“Suyu Arayan Adam”, I. Dünya Savaşı sırasında ilk defa karşılaştığı Anadolu’yu şöyle tarif eder;
“I.Dünya Harbine 18 yaşında bir subay namzedi olarak girmiş ve harbin sonuna kadar en ileri cephe hatlarında harbin bütün havasını yaşamıştım. Baştanbaşa yaya olarak geçtiğim Anadolu'nun akıl almaz sefaletini görmüştüm. Yollarda ve cephede Anadolu toprağını ve insanını tanımıştım. O zaman Anadolu'da, Adana ve İzmir'deki birkaç derme çatma tesis bir tarafa bırakılırsa, tüten tek baca, dönen tek motor, yanan tek ampul, adına şose denilebilecek tek kilometre yol yoktu. Yiyeceğimiz, giyeceğimiz, kullanacağımız, şekerimiz, ilacımız, silahımız dışardan geliyordu. Hatta bunların bedelleri, birkaç parmakla sayılır ihraç mallarımızdan ziyade, yabancı memleketlerden yapılan istikraz paralarıyla ödeniyordu.” (Şevket Süreyya Aydemir)
ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR ANISINA
Şevket Süreyya Aydemir (1897/Edirne- 25.3.1976/Ankara) 30 yaşlarına (1927) kadar -askeri öğrencilikten cepheye, savaştan öğretmenliğe, Kafkaslardan Moskova’ya ekonomi eğitimine, İstiklal Mahkemesinde yargılanıp hapis yatmasına- fikirsel/eylemsel açılardan hareketlilik içeren gençlik günlerinde, -Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinin zorlukları içinde- Milliyetçilikten/İttihat-Terakki’den Sosyalizme/TKP’ye, Turancılıktan/ Kafkasya Cephesinde çarpışıp yaralanmasından Anadolu gerçeği ile yüzleşmesine, Bürokrasiye/Devletçi Kalkınmaya ve Kemalizm’e evrilen yaşam yolculuğunda; Kemalizm’i; ideolojik açıdan sosyalizm ve milliyetçiliğin bir sentezi olarak benimserken, düşünsel bir bakışla Türkiye’nin modernleşme/kalkınma sürecine analitik/uygulamalı önemli katkılar sunacaktır.
Aydemir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması
ile birlikte ardı ardına gerçekleştirilen devrimler sürecinde (1930) yeni Türk devletinin
ideolojisi olarak ortaya çıkan Kemalizm’in halk tarafından benimsenmesi için çalışmalarda
bulunur.
Kadro Hareketi’nin öncülerinden biri
olarak, Kemalizm’i sadece bir siyasi proje olarak değil, ekonomik bağımsızlık
ve toplumsal kalkınmaya dayalı bir modernleşme ideolojisi olarak ele alır.
Kadro dergisinde yazdığı yazılarla, Kemalist ilkeleri halk kitlelerine yaymaya çalışırken,
“toplumsal eşitlik/bağımsız kalkınma” gibi kavramların altını çizer, ekonomik
anlamda da tam bağımsızlığın “halkçılık ve devletçilik” ilkeleri ile
sağlanacağını öne sürer.
Kemalizm’in sistematik bir ideoloji olarak
tanımlanması ve halk tarafından benimsenmesi için fikirler öne sürerken,
siyasi bir doktrinden öte toplumsal
dönüşümü hedefleyen bir yenilik hareketi olduğunu da vurgulamıştır. Bu
doğrultuda; “Kemalizm”i alternatif bir kalkınma modeli olarak sadece ulusal çizgide
değil, uluslararası alanda da tanıtmayı hedeflemiştir. Özellikle “Kadro ve Yön”
hareketlerindeki halkçı yaklaşımları toplumsal yaşamda karşılık bulmuş, Cumhuriyet’in
kuruluş yıllarında gerçekleştirilen devrimlere katkı sunma yanında sonraki
süreçte çalışmaları/eserleri ile toplumsal aydınlanmaya da önemli katkılar
sunmuştur.
Sonuç
olarak Aydemir, yaptığı çalışmalar, yazdığı kitaplar/eserler bağlamında sadece entelektüel
bir yapıda kalmayıp, Türkiye’nin modernleşme/kalkınma projelerine devrimci bir
çizgide eylemlilik/mücadele içerisinde adanmış bir yaşamdır.
…………
Meşrutiyetten Milli Mücadeleye ve
Cumhuriyete, -Kurtuluştan Kuruluşa tarihin dönüşümüne- Türk
toplumunun geçirdiği tarihsel değişimleri/yaşanan olayları, Türkiye’nin
yakın tarihinde rol alan şahsiyetleri biyografik çerçevede ele alan ve
Cumhuriyet tarihiyle birlikte kültleşen “Tek Adam ve İkinci Adam”
tanımlamalarının mimarı olarak “Enver Paşa” “Menderes'in Dramı” gibi tarihe
önemli ve devasa ciltler dolusu notlar düşen "Suyu Arayan Adam"
Şevket Süreyya Aydemir; Kadro hareketinin Türk Devrimini ilmek ilmek
işleyen, eğitimci/ekonomist/düşün insanı olarak aramızdan
ayrılışının 50. yılında bir Cumhuriyet çınarı, eğitimci/iktisatçı/tarihçi/yazar/düşün
insanı Şevket Süreyya Aydemir’i minnet ve saygıyla anarken, yazımızı
günümüz aydınlarına/ yazarlarına olan çağrısıyla bitiriyoruz:
“Yazarın kaynakları değerlendirebilecek bilimsel bir kültür seviyesine/hazırlığına/yetişkinliğine ihtiyacı vardır. Kaynaktan önce kaynakları değerlendirme. Toplumu tarihi/vatanı içinde değerlendirme. Yani jeopolitik/ coğrafi /tarihi koşullar etüt edilmedikçe ve derinliğine durulmadıkça, kaynakları ele alarak yalnız bu toplumun ürünü olan bir kahramana rengini vermek ve onu gerçek kimliğiyle aksettirebilmek mümkün olmuyor.
Şimdi aydına/yazara düşen görev; devrimi
yeni bir açıdan ele almak, bizden sonraki nesle hissi unsurlardan temizlenmiş
gerçek hazineler şeklinde bırakmaktır.”
(Ankara
/ 25 Mart 2026)
Remzi
KOÇÖZ


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder