12 Mayıs 2013 Pazar

Karasu Üzerine

-Geçmişten Geleceğe İzdüşümler-

Karasu ilçesi, 1975’li yıllarda kendi halinde bir sahil kasabası iken tarım ağırlıklı bir yaşam çerçevesinde, küçük esnaf dışında tamamen toprağa bağlı bir ekonomik yapıya sahipti. İlçe yıllar öncesi Kafkas ve Balkan ağırlıklı göç almış, sonrasında da –toprak yeterli gelmeyip ve de artan nüfusu besleyemeyince- kısmi olarak göç vermeye başlamış; çareyi gurbete gitmekte aramış. Birinci kuşak Avrupa’ya, ikinci kuşak ise Adapazarı-İzmit-Bursa-İstanbul gibi diğer illere, sanayi bölgesine çalışmaya gitmiştir.
Fındık dışında buğday, mısır, sebze, meyve gibi üretilen ürünler halkın kendi ihtiyaçlarını karşılarken fındık ise ticari bir meta olarak ekonomik getirisi/katkısı olan bir ürün olarak ilçenin olmazsa olmazıydı. Ailenin geçiminden tutunda çocukların okuması, evlendirilmeleri, sermaye edinmeleri, ev yapmaları, araba almaları gibi her şeye deva olurken; aileler, adeta fındık ile geleceklerini şekillendirirlerdi!
Bu güzelim ilçenin insanları mazbut bir yaşam sürerken denize yakın araziler tarım alanı olarak kullanılır, bölgenin yeşilliği ile denizin mavisi birbirini tamamlardı. İlk olarak 1976 yılında sahil yolu ile bir sınır çizildi. Derken sahil yolu ile deniz arasında kalan araziler betonlaştı. Toplumu birdenbire “deniz kültürü” sarıverdi. Plajdan Küçükboğaz’a kadar aralıksız yazlık konutlar çok katlı binalar şeklinde -izin verilmemesi gerekirken- mantar gibi türedi.
Tarım da üretim azalırken, turizm can simidi olarak ortaya çıkmış ve sahil adeta yağmalanarak o güzelim tarım alanları, beton yığını haline geliverdi. Sonrasında deniz bitti! Mevsimi bir ay gibi kısa olan bir bölgede yapılan konutlar istenilen cazibeyi sağlayamadı. Turizm bacasız fabrika, ancak ilçenin coğrafi konumu, iklim durumu çok getirimli değil. Olsa olsa en çok yakın bölgeyi denize çekebilir, alternatif olabilirsin; Ege ve Akdeniz’le yarışamazsın!
Tabiî ki turizm denilince sadece deniz olgusu anlaşılmamalı. Yayla, göl, nehir turizmi akla gelebilir. Yeşil alanlar; gezi alanları, mesire yerleri olarak cazibe oluşturabilir. Sakarya Nehri, Küçükboğaz Gölü ve çevresinin; Muğla-Dalyan-Köyceğiz gibi denize açılan yapısıyla tekne gezintisi, su sporları, balık çiftlikleri gibi değerlendirilebilir. Maden deresi ve çevresi keza aynı şekilde değerlendirilebilir. Orada I. Dünya Savaşından kalanlar; tüneller, raylar, baraj bölgeye bir otantik özellik kazandırabilir. Tabiî ki doğallığı, ekolojik yapıyı bozmadan, betonlaşmadan, -liman-tersane yerindeki/yapımındaki hataya düşülmeden, mahmuzlara/dalgakıranlara başvurmadan- bunların iyice etüd edilmesi gerekmektedir.
Gelelim ilçenin kabuğunu kırmasına, makûs talihini tersine çevirmesine… Günümüzde tarım da turizm de işgücü olarak istihdam oluşturacak bir umut vaat etmemekte; Her ikisi de mevsimlik işler olduğundan kalıcılığı, sürekliliği bulunmamaktadır. İş kala kala sanayiye kalmaktadır. Bunun için liman, tersane ardından da serbest bölge bir umut olmuştur.
Sanayi ve yatırımın gelmesi kara-deniz-demiryolu bağlantıları şeklinde ulaşım ağının geliştirilmesini gerekli kılmış; ilk etapta Karasu-Adapazarı yolu bölünmüş yol olarak hem zamanı kısaltmış hem de ulaşımı rahatlatmış ve 1,5 saatte alınan yol yarım saate düşmüştür. Diğer taraftan 1975 yılından bu yana sahil yolu projesi İstanbul’u Karasu üzerinden Karadeniz’e bağlamayı (Şile-Kandıra-Kaynarca-Karasu-Kocaali-Akçakoca-Alaplı-Ereğli-Zonguldak) öngördüyse de bu beklenti çok ama çok ağır kalmıştır. 2011 yılı içerisinde projenin yeniden canlandırılarak (bu proje bağlamındaki üçüncü boğaz köprüsünün güzergâhı, Karasu-İstanbul arasındaki mesafeyi 110 km’ye indirecektir) sahil yolunun yeni ihalesinin yapılıp/altyapının başlaması yeni bir umut doğururken; ardından demiryolu (Adapazarı-Karasu-Bartın arası) projesi de ayrı bir katkı sağlayacaktır. Karasu 2000’li yıllar öncesine göre kapalı kutu olmaktan çıkmış, yeniden göç almaya başlamış, her ne kadar çirkin yapılaşmalar hakim olsa da konut sektörü yeniden hareketlenmiştir.
Sonuçta; Karasu’nun akil adamları, girişimcileri, esnafı, siyasetçileri, kamu yöneticileri ve sivil toplum kuruluşları hep birlikte bu ilçeyi canlı/cazip kılmak için el ele vererek, proje üreterek -ilçe için oluşturulacak stratejik bir plan/bir yol haritası çerçevesinde- kamu yatırımları ve alt yapısı desteğinde, yerli-yabancı özel sektörü/yatırımı bu bölgeye getirmek durumundadırlar.
(http://www.remzikocoz.com/)
Remzi KOÇÖZ
Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, her tür fikri mülkiyet hakkı , tarafıma aittir.
Kaynak götermeden kullanılamaz