10 Ağustos 2011 Çarşamba

Ermeni Sorunu Üzerine... (*)


“Efendiler,
Doğuda Trabzon'u, güneyde Adana'yı içine alacak büyük Ermenistan'dan eser kalmamıştır. Ermeniler, gerçek sınırları içinde bırakılmıştır. 1877 seferinde Türk vatanından zorla ayrılan Kars, Ardahan, Artvin yeniden sancağımız altına alınmıştır.
Kuzey Karadeniz'in en güzel ve en zengin sahilleri üzerinde kurulmak istenen Pontus hükümeti, taraftarları ile birlikte tümüyle ortadan kaldırıldı.
Güneyde etki alanlarına ayırarak ülkemizi parçalamak ümitleri kesin olarak kırılmış ve ulusun kararlığı ve kahramanlığı karşısında, Türkiye'yi parçalamanın hayal olduğu kabul ettirilmiştir.
Türkiye'ye her medeni ülkenin faydalandığı haklardan yararlanması sağlanmıştır.
Yine güneyde zenginliği ve yeteneği yönünden vatanımızın parlak ümitlerinden biri olan Adana ve onun gibi birçok güzel şehirlerimiz, ezici düşman boyunduruğundan kurtarılmıştır.” (1)

Ermeniler ve Anadolu (2)
Türkler, Anadolu’yu fethettiğinde buralarda Bizanslılar varmış; Ermeniler ise her dönemde azınlık olarak kalmış; Roma, Bizans, Selçuk, Osmanlı tebaası olmuş; tarihsel süreçte millet olarak devlet kuramamışlardı. Ta ki I. Dünya Savaşı sonrası Kafkaslarda kurdurulan devlet hariç…
Türklerin Anadolu’ya gelmelerinden önce Bizans’ın zulmünü yaşayan Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya ayak basmaları ile dinlerini-kimliklerini-kültürlerini yaşamaya, yaşatmaya ortam bulmuşlardır. Ermeni Tarihçi Mateos, Türkleri kurtarıcı olarak görüp “Melikşah’ın ardından dünya ağladı” diye bir veciz sözde bulunur.
Selçuklular döneminin ardından Osmanlılar döneminde de Ermeniler sorun yaşamazlar. Hatta Osmanlılar döneminde iki Ermeni Patriğine ilave bir patrik daha kurulur. 1800’lü yıllara doğru ise Ermeniler en üst düzey görevlere gelmesinin yanında, Osmanlı Devletine bağlılıklarından dolayı kendilerine ‘millet-i sadıka’ payesi verilir. Anadolu insanının hoşgörüsü ile ekonomik-sosyal-kültürel alanlarda da zirveye çıkarlar. Ancak edindikleri imtiyazları fırsat bilip Osmanlı’ya karşı içten içe sinsice hazırlık yaparlar. Ermeniler, 1900’lü yılların başında bile Osmanlı nüfusu irdelendiğinde nüfus yoğunluğu oluşturmayıp, % 7-8’lerde seyreden, her daim azınlıkta idiler. (3)
Ve 1900’lere doğru Batı’dan destek bulan Ermeni Taşnak ve Hınçak komiteleri Sivas, Elazığ, Erzurum, Van, Bitlis ve Diyarbakır çevresindeki Türk halkına karşı kitlesel katliamlara başlarlar.
Trablusgarp (1911), Balkan Savaşları (1912-1913) ve ardından oluşan I. Dünya Savaşı (1914-1918), İmparatorluğun cephe gerisini zaten perişan edecekti. Yedi cephede savaşan koca imparatorluk, içerden de başkaldırışlarla karşı karşıya kalır. Bu darbeye, bu ihanete karşı geç de olsa 1915 yılının 24 Nisanında, çete faaliyetine dönüştüğü için Ermeni Taşnak ve Hınçak Parti faaliyetleri yasaklanır; 27 Mayıs 1915’de de Tehcir (Göç) Kanunu çıkartılıp Anadolu’da yıkıcı-bölücü faaliyet gösteren çetelere katılan kişilere uygulanır.

Bölgede yaşayan Ermenilerin ihaneti her Rus işgalinde kendini göstermiştir. (Diğer işgal bölgeleri ve cephe gerisinde de ihanetler yaşanmaktadır.) 1916 yılındaki son Rus işgali 1,5 yıla yakın sürer. Ruslar, Ekim 1917’de Bolşevik İhtilali sonrası geri çekilirler. Yerlerini silahlarıyla birlikte Ermeni çetelere, komitalara bırakırlar. Fırsat bu fırsattır onlar için artık değneksiz köyün çobanıdırlar! Kozlar onların elindedir. Rus silahıyla güçlenip Batı’dan destek bulan Ermeniler, yıllarca depreşen içlerindeki kin ve nefreti açığa çıkarırlar. Doğu Anadolu’yu Ermeni toprağı yapmak için hazırladıkları plana göre ilkin, birlikte, iç içe yaşadıkları Türkleri yok etmeleri gerekmektedir. Onun için tez elden genç, ihtiyar, kadın, çocuk demeden Anadolu insanını katlederler. İşte bu Ermeni vahşetidir; soykırımın ta kendisidir! Ne zamanki Anadolulu milisler örgütlenerek, silahlanarak bu insanlık düşmanı zalimlere karşı mücadele başlatırlar ve ardından Ordunun da desteği ile püskürtülerek Anadolu topraklarından atılırlar. İşte bu, ulusal savaşın ta kendisidir. Ermeniler kaçarken yakarlar yıkarlar, yok eder, tecavüzde bulunurlar. Kadın kız, çoluk çocuk demeden katlederler. Ermenilerin geçip gittikleri yerlerde toplu mezarlar çıkar. Soykırım denen vahşet işte budur! Aynı ovayı, yaylayı kullanırken aynı suyu paylaşırken arkasından hançerlenmek nasıl hoş karşılanır? Türkler, saldırıya maruz kalan taraf olarak kendi canlarını korumak için Ermenileri uzaklaştırmak ve üzerine geleni öldürmek zorunda bırakıldıysa, vatan savunması uğruna ölmemek için öldürmenin nefsi müdafaa sayılması gerekirken ve dünyadan bu gerçeğin kabullenilmesi beklenirken, yıllar sonra yine pişkinlikle “Ermeni Sorunu veya Ermeni Soykırımı” diyerek Türklerin karşısına çıkarlar. Bu ne yüzsüzlük!..

O günleri yedek subay olarak yaşayan Şevket Süreyya Aydemir’in “Suyu Arayan Adam” kitabında o günler anlatılır. Tarihi gerçeklerden yararlanabilmek için Ermeni katliamları iyi analiz edilmeli. O insanların Anadolu toprakları üzerinde 1000 yıla yakın birlikte yaşadıkları insanları, yanlarında çalıştıkları, ekmeklerini yedikleri, dostluklarını gördükleri insanları bir gecede güç ellerine geçince hunharca, acımasızca, vahşice, insanlığın akıl alamayacağı, düşünemeyeceği işkencelerle katletmeleri... İşte yıllarca içlerindeki kin ve nefret açığa çıkarak kendini göstermiş, Ermenilerin uyguladığı katliam sergilenmiştir.

İlkçağdan-Anadolu’ya, Ermenilerin mitoloji olarak MÖ 6000’li yıllardan itibaren Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerini sahiplendikleri görülmektedir. Ancak aynı tarihlerde Hitit, Urartu gibi kültürlerin varlığı çakışmaktadır. Urartu kültürüne sahiplenseler de tarihçiler özdeki olumsuzlukları, farklılıkları ortaya koymaktadırlar. Ermeniler zaten geçmişten günümüze kendi mitolojik öyküleriyle Anadolu’nun geçmişine sahiplenmektedir. İşte bu mitolojiden yola çıkarak ninesinin anlatımları ile büyüyen Ermeni çocukları “Ararat” senaryosunu kurgulayıp film yaparak Dünyaya abartılı mesaj vermeye devam etmişlerdir. Zaten Ermeni lobisi yeterince gelişmiş; Türklerin ilgisiz ve yetersiz kaldığı, Türk’ün kendini insanlık etiğiyle haklı kabullenip tanıtım yapamaya gerekli görmediği boşluğu doldurarak Dünya Kamuoyu yaratmaya son sürat devam ede geliyorlar. Bugün kendi iç sorunları ile uğraşan güçsüz bir yapıda olan Ermenistan Devleti, yarın güç bulduğunda uydura geldikleri tarihi miraslarını dillendirmeye, Anadolu üzerinde toprak sahiplenmeye başlayacak, Ararat ve benzeri filmler de bunların birer alt yapısı olacaktır.

Türkler, kendilerine yapılan katliamları duygu sömürüsü şeklinde dünya kamuoyuna aktarmaya gerek duymadı. Zaten yapılan her şey capcanlı ortadaydı. Bu katliamın acılarını, yaralarını sarmayla uğraştı. Her yıl kutlanan kurtuluş günlerinde nefreti canlı tutmaya çalıştı. Onun dışında yapılanları, kötülükleri bölge ve dünya barışı için unutmaya, tarihin sayfalarına, insanlığın hoşgörüsüne bıraktı…

Ermeni lobisi, Rum ve Yahudi lobisi gibi dünyanın en güçlü lobilerinden biridir. ABD Kongresi üzerinde, batının yeni dayanışma oluşumu AB üzerinde etkili olup Türkiye’ye yardım ve destek konularında aleyhimizdeki kararlarda etkindirler. Yaşayan tarih açısından olayı yaşayanlardan, yapılan katliamlardan, mezarlardan, yakılan yıkılan köylerden kentlerden ve bizlere anlatılanlardan geleceğimize aktarabilecek eserler ortaya koyamamışız. Yaşadığımız zulmü sineye çekmiş; bir film, bir tiyatro yapamamışız. Bu gerçekler iyice aktarılmadığı için çabuk unutmuş; iyi niyetliliğimizin saflığıyla onların ekmeğine yağ sürmüşüz. O vakitlerde, öteden beridir yaşatıla gelmiş mevcut köy isimlerini bile onlara mal etmiş ve değiştirerek yeni isimler koymuşuz. Araştırmadan-incelemeden yıllar öncesi Orta Asya’dan geldiğimizde var olan ve de koymuş olduğumuz isimlerin anlamlarını bilip bilmeden, öfkeyle kızgınlıkla değiştirmişiz. Hiddet ve gafletimizle rakiplerimizin ellerine koz vermişiz! Biz, tarihi gerçeklerimizi anlatamayınca, film yapamayınca, yeterince bilimsel yazılı ve görsel eserler ortaya koyamayınca oluşan bu boşluğu Ermeniler ve yandaşları doldurmuşlar; bizim yazmamız, bizim yapmamız gerekenleri aleyhimize abartarak; çirkinlikleri yanlışlıkları bize mal ederek ortaya koymuşlar ve kendi çıkarları doğrultusundaki yalan dolanlarla aleyhimize kamuoyu yaratmışlardır.

Ermeni Zulmünden Ermeni Terörüne
Türk insanı, Anadolu insanı bu vahşeti hak etmemiştir. Tarihte fethetmiş olduğu topraklarda kimsenin Diline-Dinine-Milliyetine-Kültürüne-Tarihine müdahale etmemiş aksine hoşgörü göstermiştir. Bunlara tarihten bir-kaç örnek sıralayalım;

 Selçuklular, Malazgirt Savaşında esir aldıkları Bizans Komutanı Romen Diyojen’i ülkesine sağ-salim teslim etmiş, Bizanslılar ise komutanlarını kendileri öldürmüş.

 Osmanlılar 1492 yılında İspanya’dan sürülen-sınır dışı edilen Yahudilere kucak açmış.

 Osmanlılar sığınma talebinde bulunan İsveç Kralı 12. Şarl’ı topraklarında altı yıl misafir etmiş.

 1848 yılında Macar mültecilere kucak açmış.

 1917 Ekim Devriminden kaçarak sığınan 250 bin Rus’u bağrına basmış.

 II. Dünya Savaşında 6 milyon Yahudi’yi toplama kamplarında, gaz odalarında katleden Nazilerden kaçan Yahudilere kucak açmış.

 1993’de Halep’çe katliamı sonrası Kuzey Irak’tan ülkemize sığınan Kürtlere kucak açmış...

Türk tarihinde, kültüründe soykırım diye bir şeye rastlayamazsınız. Aksine dostluk-dayanışma-hoşgörü-yardım özellikleri ön plandadır.

Aksine Ermeniler bir milyona yakın Anadolu insanını işgal ve savaş gerekçesiyle yok etmişlerdir. 1918 yılında Ermeni katliamına son verilmesi sonrası; Ermeni zulmü sona erse de Ermeni Terörü yine durmayacaktır. Ermeniler, vahşetlerine, Tehcir Kanunundan sorumlu tuttukları Osmanlı Devlet adamlarından başlarlar.

 Eski İçişleri Bakanı Talat Paşa 15 Mart 1921 tarihinde Berlin’de (Almanya); IV. Ordu Komutanı Cemal Paşa ile yaverleri Nusret ve Süreyya Beyler 21 Temmuz 1922 tarihinde Tiflis’de (Gürcistan); Eski Dış İşleri Bakanı Sait Halim Paşa 5 Aralık 1921’de Roma’da (İtalya); İttihat ve Terakki üyelerinden Bahattin Şakir ve Cemal Azmi Beyler 17 Nisan 1922 Berlin’de (Almanya) katledilmişlerdir.

 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Ermeni (ASALA) Terörü ortaya çıkar, 1980 yılına kadar 41 Diplomatımız katledilir. (21 ülkede 199 eylem sonucu 41 şehit, 261 yaralı)

 1980 sonrası (ASALA, 17 Kasım ve diğer Terör Örgütleri işbirliğiyle gelişmiş) PKK terörü 35 bin insanımızı yok edecektir.

 1990’lı yıllarda Ermeni komitaları, aynı cinayetlerini Kafkaslarda, Azerbaycan-Karabağ’da, tekrarlayacaklardır. (4)

Dünyaya hakim olan Ermeni-Rum lobileri, 1920’lerde ve Lozan günlerinde lobi faaliyetlerine başlarlar. Gece Yarısı Ekspresi - Ararat gibi filmlerle 21. yüzyıla giren dünyaya seslenirler. (Ermeni lobisi binlerce yazılı ve görsel eserle Dünya’ya seslenirken, Türkler yüzlerde kalmışlar…) Bu durumu hem pozitif hem de negatif olarak değerlendirebiliriz. Pozitif olarak düşünürsek yavuz hırsız rolüne soyunmamış, suni gündemler, abartılı eserler yaratmayı etik görmemişiz. Negatif açıdan bakarsak; diplomasiyi, lobiyi gereği gibi kullanmakta geç kalmış; susmakla, ağırdan almakla onlara meydanı boş bırakıp at oynatmalarına seyirci kalmışız.
Kendi yurdumuzda, şehit ve gaziler emaneti bu kutsal toprağımızda işgale uğrayıp zulüm görmüş; sonuçta da yine zalim olarak gösterilmişiz. Kendi haklılığımızı savunmamız gerekirken bizi Amerikalı Prof. Justin Mc. Carthy savunmaya çalışmış. Bu muhterem zat, Türklerin haklılığını bir Türk’ten çok daha içten, daha yürekten anlatmaya, tanıtmaya çalışmış; Amerikan Kongresine raporlar sunmuş.
Biz ise haklı olduğumuz bu davada ivedilikle yapılması gereken tanıtım işlevini yapmamış ya da yapamamıştık. Kendi iç sorunlarımızla uğraşıp kısır döngülerimizle birbirimizle dalaşırken elin oğlu atı almış ve de gözümüzün içine baka baka Üsküdar’ı geçmişti! Gaflet uykusundan uyandığımızda, iyi niyetliliğimizin suiistimal edildiğinin farkına vardığımızda ise tüm dünyayı karşımızda bulmuş, yapayalnız kalmıştık. Böyle bir durum karşısında “Zararın neresinden dönersek kâr” diyerek 2000’lerde gecikmeli de olsa bilimsel mücadeleye, araştırmaya başladık. Ermeni-Türk ilişkileri Araştırma Merkezi, Atatürk Üniversitesi tarafından kurularak bilimsel mücadele başlatılır. Bunu Türkiye’nin dört bir yanındaki birçok üniversitelerimiz ulusal dava edinip hayata geçirerek stratejik araştırma merkezleri adı altında bilimsel çalışmalara kollarını sıvayacaklardır. Hareketlenmeden esinlenerek bu üniversiteler dışında da stratejik araştırma merkezleri kurulur. Geç kalmış da olsak “Zararın neresinden dönersek kârdır” atasözünün içeriğini yerine getirecek; bu ulusal bilinçlenme, bu ulusal mücadele yakaladığımız yerden sürdürülecektir.
Şu da çok iyi bilinmelidir, tanıtmak için tanımak ve bilmek gerekmektedir. Bir de yorulmadan, yüksünmeden disiplinli bir şekilde çok yönlü mücadele vermek, bilinçli olarak dürüstçe ve azimlice çok ama çok çalışmak gereklidir.

Önce arşivler elden geçirilir, Toplu Mezarlar, Belgeler, Bulgular, Canlı Tanıklar sonucu yeni-yepyeni bir çalışma şekillenir. Akademik eserler ortaya çıkarılır. Sırada öykü, roman, tiyatro eserleri, sinema filmi gelmelidir? Bize dayatılan/ sunulan çirkin teze karşı anti tez geliştirmeliydik. Bu amaçla üniversitelerimiz ve sivil toplum derneklerimiz bilinçli bir çalışmayla yola çıkarak verilerin ilki 2004 yılı içerisinde sonuçlandırılır. Ermeni oyunlarını, Batı’nın sinsi şer entrikalarını gözler önüne sermek için o günleri anlatan ve gösteren CD hazırlanır.(5) Onların Ararat filmi gibi abartılı anlatımlardan yola çıkılarak hayal ürünü ortaya koyulmamış; bunlar belgesel, bilimsel bir yapıt olarak gerçeğin ta kendisi olmasına, tarihe ışık tutmasına özen gösterilmiştir.

Özet olarak belirlersek; tarihsel bir yarayı kaşımak, mezarlıkları yeniden kazmak amacında değiliz. Ülkemize ve ulusumuza karşı tezgahlanan sinsi oyunları içeren çirkin teze karşı olarak antitezimizi ivedilikle uluslararası arenada geliştirmeliyiz. Ermenilerce tarihin çarpıtılmasına, suni gündem yaratılmasına engel olabilmek için arşiv ve diğer belgelerle yola çıkarak Ulusal Mücadelemizin kazanımında olduğu gibi doğruluğu ve haklılığı içeren bir cevap vermekten yanayız.

Remzi KOÇÖZ

Dip Not/Kaynakça:
(*) Bu yazı dizisine başlamadan 5,5 yıla yakın görev yaptığım Dadaşlar diyarı Erzurum’dan Atatürk Üniversitesi bünyesinde yakın tarihimize ışık tutması açısından 2000 yılında faaliyetlerine başlayan Türk-Ermeni ilişkileri araştırma merkezi ile geçmişi ve bugünü geleceğe şekil vermek üzere taşıyacak olan Stratejik Araştırmalar merkezinin çalışmaları sevindirici ve takdire şayan bir seyir izlemektedir. Değerli öğretim görevlilerinin özverili çalışmaları gelecekte daha anlaşılır, değer bulacaktır. 80 yıllık Cumhuriyetin geçte olsa bu tür çalışmaları önem kazanacak, meyvelerini gelecekte verecektir. Sabır, disiplin, özveri başarıyı getirecektir. Bilim adamlarımız bu donanıma ve inanca sahip olarak yola çıkmışlardır. Kendilerini yürekten kutluyorum.
(1) M.Kemal ATATÜRK, TBMM 1924 yılı açış konuşması, Meclis tutanaklarından.
(2) Axis 2000 Büyük Ansiklopedi, cilt-2, Milliyet / Hachette yayınları, s.230-233
(3) AYDIN Mahir, “Türkiye ve Ermeni sorunu” konulu konferans notlarından
(4) KÜRKÇÜOĞLU Erol, “Doğu Anadolu’da Türk Soykırımı ve Ermeniler” konulu konferans notlarından.
(5) Atatürk Üniversitesi Türk-Ermeni İlişkilerini Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu ve Murat Bulut tarafından 2003 yılı içersinde hazırlanan “Tarihi Belgelerin Işığında Ermeni Sorunu” adlı 50 dakikalık CD 2004 yılında 12 Mart Erzurum’un Kurtuluş Gününe ithafen Erzurum Büyükşehir Belediyesi tarafından bastırılmıştır.

1 yorum:

Anonim dedi ki...

Merhaba,
Susmak, kabullenmek anlamına gelirdi.
İyi ki yazmışsın. Hem de kanıtlarıyla, belgeleriyle..
İkinci defa okudum. Araştırma yapacak olanlara da iyi bir kaynak olacaktır.
Kalemine, yüreğine sağlık..
Erol Özdemir

Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz