25 Mart 2026 Çarşamba

ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR

       “Suyu Arayan Adam”, I. Dünya Savaşı sırasında ilk defa karşılaştığı Anadolu’yu şöyle tarif eder;

“I.Dünya Harbine 18 yaşında bir subay namzedi olarak girmiş ve harbin sonuna kadar en ileri cephe hatlarında harbin bütün havasını yaşamıştım. Baştanbaşa yaya olarak geçtiğim Anadolu'nun akıl almaz sefaletini görmüştüm. Yollarda ve cephede Anadolu toprağını ve insanını tanımıştım. O zaman Anadolu'da, Adana ve İzmir'deki birkaç derme çatma tesis bir tarafa bırakılırsa, tüten tek baca, dönen tek motor, yanan tek ampul, adına şose denilebilecek tek kilometre yol yoktu. Yiyeceğimiz, giyeceğimiz, kullanacağımız, şekerimiz, ilacımız, silahımız dışardan geliyordu. Hatta bunların bedelleri, birkaç parmakla sayılır ihraç mallarımızdan ziyade, yabancı memleketlerden yapılan istikraz paralarıyla ödeniyordu.” (Şevket Süreyya Aydemir)

ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR ANISINA

Şevket Süreyya Aydemir (1897/Edirne- 25.3.1976/Ankara) 30 yaşlarına (1927) kadar -askeri öğrencilikten cepheye, savaştan öğretmenliğe, Kafkaslardan Moskova’ya ekonomi eğitimine, İstiklal Mahkemesinde yargılanıp hapis yatmasına- fikirsel/eylemsel açılardan hareketlilik içeren gençlik günlerinde, -Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinin zorlukları içinde- Milliyetçilikten/İttihat-Terakki’den Sosyalizme/TKP’ye, Turancılıktan/ Kafkasya Cephesinde çarpışıp yaralanmasından Anadolu gerçeği ile yüzleşmesine, Bürokrasiye/Devletçi Kalkınmaya ve Kemalizm’e evrilen yaşam yolculuğunda; Kemalizm’i; ideolojik açıdan sosyalizm ve milliyetçiliğin bir sentezi olarak benimserken, düşünsel bir bakışla Türkiye’nin modernleşme/kalkınma sürecine analitik/uygulamalı önemli katkılar sunacaktır.

Aydemir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte ardı ardına gerçekleştirilen devrimler sürecinde (1930) yeni Türk devletinin ideolojisi olarak ortaya çıkan Kemalizm’in halk tarafından benimsenmesi için çalışmalarda bulunur.

Kadro Hareketi’nin öncülerinden biri olarak, Kemalizm’i sadece bir siyasi proje olarak değil, ekonomik bağımsızlık ve toplumsal kalkınmaya dayalı bir modernleşme ideolojisi olarak ele alır. Kadro dergisinde yazdığı yazılarla, Kemalist ilkeleri halk kitlelerine yaymaya çalışırken, “toplumsal eşitlik/bağımsız kalkınma” gibi kavramların altını çizer, ekonomik anlamda da tam bağımsızlığın “halkçılık ve devletçilik” ilkeleri ile sağlanacağını öne sürer.

Kemalizm’in sistematik bir ideoloji olarak tanımlanması ve halk tarafından benimsenmesi için fikirler öne sürerken, siyasi bir doktrinden öte toplumsal dönüşümü hedefleyen bir yenilik hareketi olduğunu da vurgulamıştır. Bu doğrultuda; “Kemalizm”i alternatif bir kalkınma modeli olarak sadece ulusal çizgide değil, uluslararası alanda da tanıtmayı hedeflemiştir. Özellikle “Kadro ve Yön” hareketlerindeki halkçı yaklaşımları toplumsal yaşamda karşılık bulmuş, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında gerçekleştirilen devrimlere katkı sunma yanında sonraki süreçte çalışmaları/eserleri ile toplumsal aydınlanmaya da önemli katkılar sunmuştur.

Sonuç olarak Aydemir, yaptığı çalışmalar, yazdığı kitaplar/eserler bağlamında sadece entelektüel bir yapıda kalmayıp, Türkiye’nin modernleşme/kalkınma projelerine devrimci bir çizgide eylemlilik/mücadele içerisinde adanmış bir yaşamdır.

…………

Meşrutiyetten Milli Mücadeleye ve Cumhuriyete, -Kurtuluştan Kuruluşa tarihin dönüşümüne- Türk toplumunun geçirdiği tarihsel değişimleri/yaşanan olayları, Türkiye’nin yakın tarihinde rol alan şahsiyetleri biyografik çerçevede ele alan ve Cumhuriyet tarihiyle birlikte kültleşen “Tek Adam ve İkinci Adam” tanımlamalarının mimarı olarak “Enver Paşa” “Menderes'in Dramı” gibi tarihe önemli ve devasa ciltler dolusu notlar düşen "Suyu Arayan Adam" Şevket Süreyya Aydemir; Kadro hareketinin Türk Devrimini ilmek ilmek işleyen, eğitimci/ekonomist/düşün insanı olarak aramızdan ayrılışının 50. yılında bir Cumhuriyet çınarı, eğitimci/iktisatçı/tarihçi/yazar/düşün insanı Şevket Süreyya Aydemir’i minnet ve saygıyla anarken, yazımızı günümüz aydınlarına/ yazarlarına olan çağrısıyla bitiriyoruz:

“Yazarın kaynakları değerlendirebilecek bilimsel bir kültür seviyesine/hazırlığına/yetişkinliğine ihtiyacı vardır. Kaynaktan önce kaynakları değerlendirme. Toplumu tarihi/vatanı içinde değerlendirme. Yani jeopolitik/ coğrafi /tarihi koşullar etüt edilmedikçe ve derinliğine durulmadıkça, kaynakları ele alarak yalnız bu toplumun ürünü olan bir kahramana rengini vermek ve onu gerçek kimliğiyle aksettirebilmek mümkün olmuyor.

Şimdi aydına/yazara düşen görev; devrimi yeni bir açıdan ele almak, bizden sonraki nesle hissi unsurlardan temizlenmiş gerçek hazineler şeklinde bırakmaktır.”

(Ankara / 25 Mart 2026)

Remzi KOÇÖZ 



(Cumhuriyet Gazetesi, 25.3.2026, s.2)

22 Mart 2026 Pazar

VECDİ SEYFİ TOPBAŞ

             VECDİ SEYFİ TOPBAŞ

-Onurlu Bir Yaşam Öyküsü: Bir Hukuk Adamı Ardından-

 Vecdi Seyfi Topbaş; 1952 Adana/Ceyhan/Camuzağılı doğumlu, 4 çocuklu bir çiftçi ailesinin en büyük çocuğu olarak 1975 yılında İstanbul Hukuk Fakültesinden mezuniyeti sonrası, Mersin’de öğretmen olan ayni köylüsü/komşusu Mesiha hanımla 1977’de yaşamını birleştirecektir.

Hakimlik stajı/askerlik sonrası kura ile ilk görevine Ağır Ceza üyesi bir hakim olarak 1980’de başlayıp Adalet ordusuna hakim olarak hizmet verirken Türkiye’nin farklı bölge/il/ilçelerinde görev yapacaktır. 

(Mardin, İsparta/Sütçüler, Urfa/Bozova, Bitlis, Konya/Ereğli, Samsun, İstanbul/Anadolu/Üsküdar adliyeleri...) 

2010 referandumu ardından HSK yasası değişikliği sonrasında Samsun Ağır Ceza reisi olarak taşradan HSK üyeliğine seçilmesi zorda olsa tepki olarak bağımsız aday olacak, Ankara’ya istişare için geldiğinde de kendisine destek olacaktık. HSK değişimi sonrası FETÖ ekibince ilk kıyıma uğrayanlardan biri olarak 2011 yılında İstanbul/Üsküdar adliyesine sürgün niteliğinde tayin -eşinin özel okulda öğretmenlik yapması nedeniyle- aile düzenini sarsacaktı. İstanbul’daki görev sürecinde evini götürmeyip 3-4 yıl kadar dayanacak, yaş haddini beklemeden 2015 yılında erkenden emekliliğini isteyerek, kısa süreli avukatlık deneyimi sonrası 2016 gibi yeniden Samsun’a dönecektir.

Kızları Dicle’de 2014 yılında hukuk fakültesini bitirip avukatlık-evlilik ardından 2018 yılında babasının bıraktığı yerden başlayıp 2019’da Hakim olarak atanırken, Topbaş ailesi olarak Yiğit – Baran isimli 2 torun sahibi olacaklardır.

Mesleki yorgunluk dışında kendisinden küçük 2 erkek kardeşinin çok erken kaybı ardından emeklilik günlerinde ardarda babası (2015), kızkardeşi (2018), Annesinin (2020) kaybı da onu ister istemez derinden üzecektir. Emeklilik sonrası kanser tedavisini olumlu bir seyirle sürdürürken bu kez kalbi onu zorlayacaktır. Nihayetinde bu yorgunluğu kaldıramayacak, -uzun yıllar görev yaptığı Samsun’da 13 Mart 2026 gecesi kalp yetmezliğinden yaşamını yitirirken, 14 Mart günü Ceyhan/Camuzağulu köy mezarlığında ailesi yanına toprağa verilecektir.

Gerçekten kendi görev sürecinde (22031 sicilli bir hakim olarak) yargı camiasında hem kararları hemde duruşuyla örnek gösterilebilecek ve ilkler arasına girebilecek nitelikte olduğu meslektaşlarınca dile getirilen; bilgili/donanımlı/namuslu/yurtsever bir hukuk insanıdır. Makama/maddeye tamah etmeyen, çıkarsal ilişkileri/siyasi beklentisi olmayan, onurlu bir yaşam öyküsü.

Dile kolay değil 35 yıllık (1980-2015) yargıçlığının büyük bir bölümünde -1989-2011 yılları arası (Bitlis 1989-92) (Konya/Ereğli 1992-98) (Samsun 1998-2011) 22 yıllık bir süreçte- Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak yargı tarihinde takdire şayan büyük bir liyakat örneği oluşturuken, 22 yılın 13 yılı Samsun Ağır Ceza Reisi olarak O’nun meslek yaşamında bir başarı nişanıdır.

Ve bu amansız ayrılık beni 39 yıl öncesine dostlukların başlangıcına götürecekti!…

1987 yazında Çanakkale ilinden ilk şark görev yerim olan Şanlıurfa/Bozova ilçesinde karakol amiri olarak başlayıp 1988 itibariyle ilçe emniyet amirliğine bakacaktım. Bu süreçte doğal olarak mülki/adli/askeri birimlerin amirleri ile tanışacak, iletişim geliştirecektik

Hakim/savcılarla görev gereği görüşmelerimiz yanında adliye lojmanının emniyet hizmet binası lojmanı ile bitişik olması nedeniyle mesai sonrası da ister istemez diyalog ve görüşmelerimiz daha samimi bir seviyeye ulaşacaktı.

Polis Enstitüsünde Ankara Hukuk fakültesinin duayen hocalarından teorik olarak hukuk dersleri alsak da aslolan uygulamada öğreneceğimiz çok şeyler olacaktı. Urfa/Bozova biryerde mahrumiyet bölgesi. Mevzuat açısından ulaşabileceğiniz kaynak sınırlı. Özellikle canlı kaynak olarak Hakim beyden çok şeyler öğrenecektim. Tabiki sadece mesleki bilgi değil; duruş/kararlılık/tevazu/bilgelik. İstisnasız duruşması olmadığı günlerde kaymakamlık asayiş toplantısından erken çıkıp adliyedeki odasına uğrar, gündüzleri mesleki konularda akşamları ise sosyal/kültürel konularda uzun uzadıya sohbetlerimiz olur.

Bozova İlçe öğretmenevindeki Briç karesine girip, genelde Hakim Vecdi beyle ortak olurken, rakiplerimiz ise kaymakam Nurettin Yücel ile hakim Fadime hanımın öğretmen eşi rahmetli Bektaş Binboğa veya ilçe tarım müdürü olurdu. Vecdi beyin oyunlardaki sakinliği ile bizlere örnek olur, oyun masamızın bir ağırlığı olurdu. Hakim Vecdi Bey ile akşamları uzun yürüyüşlerimize arada Bektaş Bey eşlik ederken, 1989 Martında ilçeye kuradan yeni atanan hakim Halil Sezai Bilen’de bizlere katılacaktı.

Bazı akşamları bizim hizmet binamızın altındaki lokalde pinpon oynuyor, bazen onların kamelyasında ailelerle birlikte oyun ve piknikvari çay sohbetlerimiz olur, bayram/seyran/mevsim durumuna göre evlerine davet ederler.

Resmi heyetlere/etkinliklere eşlik etme yanında, haftasonu/tatil günleri Atatürk barajı dışında, Urfa merkez, Akçakale/Harran gibi ilçelere ailece gezilere beni de dahil ederler. (Vecdi beyin Isparta/32 plakalı beyaz Reno 12 otomobilinin ön koltuğu neredeyse bana tahsisliydi.)

Bozova ilçesine Ata İnşaat tarafından kazandırılan kütüphanenin en büyük müşterilerinden biri ben, biri savcı Şükran hanım, bir diğeri de Hakim Vecdi bey olurken, aramızda kitap değişimi de yaparız. Kütüphane/kitaplar bir yerde bizim kültürel dostluklarımızı da pekiştirecektir.

 1989 yerel seçimleri ve Adalet Müfettişi…

1989 Mart yerel seçimleri ilçede çekişmeli geçerken Vecdi bey, ilçe seçim kurulu başkanı olarak bizlere yardım/katkı sunarken, başımıza iş almadan o cendereden çıkmamızda kolluk olarak bizlere büyük bir destek sağlayacaktı. (Çünkü ilçenin bir önceki seçimlerinde 3 kişi siyasi saikle yaşamını yitirmiş, ilçe emniyet teşkilatı olarak bu seçim sürecinde; giriş-çıkışları kontrol/arama/konvoyları yakın takip gibi işi sıkı tutarak kanlı bir olayın yaşanmasına izin vermemiştik.)

Seçimlerin ardından adliye/icra müdürünün zimmet suçlamasıyla tutuklanmasının ardından,  hakim/savcılar hakkında bakanlığa şikayet mektupları gitmiş. İlçeye            soruşturma için gelen Adalet Başmüfettişi çay sohbetine çağırıp ardından ifademe başvurmuştu. Tabi benim dışımda birkaç daire amiri ve esnaftan kişilerinde benzer şekilde ifadesine başvurmuştu.

Hakim/savcılarla ilgili isim isim; “Hakim Vecdi bey arabayı nasıl aldı? ……. bey arabayı nasıl aldı?

……. hanım barajda bedava yemek yiyormu? ……. hanım müzik setini nasıl aldı?”

Adalet Müfettişinin bana sorduğu sorular bunlardı. Ben bu sorulara cevap verirken hicap duymuştum. Kendileriyle 1,5 yıla yakın görev yapmış, yekinen tanıdığım saygın hukuk insanlarına böyle ipe-sapa gelmez suçlamaların -adliye personelinin tutuklanması sonrası- yapılması zaten işin çamur at izi kalsın minvalinde tezgahlandığı sonucuna varacaktır. Müfettiş raporu sonucunda bir şey çıkmaz. Ama o süreçte ister istemez sıkıntılı günler yaşanırken, soruşturma geçiren hakim/savcıların pamuk ipliğine bağlı olan görevleri bağlamında gururları incinmiş/kırılmış olur.

Bozova’ya veda ve Aile dostluklarımız…

O dönem ilçe savcısı olan Şükran hanımla duygusal yakınlaşmamızın ilçeden ayrıldıktan sonra evliliğe dönüşmesinin ilk tanıkları ailece Vecdi Beyle Mesiha Hanım olacaktı. 1989 yazında Şükran hanım Denizli/Güney savcılığına atanırken benim de tayinim Yozgat iline çıkar. Ben, İlçe ve Urfa teşkilatı ile vedalaşarak son gece Vecdi beylerin misafiri olurken, haftasonu için memleketlerindeki (Adana/Ceyhan) yakınlarının düğününe davet edilirim. Ertesi gün Urfa’dan Gaziantep’e geçip Ankara’da öğrenciliğimizde ayni evi paylaştığım arkadaşıma (merhum endüstri mühendisi Cuma Delioğlu) 1-2 günlük ziyaret sonrası, Adana’ya Ceyhan ilçesi Büyük Camuzağılı köyüne Vecdi-Mesiha Topbaş ailesine misafir olur, aileleleri/yakınlarıyla tanışma nişan/düğün eğlencesi derken, 1-2 gün kadar Ceyhan çevresini ve Erzin ilçesini gezeriz.

Bizim savcı Şükran hanımla nişan/evlilik aşamasında onların tayinleri Bozova’dan Bitlis’e çıkınca nikahımıza katılamayıp, yaz tatilinde Denizli/Güney ilçesinde - daha kucakta olan kızları Dicle ile- bizleri ailece ziyaret edeceklerdir (1990).

Bizler 2. Şark görevi için Erzurum’da iken bir tatil dönüşü Samsun’da onlara misafir olurken (2000), Onlar da Erzurum’da bizi ziyaret ederler. Şark görevi bitimi 2003 sonrası Ankara’da iken daha sık görüşme fırsatı buluruz.

2013-2014 yıllarında İstanbul’a gittiğimizde ailece kendisiyle Üsküdar adliyesindeki görüşmemiz görev günlerindeki son ziyaretimiz olur.

Vecdi beyle en son Samsun’a görevli/müfettiş olarak gittiğim 2018 Temmuzunda yüzyüze görüşecek, akşam yemeğinde buluşup hasret giderecek, anılar dağarcığında güne/gündeme ilişkin sohbetimiz uzayınca Ankara’ya dönüş uçağını kaçırıp otobüsle dönecektim.

2019 yılı emeklilik sonrasında zaman zaman telefonla görüşürken, whatsap üzerinden güne-gündeme ilişkin paylaşımlarımız olacaktır. En son 2026 şeker bayramının ilk günü gündüz iyi bayramlar mesajıma akşam gelen “Kıymetli babamı kaybettik” mesajı (ayni esnada Bozova’da birlikte görev yaptığımız hakim Halil Sezai beyden telefonla öğrenmemiz) bizi ailece derinden üzecektir.  

Topbaş ailesi aile büyüklerini/kıymetlilerini, biz ise Koçöz Ailesi olarak bir görev/meslek büyüğümüz yanında candan/duayen bir ağabeyimizi kaybetmenin üzüntüsünü yaşarız.

Yaşam bir şekilde hepimiz için sonlanacak.

Sonraya kalanlar açısından bir döngü devam ederken;

Akıp giden hayat yakınlarımızı/arkadaşlarınızı/dostlarımızı alıp sonsuzluğa götürürken,

En çok da sevdikleriniz ile sınanıyor;

Bu noktada hayatın acımasızlığı ile yüzleşiyor,

Hoş sada dışında gerisi boş diye düşünüyorsunuz.

Bu bağlamda sonsuzluğa göçen adalet timsali örnek bir hukuk adamı

ve Atatürk/Cumhuriyet sevdalısı,

Sevgili Ağabeyimiz, Vecdi Seyfi Topbaş’a;

Ailece Allah'tan rahmet dilerken, ailesi/yakınları/sevenleri/dostları/meslektaşları

ve de Hukuk camiasına başsağlığı/sabırlar diliyoruz.

Toprağın bol, ışıklar yoldaşın olsun Sevgili Ağabey...

(Ankara / 22 Mart 2026)

 Remzi KOÇÖZ








 

 

 







14 Mart 2026 Cumartesi

İLBER ORTAYLI

 Atatürk ve bir grup arkadaşının Türkiye’nin ikinci sınıf değilde

Birinci sınıf toplumlar arasında yer alması iddiası çerçevesinde

‘Türk tarihini araştırmak’ çabası aslında saygın bir çabadır.

Atatürk sonrası gelen iktidar çevreleri,

Bu büyük iddia/heyecanı anlayamamıştır.

Kültürel atılım bağlamında;

Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi

Akademik politikaların değiştirilip,

Yeryüzünün kültür ulusları arasında yer almak zorundayız.

Ulusal tarih bilinci yerküreyi bilmekle oluşur.”

…….

“Genelde çağını etkileyen filozoflar/fizikçiler/sanatçılar ölümsüzdürler.

Devlet adamları/politikacılar için ise ölümsüzlük ve özlem hali pek söz konusu değildir.

Fakat aralarında bir tanesi vardır ki yüzyıl geçmesine rağmen

Ülkesinin/çevre dünyanın şartları onu hala istisnai bir mevkide tutmaktadır.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, Türkiye’nin son mareşali; 

Türk tarihini ve toplumunu değiştiren bir başbuğdur.

O ayrıştıran değil bütünleştirendir. Sığ değildir.

15 yıllık zaman dilimi bir model olarak

İnsanların hafızasında ve önünde halen durmaktadır.”

(Prof. İlber Ortaylı)


-Tarihin Gülen Yüzü-

İLBER ORTAYLI ARDINDAN...

Türk Dünyasından

-Kırım Tatarı bir Aileden-

Türk Tarihi'ne armağan.

Osmanlı ile Cumhuriyeti

Ayrıştırma yerine örtüştüren,

Tarihi harmanlayan,

Yaşamla barışık,

Bilgisini/edinimlerini,

Bilge edasıyla,

Toplumla paylaşan.

Tarihi sevdiren/sevimli kılan,

Kitaplarından öte anlatımlarıyla,

-adeta emojilerden fırlayan-

Gülen/güldüren bir yüz.

Gençlere/öğrencilere tavsiyesi:

"Kendinizi yetiştirin/okuyun/dil öğrenin,

Monotonluktan uzaklaşın,

Gezin/görün/keşfedin/sevin.”

 İlber Hoca eserleriyle yaşayacak,

-Yazılarıyla/sözleriyle/söylemleriyle-

Öğretmeye devam edecek.

Akademisyenden öte bir Aydınlanmacı,

Tarih öğrenimimizde bizlere kaynak,

Bir Cumhuriyet çınarı,

Vede doğrucu bir yaşam;

Toprağı bol ışıklar yoldaşı olsun.

Rahmet/Minnet/Saygıyla...

(13. 03. 2026)

🌷  💚  🙏

Remzi Koçöz 






8 Mart 2026 Pazar

KADINLAR

Ve Kadınlar…

Milli Mücadele de işgale karşı cephede varolan,

Atatürk ve Cumhuriyet’le

Tarihsel kimliğine/kişiliğine yeniden kavuşan,

Eşit bireyler olarak, meslek sahibi olma yanında

Ekonomik ve sosyal güvencesiyle, 

-Eğitimden bilime, yönetimden siyasete,

Sanattan spora hayatın her alanında varolan kadınlar-

Cumhuriyet bir kadın devrimidir!

Gelinen noktada / Günümüzde;

Cumhuriyet’le elde edilen kazanımlar,

Laiklik başta olmak üzere,

Kadın hakları tartışma konusu yapılan/sorgulanan,

Şiddet/taciz/ölüm sarmalında,

Yaşam alanına/biçimine müdahale

Ve de çağdışı/gerici bir anlayışın baskısıyla,

Karşı karşıya kalan Kadınlarımız;

Cumhuriyet’e/Devrimlerine sıkı sıkıya sarılın

Ve Atatürk ile kalın!


(Ankara /8 Mart 2026)

Remzi Koçöz 





7 Mart 2026 Cumartesi

SAİM SAFFET KARAHİSARLI

 Eğitim de kalkınmada halkım için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Kadınlarımızın ve kız çocuklarımızın eğitimine ayrıca önem veriyorum, çünkü toplumumuzun yarısı kadınlardan oluşuyor. Kadınlarımızın eğitimine önem vereceğiz ve vermeliyiz, çünkü bizi dünyaya getiren ve çocuklarımızı yetiştiren kadınlarımızdır. Onları ihmal edersek anneleri ihmal etmiş oluruz. Onların ihmal edilmesi demek çocuklarımızı ve yarınlarımızı ihmal edilmesi demektir.” (Saim Saffet Karahisarlı)

ÖĞRETMENLİKTEN VALİLİĞE  

-Bir Devlet Adamı: Başarı Öyküsü-

‘Bazı kişilikler, aile yakınların/arkadaşların özellikle birlikte görev yaptıkların insanın yaşamında özel bir tutacaktır. Bazıları ister istemez seni zaman tüneline götürecektir. Saim Saffet Karahisarlı benim gibi onunla görev yapanlar için çok özel/önemli bir şahsiyettir.’

SAİM SAFFET KARAHİSARLI

1993-1998 yılları İncirliova görev sürecimde (öncesi ve sonrasında 3’er aylık süreçlerle 2 ayrı kaymakamla Arif Uludağ ve Kamil Köten ile çalışırken) 4 yıl kadar birlikte görev yapacaktık. İlçe Kaymakamının 1993 yılsonuna doğru Çanakkale-Yenice ilçesine istem/zaman dışı atanması sonrası Bolu/Göynük ilçesinden İncirliova’ya atanan Saim Saffet Karahisarlı 1994 yılı sömestr öncesi yeni kaymakam olarak göreve başlar.

(Karahisarlı Ailesi karı-koca öğretmen okulu mezunu öğretmenlik yaparlarken biri hukuku diğeri de siyasalı bitirerek meslek değiştirmişler. Eşi Fatma hanım da il merkezinde hazine avukatı olarak işe başlar.)

Saffet beyle İncirliova’da kaymakam olarak göreve başladıktan sonra ailece güzel bir diyalog kurmamız uzun yıllara uzanacak bir dostluğu da beraberinde getirecektir. Kaymakam beyin öncülüğünde jandarma ve diğer daireler yanında ilçenin ileri gelenleriyle halkla/esnafla güzel bir diyalog kuracaktık.

Göynük, Çerkezköy, Üsküdar ilçelerinde buluşmalar yanında kızlarımızın düğünlerinde görüşecek, merkez valiliği sürecinde İstanbul’da, emeklilik sürecinde de Fethiye ilçesinde ziyaretlerimiz olacak, ailece dostluğumuz devam edecektir.

--------------

Saim Saffet Karahisarlı…

Denizli/Çivril ilçesinde Nüfus memuru İsmet ile Ayşe/Güler Karahisarlı çiftinin 6 çocuğunun en büyüğü/ilk çocuğu olarak (4 kız ve 2 erkek), 1958 yılında dünyaya gelir. Çivril’de İlkokul sonrası ortaokula başladığı süreçte henüz 12 yaşında iken babasını kaybederek öksüz kalacaktır.

(1970 yılında Babasının rahatsızlığının artması üzerine Annesi ile birlikte memur maaşının 500 lira olduğu bir dönemde 300 liraya taksi tutarak babasını İzmir’e doktora/hastaneye götürürler. Annesi son çocuğuna hamile karnı burnunda olmasına rağmen 1 ay sonra ziyaret için İzmir’e gider. Ancak babasının ölümüne tanıklık edecek, o zamanki imkansızlıklar nedeniyle cenaze orada İzmir/Basmane’de defnedilip kendisi zar zor Çivril’e dönüp 3 gün sonra da doğum yapacaktı. Baba İsmet çok genç sayılacak bir yaşta 35’inde hastalık/kanserden yaşamını yitirirken 3 gün sonra dünyaya gelen en küçük oğluna İsmet adı verilecektir.)

Babanın çok erken kaybı ardından Annesi bir başına 6 çocuğuna hem annelik/babalık yaparken, köyden yanlarına gelen Teyzesi Fatma onlara destek olacaktı. Küçük Saffet en büyük çocuk olarak lokanta/kahvehane/pastane gibi yerlerde okul zamanı dışında garsonluk yapacak, diğer kardeşlerde küçük yaşta karınca kararınca aile ekonomisine katkıda bulunacaktı. Babanın kaybının ardından erkenden büyüyecek en büyük çocuk/abi olarak ananesinin en büyük yardımcısı olacaktı.

(Babası hizmet süresini doldurmadığından emeklilik hakkını elde edememiş, ancak il nüfus müdürünün çabalarıyla askerlik hizmeti saydırılarak 15 yıl hizmeti tamamlanıp emeklilik aylığı 2 yıl sonra bağlanabilecekti.)

Saffet Karahisarlı için çok küçük bir yaşta tek çare hayata erken atılmak ve ekonomik bağımsızlığın kazanmak için okumak olmazsa olmaz bir gereklilikti. Babası imkanı ölçüsünde Doğan Kardeş gibi dergiler getirerek onlara hep okumayı aşılamaya çalışmıştı. O, en büyük çocuk/abi olarak kendisinden sonrakilere kardeşlerine rol/model olur.  (Kardeşlerden 3’ü öğretmen, 1’i sağlıkçı olacaktı.)

Ortaokul bitiminde yatılı okul sınavlarına girecek (1972),  sanat/öğretmen/hava lisesini kazanırken, annesinin isteği üzerine meslek/sanat edinme gayesiyle Çivril’e 100 km uzaklıktaki şehir merkezinde Denizli Sanat Okuluna kaydı yaptırılır ve vakıflara ait yurtta kalır. Sanat okulunda ilk sınavları iyi ve derslerinde başarılı bir öğrencidir. 2 ay sonra öğretmen okulunu kazandığını öğrenince öğretmenlik ona daha cazip gelecekti. Sanat okulu müdürünün ikna çabası sonuç vermeyecek, kaydını kendiliğinden annesine haber vermeden öğretmen okuluna yaptıracaktı.

Bu süreçte annesi okul değiştirdiğini duyup Çivril’den apar-topar Denizli’ye gelecek ilk başta karşı çıkacak ama oğlunu istekli/kararlı görünce ardından rıza gösterecektir.

Denizli öğretmen okulunda öğrenim devam ederken tam yatılı için başvuracak, 1.5 yıl kadar sonra derslerinin iyi olması nedeniyle Gökçeada Atatürk İlköğretmen okuluna geçiş yapacaktır. 2.5 yıl kadar Gökçeada’da eğitim sonrası 1976 yılında mezun olacak, öğretmen olarak atanacaktı. Öğretmen okulları o dönemler 4 yıl olup 1976’da son mezunlarını verirler.

Öğretmenlik Günleri...

O henüz 18’inde bir meslek sahibi olmasının ötesinde bir kutsiyet atfedilen irfan ordusunun bir neferi olarak Anadolu aydınlanmasına katkı sunacaktı. Diğer yandan ailesine ve kardeşlerine maddi/manevi büyük destek olacaktı.

Öğretmen olarak ilk görev yeri Urfa/Halfeti olurken, Güneydoğu Anadolu’da kırsalda/mahrumiyette köy okullarında çocuklara ışık olacaktı.

Öğretmen okulu bitiminde öğretmenlik mesleğini kazanmanın yanısıra üniversite sınavlarına girerek, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanacaktı. SBF’ye kaydını yaptırıp 1 yıl sonra fakülte ders-sınavlarını yakından takip açısından tayinini Ankara yakınlarına isteyecek, Keskin ilçesine tayin olacak bu kez Orta Anadolu kırsalındaki köy çocuklarına ders verirken, diğer yandan fakülte derslerine çalışıp/ sınavları başarıp/sınıflarını geçecek üniversite diploması alacaktı. Bu süreçte Keskin ilçesi ardından o dönem Ankara’nın bir başka ilçesi olan Kırıkkale’ye tayin olacaktı.

Mülki Amirlik...

1981 yılı O’nun için önemli bir dönüm noktasıdır. Öğretmen olarak görev yaparken sonraki yaşamında farklılıklar yaratacak SBF'den mezuniyetiyle Mülkiyeli olacak, diğer yandan yine kendisi gibi öğretmen olan (ve babasının memuriyeti nedeniyle Çivril ilçesinde ilkokul 1-2 sınıfı birlikte okudukları) Fatma hanımla evlenerek bir yuva kuracaklardı.

Askere gitmek üzereyken 1982'de Kaymakamlık sınavlarını kazanacak, 1983 yılında -7 yıl köy okullarında öğretmenlik yapmasının ardından çok sevdiği öğrencilerinden ayrılarak- Mülki idare hizmetler sınıfına geçecekti.

1983-86 yılları arası 3 yıl kadar Kaymakam adaylığı sürecinde; Denizli de staj/müfettiş yanında görev ve sınavlar derken maiyet memuru olarak önce Trabzon/Arsin ardından 1 yıl kadar da Antalya/Akseki sonrası 1986 yılında Kütahya/Altıntaş ilçesine Kaymakam olarak atanacaktır.

(Bu süreçte 2 çocukları olacak; Oğlu İsmet Serdar/1982, kızı Zeynep/1985 olurken- sonrasında ikiz torun sahibi dede olacaktır.

Oğulları Serdar ilkokulun hemen hemen her sınıfını Eruh’tan İncirliova’ya 5 ayrı yerde okuyarak Aydın Anadolu lisesinin orta bölümünü kazanmasının ardından Fen Lisesini bitirip, başarılı bir öğrenci olarak 1.sırada girdiği İTÜ’den bilgisayar mühendisi olacaktır. Serdar’ın öğrenim yaşamı/başarısını içtenlikle takdir ederken çoğu yerde sitayişle örnek olarak verecektim. Zeynep’te abisi gibi 4 ayrı ilçede öğrenim sonrası ODTÜ iktisat bölümünü bitirecekti.)

Ardından sırasıyla; Siirt/Eruh (1988-90), Ş.Urfa/Viranşehir, (ABD'de 9 aylık bir kurs), Bolu/Göynük, Aydın/İncirliova (1993-97), Uşak/Eşme (1997-98), Tekirdağ/Çerkezköy (1999-2002), İstanbul/Üsküdar (2002-2006) ilçelerinde kaymakam olarak görev yapacaktır.

Eruh kaymakamlığı onun için özeldir. Terörün yoğun olduğu yıllarda kelle koltukta eşi ve 2 çocuğuyla görev yapacaktır. Eruh kırsalında şehit edilen öğretmenleri özellikle kendi hemşehrisi olarak yakinen görüştüğü öğretmeni hiç unutmayacaktı.

Eruh’ta köy ziyaretlerinde karşılaştığı,  babası ölmüş, annesi kocaya gitmiş, yaşlı ninesine emanet 7 yaşındaki Muzaffer’i sahiplenerek yanında getirecek, öğrenci yurdu tamamlanana kadar 6 ay evlerinde evlatlık gibi misafir edecekti. Fatma hanım, oğlu Serdar ile birlikte Muzaffer’in de öğretmeni olacaktı.

(Muzaffer, Eruh’un köyünden ilk yüksekokul bitiren bir kişi, devlet memuru olarak görev yaparken, evlenip baba olacak, onları her daim vefayla arayacaktı.)

Ağustos 1999 depreminde Çerkezköy kaymakamı iken, depremin akabinde bölgesindeki mülki amirlere ulaşmaya çalışacak, Kocaeli/Körfez ilçesine yardıma koşacaktı. Belediye kamyonuyla gıda/battaniye yanında iş/kurtarma gereçleri gönderecek, ayrıca sağlık hizmeti açısından doktor ve ambulans gönderecektir.

Valilik Günleri...

3 yıl adaylık ve 20 yıl kadar bilfiil kaymakamlık görevi ardından 2006 yılında vali olarak Iğdır iline atanır. Iğdır, genç illerimizden tarihi/doğal güzellikleri yanında en yüksek dağımız olan Ağrı Dağı ile önemli bir turizm merkezi konumundadır. Uluslararası Geleneksel Ağrı Dağı Zafer Tırmanışına ev sahipliği yapar.

Ağrı ve Kars illerine komşu, 3 ilçesi bulunan Iğdır 3 ülkeye sınır (İran/Ermenistan/ Azerbaycan) komşuluğu ve geçişleri bulunun tek ilimizdir. Iğdır ilinde çok sayıda girişime öncü olacak, yeniliklere imza atacaktır.

Çok sayıda sanatçının katıldığı kültürel etkinlikler çerçevesinde, Türk Sinemasının ünlü oyuncusu Cüneyt Arkın’ın “bölücülük, alkol, uyuşturucu ve sigara hakkında öğütlerde” bulunduğu gençlerle buluşması farklılık oluşturacaktır.

Iğdır Valisi olarak Emniyet/Asayiş/Güvenlik/Eğitim/Sağlık/Tarım/Sosyal Yardım vd. konulardaki çalışmalarına ilişkin beyanları içtenliklidir:

“Iğdır'a ilk geldiğim günden itibaren; gideceğim son güne kadar, Iğdır halkı ile ekmeğimi paylaşacağıma söz veriyorum (16.10.2006)." 

"Iğdır için ülkemizin aynası olacak bir il düşüncesi içerisindeyim. Bunun için vatandaşlarımızın yardımlarına ihtiyacımız olacaktır. "  

"Dışarıda oynanan bazı oyunlar ve ülkemizin çeşitli yerlerini bölgelerini bölmeye ve parçalamaya çalışmaktalar ve vatandaşlarımızı birbirine düşürmeye çalışmaktalar ve ortaya çıkacak olan bu karışıklıktan kendilerine pay çıkarmayı düşünmekteler ama ben inanıyorum ki benim halkım böylelerinin oyununa gelmez ve onların oyuncağı olmaz ." 

"Kadınlarımızın eğitimine önem vereceğiz ve vermeliyiz, çünkü bizi dünyaya getiren ve çocuklarımızı yetiştiren kadınlarımızdır. Onları ihmal edersek anneleri ihmal etmiş oluruz. Onların ihmal edilmesi demek çocuklarımızı ve yarınlarımızı ihmal edilmesi demektir".

"Vatandaşlarımızın gelir düzeyini kendi ailelerini geçindirebilecek seviyeye getirmemiz lazım. Iğdır'ın tarım potansiyellini değerlendireceğiz. Özellikle bacasız sanayi dediğimiz seracılığı teşvik edeceğiz. En yakın zamanda ben ve ilçe kaymakamlarımız olmak üzere seralar kurağız".

Iğdır valiliği sürecinde unutamadığı -filmlere senaryo olabilecek- bir kurtarma operasyonunu heyecanla paylaşacaktır:

Ağrı dağı için tırmanışlar izne tabidir. Hava koşulları çok sert ve acımasızdır. Dağcılar için genel olarak hava koşulları uygunluğunda 3 günlük parkur: 3000-4000-5000 m olarak gerçekleştirilirmiş. Önceki gruplara dahil olmayan izin verilmeyen 8 kişilik bir Trabzonlu dağcı grubu kendi başlarına tırmanış gerçekleştirirlerken 4200 m’de mahsur kalırlar. İçlerinden biri vali beye telefonla ulaşarak yardım ister. 1 kişinin durumu ağırdır. İlin mevcut imkanlarıyla yardıma giden helikopter içinde vali beyde vardır. 4200 m’de helikopter beşik gibi sallanmakta, 4000’de ancak 5 kişilik biri doktor olan kurtarma ekibini indirirler. Ancak onlar 4200’e çıkamazlar hatta içlerinden birini omuzu çıkıp yaralanması üzerine onu bile kurtarmakta zorlanırlar. Ankara’dan bakanlık/genelkurmay aracılığıyla yardım/kurtarma ekibi talep ederler. 3. gün gelen özel ekip sayesinde dağcılar kurtarılıp, vurgun yiyen 1 kişi cihaz/bakım imkanı bulunan Çapa Tıp Fakültesine ivedilikle sevkedilir. 1 ay kadar tedavi süreci sonrası iyileşip taburcu olmuş.

Iğdır ilinde 4 yıl kadar valilik görevi sonrası 2010 yılında merkez valiliğine alınmasının ardından İstanbul iline dönüş yapacaktır.

Şehirde/ilçede/kırsalda üretkenlik giderek azalırken, insanları üretime motive etme konusunda vali/kaymakam gibi kamu yöneticilerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Özellikle mahrumiyet bölgelerinde makus talihi yenmede öncülük öncülük/önderlik etmeleri sonucunda üretimle birlikte ekonomik atılımda yakalanacaktır.

Saffet Karahisarlı bilindik bir mülki amir çizgisinin çok ötesinde; sıcakkanlı/sevecen/ insancıl yönleri ağır basan; duyarlı/fedakar/atılımcı/öncü/çalışkan bir bürokrat bir yönetici olarak iz bırakacaktır.

7 yıllık öğretmenliği ardından,  kaymakam olarak başladığı Mülki idare hizmetlerini il valiliği ile taçlandırırken; Devlet adamlığı,  toplum sorunlarına yönelik duyarlılığı, görev anlayışı ve hizmetleri ile halkın gönlünde yer tutacaktır. İnsani açıdan sadeliği/mütevaziliği/yardımseverliği genç idarecilere örnek oluşturacaktır.

Emeklilik...

Emeklilik sonrası eşi Fatma hanımın memleketi Fethiye’ye yerleşirler. 2024 yılında annesinin kaybı Onu derinden üzerken, bir yandan da artık ailesinin en büyüğü olacaktı.

Tabi ki emeklilik sürecinde de birşeyler yapma/üretme, eltutma/yararlı olabilme konusunda çaba sarfedecekti. 

Saffet beyle İncirliova görevimiz sonrası da ailece görüşmelerimiz kopmayacak, gönül bağımız sürecekti.

O,  görev yaptığı yerlere halka hizmet yanında, ailesine/kardeşlerine kol-kanat olurken, arkadaşları/akrabaları/hemşehrileri ile destek/dayanışma içerisinde olacak, gönül bağını hiç koparmayacaktı.

Atatürk ve Cumhuriyet ilkelerine/ülkülerine bağlı bir idareci olarak başarı öyküsü ile ailesi/ sevenleri/dostlarını gururlandırırken; yurdun dört bir yanında görev yapmanın huzuru içerisinde insanların/halkın bağrında/gönüllerde yer alacaktır.

Karahisarlı Ailesine;

Herşey gönüllerince olsun temennisiyle vede sağlıklı günler dileğiyle,

Saygı/sevgi/selamlarımla…

(7 Mart 2026)

Remzi Koçöz












3 Mart 2026 Salı

LAİKLİK

"Laiklik siyasal iktidarın gökyüzünden yeryüzüne inmesidir. 
Laiklik sıradan insanların kendi yazgısını belirleme iradesidir.
Laiklik Bilim/Demokrasi/Özgürlüktür." (Laiklik Meclisi)

Laiklik...
Emperyalizm karşıtlığıdır.
Ulusal Egemenliktir/Birliktir.
Bağımsızlıktır.
Aydınlanmadır/Yaratıcılıktır.
Toplumsal kazanımdır.
Adalettir, Yaşam güvencesidir. 

Laiklik;
Din istismarı/İnanç sömürüsü panzehiri,
Cumhuriyetin/Devrimlerin ivmesi,
Olmazsa olmazımız,
Geleceğimiz,
Vazgeçilmezimizdir!
Yaşasın Laiklik...
(Ankara /3 Mart 2026)
Remzi Koçöz 

2 Mart 2026 Pazartesi

SAVAŞLAR

"Ülkeyi ve Ulusu savunmak zorunlu olmadıkça savaş bir cinayettir!  
Yurtta sulh cihanda sulh..."  
(Mustafa Kemal Atatürk)

Savaşlar... 
Kandır/gözyaşıdır/korkudur! 
Ve Kaybedeni insanlıktır
Ve uygarlıktır
Ve de geleceğimizdir!

-Hele hele-
Sömürgeci/İşgalci/Kirli Savaşlar;
Kötülüğün salgınıdır 
Ve toplu katliamlardır 
Ve kazananı yoktur
Ve de insanlık suçudur!
(1 Mart 2026)
Remzi Koçöz


15 Şubat 2026 Pazar

KARASU ÜZERİNE NOTLAR – 21

 

KARASU ÜZERİNE NOTLAR – 21

“Karasu Haber olarak yola çıkış amacımız para kazanmak değildi. Öyle veya böyle, bu güne kadar geçen sürede Karasu Haber Gazetesi, kuruluşunda önüne koyduğu ilkelere uygun bir yayın politikası izledi. Gazete olarak konularda halkın bilgi edinmesini ve süreçle ilgili fikrini ortaya koymasını sağladığımıza inanıyorum. Sadece haber anlamında değil, köşe yazarlarımızın dile getirdiği düşünceleri, kamuoyunun doğru anlamda oluşmasına büyük katkı sağladı. Başarısız olduğumuz konular da var.” (Cihan Ersöz)

CİHAN ERSÖZ ve KARASU HABER

-Eğitim Dünyasından Basın Dünyasına Bir Onur Çizgisi-

Trabzon/Of’lu baba Ferhat ile Abhaz anne Nazile Kuş Ailesinin (Şükran-Reyhan-Cihan- Özer-Nurdan) 5 çocuğunun ortancası olarak Karasu’nun -eski ismi Kobaşlar olup şu anda Kocaali ilçesine bağlı olan- Selahiye köyünde 1952’de doğar.

İlkokulu Selahiye köyünde tamamlayıp, 2 yıl ara vermesinin ardından ailece Karasu’ya Aziziye Mahallesine göçerler. 1964 yılında Akif abimlerle başladığı Karasu ortaokulunu 1967’de  bitirmesinin ardından Bolu Öğretmen okulunu kazanır. O yıllarda Karasu’da henüz lise açılmamış, okumak için en yakın yer Adapazarı yada yatılı devlet okulları için gurbete çıkılacaktır. Ve Aziziye Mahallesinden Erol Kaya, Turgut Acar, Metin Cengiz, Abdülkadir Acar, Reşat Şirin, Celalettin Öncü ağabeyleri gibi mahalle ile birlikte ilçemizin eğitimcileri olarak onur listesinde yer alacak, öğretmen olarak kendilerinden sonrakilere rol/model olacaklardı.

Öğretmenlik Yılları

O, küçük bir ilçede bir çiftçi çocuğu olarak Cumhuriyet’in sunduğu fırsat eşitliği imkanından yararlanarak, devlet parasız yatılı okulu olarak Bolu öğretmen okulunu 1970 yılında bitirip eğitim ordusuna ilköğretim öğretmeni olarak katılır. Öğretmenlik sürecinde yüksek öğrenimini Eskişehir/Anadolu Üniversitesinde tamamlayacaktır.

Öğretmen olmasının ardından 1971 yılında Aziziye mahallesinden Emine Ödül ile evlenecektir. (Emel ve Devrim isimli 2 çocuk sahibi baba olurken, sonrasında 3 torun sahibi dede olacaktır.)

Öğretmen okulunda sanatsal beceri olarak bağlama öğrenmişti. İlköğretimde öğretmen olmasına rağmen bu becerisi sayesinde lisede müzik derslerine girerek bağlama dersi verecektir.

Bolu, Kocaali, Karasu/İnönü ilkokulu, Sakarya/Göktepe Köyü gibi yerlerde görev yapmasının ardından istem dışı sürgün tayin nedeniyle öğretmenlikten istifa ederken, sonrasında  kendisini siyaset dünyasının içerisinde bulacaktır.

Siyaset ve Belediyecilik

Çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden istifa sonrası Karasu SHP ilçe teşkilatında itibariyle sekreter olarak görev alacaktır. 1989 yılı yerel seçimler yılıdır. SHP ilçe başkanı Sedat Büyük belediye başkanlığına aday olurken, onun yerine ilçe başkanlığına atanan Enver Salman ile birlikte zorlu bir seçim sürecini birlikte kotaracaklardı. Seçim sürecinin kritik ismi olarak sözcülük ve organizasyon becerisi ile başarıya katkı sunar. Seçimlerin kazanılmasının ardından Belediye başkan yardımcısı olarak atanırken, Belediye başkan yardımcılığı ünvanı uygulamada ilçe de ilk kez onunla başlar. Sedat Büyük ile birlikte çalışma ve başkan yardımcılığı konusunda çoğu kişi kendisini uyarsa da o görevini sorumluluk çerçevesinde ciddiyetle yaparak, ayni zamanda partinin ilçe sekreterliği görevini de yürütür.

Yeniden Öğretmenlik ve Emeklilik

1989-1994 yılları arası 5 yıllık Belediye başkan yardımcılığı ardından 1994 yerel seçimlerinde ANAP adayının kazanması sonrası partiden istifa edip, -emeklilik haklarını elde etmek için tekrar öğretmenliğe dönerek-, 3 yıl daha öğretmenlik yapacaktır. İstanbul ardından Karasu/İnönü ilköğretim okulundan 25 yıllık süresini tamamlayarak 1997 yılında emekli dünyasına adım atar.

Basın / Gazetecilik

“Gazetecilik zor zanaat; Zorluklardan biri ekonomi… Yaklaşık 10 yıldır resmi ilan alamıyoruz. Gelirlerimiz gazete satışı ve sivil toplum kuruluşları, işadamları ile esnaflardan gelen ilanlarla sınırlı. Bu gelirler de basım masrafları, çalışanların maaşları, vergi, sigorta ve benzeri diğer giderleri karşılamaktan uzak. Dolayısıyla iş kalıyor emekli maaşı ile çalışan arkadaşlarımızın fedakârlığına…” (23.5.2020)

Cihan Ersöz, yaşadığı ilçenin sorunlarını (spordan/eğitime, siyasetten/yatırıma, çevreden/ turizme) Karasu Haber Gazetesi / İzlenim köşesinde yazarak, Tv oturumu/panel gibi farklı platformlarda dile getirme yanında sosyal medya ortamında paylaşarak -siyasiler/yöneticiler/ uygulayıcılarca görmezden/duymazdan gelinsede- Toplumsal sorumluluk/duyarlılık ve tarihe not düşmek adına "Söz uçar yazı kalır" minvalinde; yazmaya/çizmeye/anlatmaya sessiz çoğunluğun sesi olmaya devam eder.

“Karasu Haber”in yerel yayın çabalarını, ilçe sorunlarına ilişkin sürdüregeldiği mücadeleyi değerli bulmuş, eğitim emekçisi Cihan Ersöz ağabeyin basın emekçisi olarak koşturmacasına birebir tanık olmuş, özverili çabalarını takdire şayan bulmuştum. 

O, Aziziye mahallemize köyden gelip yerleşen bir ailenin çocuğu olarak mahalle kültürünü ilçe düzeyinden daha ötelere taşıyacak, bizim kuşağa rol model abilerden biri olacaktır. Akif ağabeyimin ortaokul arkadaşlığı abi-kardeş ortamı oluştururken, -gurbette takip ettiğim ve zaman zaman yazılar gönderdiğim- Karasu Haber, bizler için gurur kaynağı olacak, Karasu’ya gelişlerimizde aradığımız/uğradığımız bir mekan vede paylaşımlarımız yanında gündeme/güncele ilişkin sohbetlerimiz olacaktır.

3 Şubat 2003’te yayın hayatına başlayan Karasu Haber Gazetesi, salgın sürecinin yarattığı sorunlar nedeniyle 17 yıldır kesintisiz sürdürdüğü haftalık yayınına bir süreliğine ara verirken (2020),  Gazetenin internet sitesi yenilenir ve Karasu Haber yayıncılık sahibi Cihan Ersöz okurlarının kendilerini karasuhaber.com adresinden takip etmelerini ister.  Bizler gurbette yaşayan Karasulular olarak gelişmeleri/yaşananları yine Karasu Haber’den dijital ortamda izleyerek/ öğrenirken, sonraki süreçte yayın hayatını sonlandırmak zorunda kalması bizleri üzecektir.

Bu ülkede gazetecilik zor zanaattır. Hele hele yerelde.

Doğru/tarafsız haber yanında, Cumhuriyet ve demokrasi değerlerini savunmak..

Çıkar ilişkilerine girmeyip, hele hele yandaşlığın prim yaptığı, paye aldığı bir dönemde vede ekonomik krize rağmen bir basın kuruluşu olarak, ayakta kalabilmek kolay olmasa gerek.

"Karasu Haber" olarak 20 yıllık bir onur çizgisinde yürüyebilmek başlı başına takdire şayan bir başarı öyküsü.

Toplumsal sorumluluk çerçevesinde kalemini/yüreğini satmayan, basın emekçilerine selam olsun. Selam olsun Karasu Haber'e ve onu yaşatan yüreklere...

Hesap sormayan, sorgulamayan, soru sormayan topluma, görmeyen gözlere, duymayan kulaklara anlatmak zor olsa da; Tarihe not düşmek adına, toplum vicdanına seslenebilmek, sorumluluk/duyarlılıktan daha öte yürekliliktir.

Cihan Ersöz Ağabey;

Eğitim dünyasından basın dünyasına -sorumlu/duyarlı/yürekli- bir kazanım,

Yetiştiği toprakların sorunlarını ‘izlenim’iyle içselleştiren, haber/bilgi/paylaşımlarıyla;

Karasu için farkındalık yaratan bir değerden fazlası sağduyulu bir bellektir.

Saygı/sevgi/selam ve sağlıkla...

(Karasu / 15. 02. 2026)

Remzi KOÇÖZ





10 Şubat 2026 Salı

BİR TOPLUMSAL ANATOMİ

BİR TOPLUMSAL ANATOMİ
 “Toplumda kültür yok. 200 küsur üniversite var ama, hoca yok, cehalet kurbanı olarak devam ediyoruz, vasatlık her yerde. Bir kültürün birikmesi, bakkaldan mal almaya benzemez. Kentli olmak, kente her taşınanın kentli olduğu anlamına gelmez. Kentli olmak, çağdaş uygarlığı bütünüyle olmasa bile, biraz anlamış olmak demektir.”
(Prof. Doğan Kuban)

-Bir Konu, Bir Olay ve Bir Ölüm-
25 Kasım 2025 günü yaklaşık 2.5 ay kadar önce Tüvtürk Ankara/Eryaman istasyonunda 3 yaşına giren aracımın ilk muayenesi sonunda "arka sağ emniyet kemerinin aktif olmadığı şeklinde" ağır kusurlu olunduğu mesajı telefona geldiğinde ister istemez canım sıkıldı. Arka sağ koltuğa kabanımı bırakmıştım. Bagajı açıp stepneyi kontrol eden çalışanın kabanı kaldırıp emniyet kemerini görmemesi mümkün değildi.
Aklıma muayene öncesi yaşananlar geldi.
...
O gün muayene için sıramızı beklerken 1 araç kala bizim kulvar durur. Benim gibi arka sıradakiler niçin bekletildiğimizi öğrenme yanında çalışanlara pratik yolu söylememize rağmen bildiklerini uygularlar.
-önümde benimle yaşıt 60 model özel/opel otonun arka bagaj kapağını açmak için değişik anahtarlarla/elle-levyeyle /çekiçle vurarak15 dk kadar uğraş verilsede bagaj açılamayip-
sonunda bizim söylediğimiz noktaya gelirler, araç yan boşluğa alınıp bizlere sıra gelir. Ancak muayene sonucunda bana ve arkamdaki kişiye ağır kusur raporu verilmesi duygusal bir algı oluşturacaktı.
...
Duruma itiraz bağlamında;
Aracı muayene eden kişi kulvardan ayrıldığından
Kulvarda çalışanların sorumlusu olduğunu söyleyen kişiye raporda bir yanlışlık var diyerek aracın arka sağ kapısını açıp, bakmasını istediğimde; sorumlu kişi dışarıdaki araca bakamayacaklarını, yeniden işlem başlatıp tekrar muayene randevusu almam gerektiğini söyleyerek içeriye ayrıldı.
Muayene alanından ayrılıp ilk işlemleri yaptırdığım ofisteki çalışana söz konusu işlemle ilgili sorumlu/yetkili bir kişi sorduğumda son görüştüğüm kişiye yönlendirince;
Yaşımız/Yaşam tecrübemiz gereği;
söz konusu işyerinde işlerin otomasyona bağlanıp sorun çözecek muhatap olunabilecek bir ilgilinin bulunmadığı kanaatiyle;
Nalet olsun/ya sabır diyerek,
yeniden basvuru/randevu/sıra derken 3 saat daha zamanımızı heba ederek, mesai bitmeden işlemleri sonuçlandırabildik.
Anlayacağınız kendi kendime telkinle uyma çoluk çocuğa diyerek istasyondan ayrıldım.
Tüvtürk'e yazarım/iletirim düşüncemden de birşey çıkmaz duygusuyla unutmaya dönüşür.
Bu ve benzeri olayları günlük yaşam içerisinde çoğu insan farklı şekillerde yaşamakta, kimisi adliyelik/hastanelik boyutlara kimi de bir hiç uğruna istenmeyenle sonuçlanmakta.
Tıpkı geçen hafta 2 Şubat günü yaşanan bir ölüm olayı gibi..
...
Ankara/Yenimahalle/İvedik TüvTürk araç muayene istasyonunda aracını rutin muayene kontrolü için götüren kişinin  (polis me. Melih Okan Keskin) muayene işlemine itirazı sonrası
(Tüvtürk çalışanının yumrukla karşılık vermesi ardından diğer çalışanların topyekûn kişiyi linç etme girişimi) yaşananların kişinin ölümüyle sonuçlanması akıl tutulması olarak nitelenebilecek ibretlik bir vaka.
Öncelikle ortada haberlerde yazıldığı gibi olay bir kavga/darp değil 1 kişiye çok sayıda çalışan tarafından linç girişimi.

Bir güvenlik personeli olarak böyle bir zorbalıkla karşılaşabileceğini ummamış silahını çek(e)memiştir. Ve sonrasında beyin kanaması sonucu ölümü ise çok acı olmuştur.
Ailesi/sevenleri/yakınlarının başı sağolsun.
...
Özellikle büyük kentlerde;
bu ve benzeri durumlarla bir şekilde/sebeple
-sokakta/markette/okulda/stadta/
salonda/trafikte/hastanede-
öfkenin kontrolsüz şiddete dönüşmesi şeklinde;
ve bu tür olaylarla her an/ heryerde/herkesin karşılaşabilmesi yüksek bir olasılık.
Bunlar biryerde bilinçsiz ani öfke patlamaları,
Kontrolsüz güç haline dönüşmüş gruplar.

Yan/düz/niye baktından tutunda
Davranışınızdan/konuşmanızdan anlam,
Her türlü durumdan kendine vazife çıkaran
bir paranoya; psiko/patolojik bir ruh hali.
Hakkınızı aramanız/sorgulamanız durumunda da hakaret/şiddet gibi ne tür bir davranışla karşılaşabileceğiniz belirsiz.
Her an dikkati elden bırakmamak,
Aklınıza mukayyet olmak,
Sağduyulu kalabilmek ne derece mümkün!

-Zaten günlük yaşam koşuşturmacasinda sağduyu/hoşgörü/saygı/sevgi gibi değerleri unuttuk.
-Büyüğünden küçüğüne/
okumuşundan okumamışına/
gencinden yaşlısına/
kadınından erkeğine-
Akıl/izan yerine içgüdüleriyle hareket eden,
Cinnet hali,
Kuralsız/pişkinlik hak getire,
Bir anomali toplumuna dönüştük.

Her an kavgaya hazır,
İnsanlar burunlarından soluyor,
Kimseye birşey sormaya gelmiyor,
Memur/görevli yüzünüze bile bakmıyor,
Sorun çözme yerine öteleyerek,
Amca/dayı git işine gibi cevaplar.

Toplumsal travma/çürüme/yozlaşma
ne derseniz deyin!
Sonuçta gelinen nokta;
Sağlıksız/huzursuz bir toplum!
Neden / Niçin?..
(Ankara/10. 02. 2026)
Remzi Koçöz
Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz