hastane/tahlil süreçlerinde yurt dışında olup gelişmeleri telefonla öğrenmiştim. 13 Mayıs sabahı acilen Gazi Üniversitesi hastanesine kaldırılıp ağır bir ameliyat sonrası yoğun bakımda kendisini 2 kez ziyaret ederken, zorlu süreci 5. günde atlatmasına çok sevinecek, ardından özel odaya geçtiğinde 20 Mayıs günü ziyaret ederek uzun uzadıya sohbet ederken onu iyi/dirençli gördüğümde moralimiz yükseldi. Sağlıklı günlerde görüşmek umuduyla -bir nevi ondan izin isteyerek- vedalaşıp ertesi gün 21 Mayıs günü Ankara’dan Balıkesir’e ailece yazlık için ayrıldık. Sezai, 24 Mayıs günü hastaneden eve taburcu edildiğine sevinirken, 1 hafta sonrasında hastane tedavisi derken yeniden yoğun bakıma alındığında, zorlu mücadelesinde dualarımız onunla idi.
Çünkü bu hastalık/kanser türevi, insanlar/insanlık için zorlu bir mücadele, çetin bir sınavdı. Hele bir yakınınızın/ arkadaşınızın son yolculuğunu birebir yaşamışsanız, daha da zordu.
Yaşam kadar sonlanmasının da bizim elimizde olmadığı gerçeğinin bilinciyle, 1 Ağustos Cumartesi günü öğle saatlerinde Sezai yaşam mücadelesinde yenik düşerken, acı haber ister istemez hepimizi derinden üzecekti.
Hayat tek düze ilerlemiyor. İnişler-çıkışlar, sevinçler-hüzünler size eşlik ediyor. Bazen güne isteksiz başlıyor, değermi diyorsunuz. En çok da sevdikleriniz ile sınanıyorsunuz. En çok onlara kızıyorsunuz. Neden/niçin dikkat etmedi, Kendine iyi bakmadı, ihmal etti şeklinde sorgulamalar süregider.
Aslolan insanları yaşarken değer kılmaktır. Akıp giden hayat yakınlarımızı/ sevdiklerimizi/ arkadaşlarımızı/ dostlarımızı alıp sonsuzluğa götürürken, geride kalanlara bir tek son yolculuğunda yanında olabilmek, vefa görevi olarak kalakalıyordu.
Sezai, Kolejin/Emniyet Teşkilatının yetiştirdiği müstesna değerler arasında yer alırken; kolejin sporcu bir gururu olarak; 51 yıl sonra sadece biz kolej arkadaşlarının değil birlikte görev yaptığı meslektaşlarının vede spor camiasının da gönlünde yaşayacaktır.
Yarım asırlık Kolej arkadaşıma;
Allah'tan rahmet dilerken, Ailesi/yakınları/sevenleri/arkadaşları/ dostları/meslektaşları ve de Kolej camiasına başsağlığı/sabırlar diliyorum.
Toprağın bol, ışıklar yoldaşın olsun
Can Dostum...
(Sakarya / 5.8.2026)
Remzi KOÇÖZ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder