'Kıbrıs Türk halkının yaşamış olduğu sıkıntıların/zulümlerin soykırım boyutunda yaygınlaşmasını Dünya seyrederken Türkiye sessiz kalmayıp 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile bu zulmü sonlandıracaktır. Ama üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen biz Kıbrıs Türklerinin tanınması yolunda başarı sağlayamadık. Dünyaya Kıbrıs Türklerinin zulme uğramasını anlatamadık. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit, Kıbrısın doğal lideri Rauf Denktaş ile şehit/gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.'
(14 Kasım 2025 / Şükran - Remzi Koçöz / Türkiye *)
KIBRIS İZLENİMLERİ
‘Kıbrıs’ın Türkiye için önemini, tarihini/gelişmelerini/acılarını ilgiyle/yakinen takip etmekle ve Kıbrıs konusunda da birden fazla yazı/makale yazmama rağmen, bu sene olmadı seneye şeklinde yıllarca ötelediğimiz ziyareti nihayet Ailece gerçekleştirirken -özellikle tarihsel açıdan- bizim için farklı bir gezi olacaktı.’
Kıbrıs Özel Bilgiler
Akdeniz'in 3. büyük adası Kıbrıs,
adını bakır madeninden alır: Copper/Kipro/Cypro/Cyrus/ Kıbrıs. 74 öncesinde
Benkoperation isimli İngiliz bir firma tarafından bakır madeni çıkarılıp yurt
dışına satılırmış. 74’de eşyalarını alıp kirliliğini Türklere bırakıp adadan
ayrılmışlar, şu an bakır madeni çıkmıyor. Kıbrıs cumhuriyeti bayrağını
hatırlayacak olursanız turuncu bir harita altında iki yeşil zeytin dalı
olaraktır.
Kıbrıs'ın sahil kıyıları ve mükemmel altın
kumsalları var. Aşağı yukarı 100 milyon yıldır Chelonia ve Karetta Caretta
kaplumbağaları tarafından yumurtlamak için ziyaret edilmektedir. Karpaz,
Karetta Karettaların doğum yeri, aynı zamanda ağustos sonu gibi carettalar
kumdan yaşama buradan geçer ve çok zekidirler. Doğum yapmak için aynı
topraklara gelirler.
Wikipedia'ya girdiğiniz zaman Kuzey defacto hükümet olarak geçiyor.
Kıbrıs yazdığınız zaman Kıbrıs cumhuriyeti bayrağı çıkar karşınıza ve Türkler
tanınmadığı için hep güney Kıbrısla/Rum yönetimi ile ilgili bilgiler geçer.
Tanınmayan bir ad/adalı olmak çok daha zordur.
Nüfusu -2011'den bu yana sayım yapılmadığından- herkes gibi kendileride
merak ediyor. “İçişleri bakanı: hatırı
sayılır bir nüfusumuz var; Başbakan: kalabalık yaşarmışık, cumhurbaşkanı: herkes her şeyi bilmesinmiş” cevaplarını
vermişler. Rehberimize göre 1 milyonu geçmişlerdi.
Adaya daha önceden gelmiş olanların en çok dikkatini çeken iki nokta
varmış: biri trafiğin çok yoğunlaşması diğeri binaların yükselmesi imiş. Trafik
burada Türkiye’nin tam tersi olarak İngiliz sistemi soldan akmakta Türkiye'deki
sollamak kavramı buradan hükmünü kaybediyor matematiği çağrıştıran sağlamak
oluyor.
Kuzey Kıbrıs’ta bulunan 30 üniversitenin 25'i Kıbrıs’ın özel üniversitesidir. Devlet üniversitesi yoktur. Kıbrıs’ta çok iş yok, turizm ve öğrenciyle çark dönerken,
Türkmenistan/Özbekistan/ Vietnam/Nijerya gibi ülkelerden ucuz iş gücü geliyor. Pazarlık kavramı yoktur. Satıcılar arkanızda dolaşmaz. AVM, büyük süper marketler yok. Küçük marketler ile Bakkalcılık devam
eder.
Kıbrıs şivesi, Türkiye’ye göre farklılık gösteriyor, aksanları biraz kaba
izlenimi veriyor. Çok farklı ulus/kültürlerle harmanlamanın sonucu böyle bir
dilin ortaya çıktığını yine rehberimizden öğreniyoruz.
Su sorunu 2011'de başlanılıp 2015'te tamamlanan
proje ile Mersin'den Kıbrıs'a 108 km’lik alandan suyun gelmesiyle çözülmüş. Şu
an tek bir sıkıntıları var o da tanınmak.
“Su kenarından geçerken iki
karganın kavga ettiğini görürseniz, sizden 5 dakika önce buradan bir İngiliz geçti
derler.”
Rehberimizden
Notlar
Rehberimiz Aslı Gönen; “Ben normalde öğretmenim, başlamadan jübilesini yapmış bir İngilizce öğretmeniyim 14 yıldır turizm ile uğraşırım. Ya bu diyardan gidecektim yada bir şeyler
yapacaktım burası benim vatanım o yüzden ben misafir olmayı tercih etmedim
çünkü kolay elde edilmedi bu topraklar ben de gidersem yakında misafir
misafirlere rehberlik yapacak.”
Tanınmak; “Tanınmadığımız için dışarıya satış yapamıyoruz
elinizde kalıyor. Bu yüzden bizim derdimiz anlaşma da değil bizim derdimiz
tanınmak. Bize de günde 100 uçak gelsin, Rumlara 20 avroyaa gidiş dönüş bilet
buluyorlar. Kruize gemileri dönüyor onların limanlarına bize niye gelmesin
onlar üreten toplum biz neden tekrardan üreten bir toplum olmayalım. İşte bu
yüzden evet demiştik Annan planına, o da var olan haklarımızı kullanmak için
ama olmadı.”
Rumların toprakları bizden daha fazlalık ama dağlık olduğu için birşey
yetiştiremiyorlar verimli topraklar bizde ama onlar da turizmden çok iyi para
kazanıyorlar, bize bir yıl içinde 1 milyon turist gelirken adamlara 6 ayda 10
milyon turist geliyor Avrupa onları tanıdığı için 20 avro sırt çantasıyla
güneye geliyorlar. Bir de pazarlamayı çok iyi yapıyorlar. Mitolojiyi iyi
kullanıyorlar.
Hukuk Sistemi; İngilizler ilk
olarak hukuk sistemini getirmişler. Hukuki açıdan uygulanabilirlik uygulamaları
var.“Yaklaşık 4 ay önce, Girne kaymakamı
arkadaşlarıyla yeme içmede alkol almışlar. Misafir kadın, kaymakama şimdi polis
durdurursa ne yapacaz, o da üflemeyin demiş. Kaymakamın misafirlerini 1.5 km
sonra polis durdurup alkol kontrolü yapmak ister. Onlarda kaymakamın misafiri
olduklarını söylemeleri ve haber vermeleri üzerine kaymakam kontrol mahalline
gelir. Ancak polis alkolden cezai işlemini uygular yani kanuni gereğini yapar.
Kaymakam görevi kötüye kullanmaktan kaynaklı görevden alındı. O olaydan sonra
bugün Girne'nin bayan bir kaymakamı oldu.”
Atavatan;“Aslında
doğru cümle atavatan, anavatanı koruyucu kollayıcı sıcak samimi olduğu için
kullanıyoruz ama biz onu dedikçe Rumlar bize burada misafir gözüyle bakar annen
oradaysa senin burada ne işin var der ama atavatanla biz de bu adanın bir
parçasıyız demek isteriz.”
Girne
“Biz Kıbrıs'ta yalnız Türklere değil Rumlara da barış getirdik.” (Bülent Ecevit)
Kıbrıs Barış Harekatı NATO dışı silahlı kuvvetimiz olan Jandarma teşkilatı üzerinden gerçekleştirilir. 16 Ağustos 1974'te imzalanan
ateşkes sonrası adada fiili bir bölünme sonucu kuzeyde Türkler güneyde Rumlar
şeklinde yaşanmaya başlanılır.
Türk mücahidinin direnişini ve mücadelesini ölümsüzleştirmek amacıyla
bestelenmiş ve günümüzde güvenlik kuvvetleri komutanlığı tarafından askeri vd
kutlamalarda söylenen Mücahitler Marşının öyküsünü aktarır.
Bazı sokaklarda kullanılmasına rağmen biri yaşamıyormuş gibi izlenim
veren evler mevcut. Bunun ana sebebi 74 barış harekatı sonrasında güneyden
kuzey'e göçen halk Rum evlerine yerleşir ancak buraları benimsemedikleri için
de -olur da bir gün gidersek yada Rumun malı olarak düşündüklerinden ya
gelirlerse psikolojisinden kaynaklı- bir çivi çakmazlar. O yüzden bazı binalar
kullanımlı ama sanki kullanılmıyormuş gibi bakımsız görünümde. Sonuç olarak,
Türkler ve Rumlar aile kuramamış, kaynaşamamış hep ayrı/gayrı olmuşlar.
Yavuz Çıkarma Plajı ve
Özgürlük Milli Parkı; Alsancak bölgesindeki –Barış harekatı/şehitler anısına her yıl 19’u 20 Temmuz'a bağlayan gece
şafak nöbeti tutulan- “Yavuz Çıkarma Plajı ve Özgürlük Milli
Parkı” açık hava müzesi konumunda. Milli park
içine, çıkarma gemisi/savaş uçağı ve
helikopteri/tank/mücahitler anıtı konuşlandırılmış. Rumlardan ele geçirilen
ağır silah/gereçlerin sergilendiği bir açık savaş müzesi oluşturulmuş. Karaoğlanoğlu Şehitliği/müzesi yapılmış. Ayrıca yürüyüş yolu, çocuk parkı, spor alanları ve sosyal tesisler inşa edilmiş.
Şehitlikler; 1974 Barış
Harekatı sonrası Girne’de 3 ayrı yerde şehitlik oluşturulmuş: Karaoğlanoğlu
(70) Boğaz (326) şehidin mezarı
bulunmaktadır. Girne Deniz Şehitliği ise Kocatepe
Gemisi’nin içinde ulaşılamayan 68 denizcimiz anısına ouşturulmuş bir anıt şehitliktir. Türklerden; 498 mehmetçiğimiz ile 270 mücahit ve yerli halkla birlikte
2000 kişi şehit düşerken, Rumlardan 4.000 kişi hayatını kaybetmiştir.
Beşparmaklardaki Ünlü
Tank; barış harekatı sonlandığında kayalıklardan indirmesi
mümkün olmadığından tarihi doku olarak kalmış ve savaş anısı olarak da sergileniyor.
Lefkoşa
'Kıbrıs’ın dağlarında bayraklar açar.'
Lefkoşa, kent olarak ikiye bölünmüş hem kuzeyin hemde güneyin başkenti.
Arada yeşil hat boyunca BM Barış gücünün bulunduğu 100-120 m’lik tampon bölge
mevcut. Lefkoşa, yazın sakin öğrenciden kaynaklı kışın hareketli, daha yoğun
kalabalık olur. Girne yaz/kış, gece/gündüz hem aktif hemde çok yoğun görünen
bölgedir. İlk turizmin başladığı bölgededir.
Ercan Havalimanından Lefkoşa merkeze geldiğimizde ister istemez ilk
dikkatimizi çeken dağdaki devasa KKTC Bayrağı ile yanındaki “Ne Mutlu Türküm
Diyene” yazısı. Dünyadadaki ender büyüklükteki bu bayrak GKRY başkanının
ofisine bakıyor. Rum lider psikolojimi bozuyor diyerekten İnsan Hakları
Mahkemesine şikayet etmiş, onlarda gelip araştırmışlar, dağ üzerinde bir ağaç
gibi var olduğundan müdahale edemeyeceklerini söylemişler.
Rehberimiz ise “Çünkü, o bizim
egemenliğimiz, biz bu bayrağın dalgalanması için çok bekledik. İngilizi geldi,
Rumlar geldi bayrağımızı dalgalandırmamıza izin vermedi. O yüzden şimdi böyle
canları sıkılsa da bizim gayet hoşumuza kaçar” diyecektir.
Barbarlık Müzesi; 24 Aralık 1963
tarihinde Tabip Binbaşı Nihat İlhan'ın eşi ve çocuklarının küvette katledildiği
tek katlı bahçeli ev Kıbrıs’ta zamanın durdurulduğu yerlerin ilklerindendir.
Yaşanan katliamlara yönelik oluşturulan müze ister istemez içimizi burkuyor. Anı defterine yukarıda/yazının girişindeki satırları yazarken biraz zorlanıyoruz. (*)
Yeşil Hat/Sınır Kapıları/Konsolosluklar; Sınır Kapıları 23.4.2003'ten itibaren 9 sınır kapımız açık. Türkiye'den
gelen misafirler geçemiyor, çünkü deniz/havalimanları Rumlar tarafından
tanınınmıyor. Yeşil hat yakınında İngiliz/Alman/Fansız/ İtalyan/Rus
konsolosluğu var. Ancak bizi tanımıyorlar yani elçilik oluşturmuyorlar.
Günümüzün hastalığı veba değil unutkanlık, o yüzden burayı gelen
misafirlere gösteriyorlar. Yaşanmışlıklar unutulmasın diye tadilat yapılmıyor
buralara. Çünkü geçmişini bilmeyen geleceğini göremez.
(15 Kasım günü KKTC’de Cumhuriyet bayramı
nedeniyle resmi tatildir. Yerleşim yerlerinde resmigeçit törenleri yapılırken,
Lefkoşa’nın içerisinde de okullarda aynı zamanda yine Atatürk büstü olan birçok
yerde tören düzenlenir.)
Kapalı Maraş /
Hayalet Şehir
Oysaki 1970-74 yıllarında Kıbrıs'ın Lasvegası/Miamisi, turizmin ve rantın
kalbinin attığı noktaymış. Hatta 74'te adanın turizm gelirinin %75'i Maraş'tan
sağlanırmış o dönemlerde.
Tabelalarındaki İngilizce yazılarla, Janjanlı hayat hayali halini hayal
ederseniz, 365 gün yeni yıla girermiş gibi her yerin süslü olmasından kaynaklı
bir yermiş. 120.000 civarı nüfus varmış, otellerde %70'lik doluluk oranı
varmış, 105 otelin yatak kapasitesi 10.000 civarıymış. (KKTC’nin bugünkü yatak
kapasiteleri 14.000 civarı.)
Maraş’ta mülkiyet sıkıntısı var. 3 vakıf arazisi üzerine kurulmuş bir
şehir. Vakıf malı kiralanabilir ama satılamaz. Ama ne zaman İngiltere burayı
ilhak etti kendisi tapu verdi. Toprak Türklerin, evler Rumların, oteller
yabancıların durumuna geçti.
8 Ekim 2020'de %3'lük bir bölüm açıldı. 5 yıldır her gün buraya
turlar/turistler geliyor, aslında bu ölü/hayalet haliyle bile misafir
ağırlıyor, turizme ekonomik katkı sağlıyor.
Dükkanların hepsi kapalı harabe halinde. Toyata/Singer/Hoover/Philips
markalarının reklam panoları kısmen ayakta kalabilmiş.
Bina/camlar/pencereler/kepenkler/panjurlar/kapılar vb ne görüyorsanız hepsi
kırık dökük vaziyette. Savaşta harap olmuş bir görünümde. Hayalet şehir burası,
yiyecek olmadığından burada canlı bile barınmaz diye düşünüyorum.
“Zalim ne kadar pervasız olursa olsun biz yine o
zulmün binasını yıkarız.
Dünyanın merkezine de atsalar bizi, yerküreyi
patlatır çıkarız.” (Namık Kemal)
GaziMagosa
Mağusa eski şehir merkezi/Suriçi,
yüzyılların izlerini taşıyan surlarla çevrili, adeta açık hava müzesini andıran
bir bölgedir. Lüzinyanlardan Osmanlı’ya,
Venediklilerden İngilizlere kadar birçok medeniyetin bıraktığı mimari ve
kültürel miras, dar sokaklarda, taş yapılarda ve görkemli anıtlarda hayat
bulur. Gotik tarzda inşa edilmiş katedraller, tarihi camiler, hanlar, hamamlar
ve meydanlar, ziyaretçilere geçmişin atmosferini hissettirir. farklı
medeniyetlerin izlerini süren kültür
gezginleri için benzersiz bir deneyim sunar. Magosa, Ünlü İngiliz oyun
yazarı William Shakespeare (1564-1616) ile
Vatan/Hürriyet Şairi Namık Kemal’in (1840-1888) anılarının/eserlerinin
kitaplaştığı bir yerdir.
Magosa’dan havanın kararmasıyla güneşin kızıllığı ve ışıklandırmaların
ambiansıyla akşam ayrılırken, İngiliz askerlerince katledilen (1943) Arap Ali’nin
öyküsünü anlatımlarıyla vede arkasından yakılan ağıt olan Magosa türküsünü
burada yeni kaybettiğimiz Volkan Konak’tan onun anısına da dinlerken biraz daha
hüzünleniyoruz.
“Magusa limanı limandır liman,
beni öldürende yoktur din iman
iskeleden çıktım yan basa basa
Magusa’ya vardım kan kusa kusa
Magusa limanından aldılar beni
Üç mil uzağına attılar beni.
uyan Alim uyan, uyanmaz oldu,
7 bıçak yarasına dayanmaz
oldu.”
2025
yılı sonlarında yıllardır ötelediğimiz bir geziyi nihayet
gerçekleştiriyoruz. Yavru vatan, ulusal
dava, kırmızı çizgimiz dediğimiz, 2000’ler sonrasında da “ver kurtul” denilen
Kıbrıs adasını (Lefkoşa/Magosa/Maraş/Girne/Beşparmak/Şehitlikler) görme/gezme
şansı yaratıyoruz.
Saygı/sevgi/selamlarımla...
(24 Aralık 2025)
Remzi Koçöz